EĞİTİMİMİZ VE EĞİTİMCİLER 2. PLANA İTİLDİ

Bu haber 24 Kasım 2009 - 0:00 'de eklendi ve 621 kez görüntülendi.
İsmail Ataseverismailatasever@hamlegazetesi.com.tr

Son yıllarda, eğitimimiz ve eğitimcilerin 2.plana itildiğinde şüphe yok.
İş başındaki AKP Hükümeti kabul etsin veya etmesin realite bu.
Aksi olsaydı, diğer ayrıntılar bir yana genel bütçeden eğitime ayrılan pay, her geçen gün gerilere düşmezdi.
Çok değil yakın zaman öncesinde hükümetler yeni yıl bütçesini yaparken en büyük payı eğitime ayırırken, ne hikmetse son dönemlerde aynı yaklaşım yok.
Eğitimimiz 2.,3. sıraya gerilemiş vaziyette.
Tablo bu iken Milli Eğitim Bakanı dahil kimse itiraz edemez.
Zira, her bir kuruma ayrılan ödenek rakamlarla ortada.
Rakamlar yalan söylemeyeceğine göre…
***
Peki nedendi?
Neden eğitim ödeneklerinde gerileme var?
Bunun 2 sebebi olabilir.
Ya icranın başı hükümet, ülkenin her bir köşesindeki eğitim kurumlarını yeterli görmektedir.
Ya da, daha bir aciliyet arz eden kurumlar olduğu düşüncesindedir.
Başkaca bir düşünce olamayacağına göre, böyle bir eğilimin cevahiri kurtarıp kurtarmadığına bakalım.
Bir kere, eğitim kurumlarının yeterli olduğunu düşünmek, Türkiye’yi bilmemekle eşdeğerdir.
Eğer senin ülkende, çoğu yerlerde yeterli okullar yok.
Bazılarında, yürürlükteki yasanın öngördüğü rakamın hilafına, sınıflar tıka basa ise, fiziki kapasite itibariyle okullarımız yeterli diyemezsiniz.
Sınıflarda ideal öğrenci sayısı 24 olması gerektiği halde genelde öğrenci sayısı 40 ila 50 arasındadır.
Bu sayıdaki sınıflarda öğretmenlerin ne gibi zorluklar içerisinde olacaklarını, her halde kestirmek zor değildir.
2.hal ise daha vahimdir.
Bir ülkenin kalkınmasında öncelik eğitim ve öğretime ait olduğu halde, daha bir öncelik alan kurumlar var demek, geleceği sekte vurmaktır.
Elbette genel bütçe yapılırken diğer alanlar adına da ödenek ayrılacaktır.
Buna kimsenin itirazı olamaz.
Ama siz, Ulu Önder Mustafa Kemal Atatürk’ün hedef gösterdiği çağdaş ülkeler düzeyine çıkmada asıl olan eğitime öncelik vermezseniz, belirsizliğe doğru yol alıyorsunuz demektir.
Bunun da dünyanın geldiği noktada ne anlama geldiği, 2 bilinmeyenli denklem değildir.
Onun için mevcut AKP Hükümeti, ne yapıp yapıp, eğitim ve öğretimin çağdaşlaşması adına elinden geleni esirgememelidir.
Gelişen ülkelerin tamamı, önceliği eğitim ve öğretime verdiğine göre Türkiye’nin de aynı yolu izlemesi kaçınılmazdır.
***
Eğitim kurumlarımızın hal-i pürmelâli bu iken, eğitimcilerimize bakalım.
Hani 1980 ihtilâlinden sonra “24 Kasım Öğretmenler Günü” ilan edilmişti ya.
Bugün için o öğretmenlerimiz, huzur içerisinde eğitim ve öğretim görevini yerine getirebiliyorlar mı?
Asıl olan bu.
Ne var ki öğretmenler adına iyimser olmak mümkün değil.
Geçmişten günümüze hükümetlerin eğitim ve eğitim kurumlarına bakış açısı ne ise öğretmenlere de aynı nazarla bakılmaktadır.
Maalesef dün neyse bugün de aynıdır.
Bir yerde eğitimimiz ve eğitimciler 2.plana atılmışlardır.
Hal böyle iken eğitimcileri asıl kahreden ne biliyor musunuz?
Çoğu anlarda olduğu gibi bu 24 Kasım’da da ilgili ve yetkililer, öğretmenleri oturtacak yer bulamamaları.
Onların bu ülke için ne denli önemli olduğundan hareketle, yine atıp tutacaklardır.
Kısaca yine eğitimcilerin ağzına bir parmak bal çalınacaktır.
Oysa önemli olan, ülke genelinde konuşlanan öğrencilerin elverişli şartlarda eğitim ve öğrenim görmelerini sağlamakla birlikte, öğretmenlerin koşullarını iyileştirmekti.
Siz ancak bu şartları yerine getirdiğiniz an, 24 Kasım’da söyledikleriniz yerini bulur.
Aksi halde söylenecek her söz, laf-ı güzaftan başkası olamaz.

HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

Yorum Yok

Bu yazı yorumlara kapatılmıştır.