Eğitimde Yenilikçi Yaklaşımlar

Bu haber 10 Ocak 2017 - 0:02 'de eklendi ve 737 kez görüntülendi.
İsmail Zorbaismailzorba@hamlegazetesi.com.tr

 

İsmail ZORBA

 Gözlerimizi kapayıp tek başımıza yaşadığımızı düşünemeyiz. Memleketimizi bir çember içine alıp dünya ile olan bağlarımızı kopartamayız. Aksine yükselmiş, ilerlemiş, çağdaş bir millet olarak medeniyet düzeyinin de   üzerinde yaşayacağız. Bu hayat ancak ilim ve fen ile olur. İlim ve fen nerede ise oradan alacağız ve her ulus ferdinin kafasına koyacağız. İlim ve fen için kayıt ve şart yoktur.”

Mustafa Kemal ATATÜRK

 

Milli Eğitim Bakanlığı’mız son yıllarda Avrupa Birliği ile eğitim alanında ortaklaşa yürüttüğü Erasmus v.b programlarda okulu, öğretmeni, öğrenciyi, veliyi ve toplumu merkezine alarak çok geniş bakış açılarının eğitim hedeflerinde uygulanılabilirlik aşamalarını geliştirmek amacıyla projeler üretilmesini sağlayacak çalışmaları başlatmış bulunmakta.

Okulumuzda da son on yıldır bu ortaklaşa çalışmaların içerisinde Avrupa Birliği içerisinde yer alan ülkelerdeki okullarla idare, öğretmen ve öğrenci bazında projelere katılım göstermekteydi. İçerisinde yer almadığım ama; gözlemlediğim kadarıyla gelişmiş ülkelerin eğitim alanında yürütmekte olduğu çalışmaların ne kadar yararlı dönütler getirdiğini görebiliyordum.

Bu projelerde kendimize ait kültürel, sanatsal ve akademik gelişimimiz noktasında paylaşımlarımızı ortak proje yürüttüğümüz ülke ve okullara tanıtmakla kalmıyor; o ülkelerin eğitim alanında kültürel, sanatsal ve akademik gelişimlerini yakından görme imkanına sahip oluyorduk. Bu sadece dışarıdan bir eğitimci olarak elde ettiğim izlenimlerimdi.

Gerek Milli Eğitim Müdürlükleri bünyesinde, gerek eğitim kurumlarımızda oluşturulan AR-GE ve okul proje ekiplerinin gerçekleştirdikleri projeler neticesinde eğitimdeki yaklaşımlarımız temelinde Avrupa Birliği ve dünya ülkeleriyle ortak paylaşımlar içerisinde yepyeni yaklaşım hedeflerine ulaşabiliyordu. Kurum bazında, öğrenci bazında uluslar arası eğitim hizmetleri yürütülmesi esas alınmıştı. Her kurum eğitimde hedeflediği hedefleri projelendiriyor, sonra planlamasını bu proje başlığında diğer ülkelerin eğitim kurumlarından ortaklar bularak ortak paydalarda yaptıkları çalışmaların sonuçlarını paylaşma imkanı buluyorlardı. Bütün bu aşamaların temelinde Avrupa Birliği’nin eğitim alanında finanse ettiği çalışmalar “Ulusal Ajans” tarafından kontrol ediliyordu.

Bütün bu başlıklar altında sadece dışarıdan gözlemci olarak değerlendirdiğim proje eğitimine Muğla Milli Eğitim Müdürlüğümüzün öncülüğünde okulumuz Muğla Anadolu Lisesi proje ekibinde yer alan değerli eğitimcilerimiz Fethi Çimen, Ertan Bekar, Gülsüm Şanlı ve Deniz Çalışkanlar’ın Erasmus projeler ve KA1 programı içerisinde “Eğitimde Yenlikçi Yaklaşımlar” adı altında hazırladıkları projeye kurs sağlayıcısı olarak Çek Cumhuriyeti’nden ITC Praque ve Portekiz Cumhuriyeti’nden Asossiatu Dominou destek verdiler.

Bu bağlamda AB’nin birçok proje türü var:  okul ortaklıkları, gençlik projeleri, meslek okullarını ilgilendiren staj niteliğinde projeler, sanat eğitimi ile ilgili projeler.  KA1 bireylerin öğrenme hareketliliğini hedefleyen bir proje türüne  personel eğitimi de denebilir. Bizdeki hizmetiçi eğitim kurslarının uluslararası boyutu gibi.

Ben de okulumuz Muğla Anadolu Lisesi’nden on iki arkadaşımla Çek Cumhuriyeti’nden ITC Praque’la yapılan anlaşma gereği yapılacak kursa katılma imkanı buldum. Aldığımız on günlük kurs programı sonrası yirmi altı yıllık bir eğitimci olarak eğitime bakış açımda çok önemli kazanımlar elde ettiğimi söylemekten büyük memnuniyet duyduğumu ifade etmeliyim. Bu çalıştığım eğitim kurumundan  Muğla’daki eğitime bakmak ve değerlendirme içerisine girmenin sığlığından kurtulup diğer eğitim kurumlarındaki işleyişi görmek ve buna göre içerisinde bulunduğum kurumu değerlendirmenin geniş bakış açısına sahip olmakla aynı çizgide.. Şairimiz Yunus Emre’nin mısralarından aktardığın bilgelik dolu ifadelerde olduğu gibi.. “İlim ilim bilmektir / İlim kendin bilmektir / Sen kendini bilmezsen / Bu nice okumaktır.”

Eğitim ki yaşın zamanı, mekanı, sınırı yok. İnsanla kaim, insanla zengin. İnsanı görmekten başlıyor. Muğla’dan Türkiye’ye bakarken gördüklerinle Ankara’dan, İstanbul’dan, Diyarbakır’dan, İzmir’den Türkiye’ye bakmak ve bütün bunların üstünde Türkiye zenginliğinde bakmak ve değerlendirmek arasındaki farkındalık gibi. Eğitimin hedef pencereleri ne kadar artarsa bakış açımızda o kadar zenginleşir, biz de yapacağımız çalışmalarda daha geniş açılımlı kazanımlara sahip olabiliriz.

Prag’daki kursumuzun bana kattığı en büyük kazanımlardan biri eğitim ve öğretim çalışmalarımızda ortak bir insan diline sahip olduğumuzdu. “İnsan”ı merkez alan çalışmalarda konuştuğun dilden çok iletişimin ortak dilinin insana neler aktardığı, neler paylaştırdığı ve verdiğiydi.

Aynı kursta birlikte yer aldığımız Maltalı, İtalyan, İngiliz, Finlandiyalı, Fransız, Belçikalı, Lüksemburglu farklı branştan eğitimcilerle aynı ortak dilde bulaşabiliyorduk. Hatta daha ayrıntılı bir tespitte daha bulunabilirim. Kendi kurumumda görev yaptığım eğitimci arkadaşlarımın bu ortak dil sayesinde ne kadar güzel hasletlere sahip olduğunun farkına vardım. Evet, yıllardır birlikte çalıştığım ama; bu farkındalıklarını göremediğim arkadaşları yeniden tanıdım, diyebilirim.

Kursun birinci aşamasında özellikle kendi dilimiz dışında bir dil bilmenin ne kadar önemli bir farkındalık kazandırdığını anlıyorsunuz. Bu dil tabi başta: İngilizce!.. Sadece gramer bilgisi ile edindiğiniz İngilizcenin ne kadar yetersiz kaldığını görüyorsunuz. Konuşmada, yazmada kendiniz geliştirip pratik kazanmak için muhakkak yurt dışında kalmak gerekiyor. Ve konuştukça, iletişime geçtikçe görüyorsunuz ki sizin dışınızdaki insanların sahip oldukları kültürel, sanatsal ve akademik farklılıklar bir havuzda toplanıp çok zengin bir paylaşım alanına dönüşebiliyor.

Bu kursun verdiği eğitim sürecinde iletişim ve etkileşim alanında pratik kazanımların ne kadar önemli olduğunun da farkına vardık. Eğitimde sadece müfredatın öngördüğü bilgileri yüklemek yeterli değil; hatta bilgiyi vermek, aktarmak çok sıradan bir düzeye götürüyor. Bilgiye ulaşmak günümüzde o kadar kolay ki.. İşte burada farklı bir noktaya ulaşıyoruz.

Verilen bilgiyi öğrencimiz gündelik hayatta nasıl kullanacak? Kullanırken kendi zihinsel dünyasında elde ettiği bilgiyi hayal dünyasında hangi yaratıcılıkları kullanarak geliştirebilecek? Bunu her alanda geliştirme imkanına sahipsiniz. Hem de pratiğe aktararak. Pratiğe yani uygulamaya geçmeyen hiçbir bilgi değer arz etmiyor. Burada öğrenci, öğretim yüklemesi yaptığımız, sınava hazırladığımız bir yarış atı olmaktan çıkıyor. “İnsan” temelinden ve bakış açısından gözlem altına alınıyor. Eğitimcinin her alanda çalıştığı insanı tanıması için onu görmesi gerekiyor. Mahatma Gandhi’nin sözlerindeki gibi : “Söylediklerinize dikkat edin; düşüncelere dönüşür… /Düşüncelerinize dikkat edin; duygularınıza  dönüşür…/Duygularınıza dikkat edin; davranışlarınıza dönüşür… /Davranışlarınıza dikkat edin;alışkanlıklarınıza dönüşür… / Alışkanlıklarınıza dikkat edin;değerlerinize dönüşür… / Değerlerinize dikkat edin; karakterinize dönüşür…  / Karakterinize dikkat edin; kaderinize dönüşür…”

Hintli eğitimcimiz Simitri’nin bir sözü beni çok etkilemişti :”Basit düşünmeyi öğrenelim. Basiti öğretmek zordur. Basit olan mantığın hareket noktasıdır.” Bilgiyi aktarırken öğrencinizin gözünden bakmak, onun ilgi alanını bulup ona o kanaldan aktarmak ana hedefimiz olmalı.Yani “Öğrenmeyi öğrenme”.. Pedagojik eğitim sadece akademik kitaplarındaki bilgileri öğrenmekten çıkıp bunu yaşama nasıl aktardığınızla ilgiliydi bir bakıma.

Örneğin yaptığımız bir uygulamada bir masalı herkes kendi dilinde anlatırken anahtar kelimeler o masalın kahramanlarının o dildeki tekrarlarında içinde bulunduğun hareketi tam tersi yöne dönerek karşılık vermeydi. Masaldaki büyükanne ve küçük kız kelimelerini her milletin temsilcisinin dilinden ortak anlatımlarda aktararak sadece anahtar kelimeler geçtiğinde tepki verdik. Ve aynı masal farklı dillerde, farklı kültürlerde o kadar farklı anlatılıyordu ki ortaya çıkan zenginlik kursun bize kattığı başka bir değerdi :”Farklı kültürlerde ortak eğitim dilini yakalama” ya da “ortak farkındalıklarda buluşma”

Matematik, müzik, resim, edebiyat, fizik, kimya, felsefe, mesleki eğitim branşları, ilköğretim programı her yerde aynı bilgileri veriyorsa ve bu bilgiler her milletin kendi kültürünün, sanatının, dilinin, biliminin katkılarıyla bir farkındalık taşıyorsa o zaman ortak payda “insan ve eğitim”se bu programlar hem öğretmeni, hem öğrenciyi çok zengin bir paylaşım ağında kendine ait olanı bulmada bir farkındalık katacaktır.

Yine Yunus Emre’ye dönelim : “Yiğirmi dokuz hece /Okursun uçtan uca /Sen elif dersin hoca /Mânâsı ne demektir/ Yunus Emre der hoca / Hepisinden iyice / Bir gönüle girmektir.”

Evet, olaya bir edebiyatçı gözüyle baktığımda öğrencilerime edebiyatımızın tabiki bütün güzelliklerini katmak en büyük hedefimiz olacak. Ama; bilgiden çok sözde, özde ve gönülde öğrencimi bütün farklılığıyla, zenginliğiyle, özgünlüğüyle, yaratıcılığıyla sadece ona ait olanı bulmasını sağlayacak değişik kazanım modelleriyle donatarak; kısaca Yunusça “bir gönüle girerek!..”

 

HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

Yorum Yok

YASAL UYARI! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen kişiye aittir.