Eflâtun Hüzünler « Hamle Gazetesi

Eflâtun Hüzünler

Bu haber 15 Mayıs 2018 - 1:30 'de eklendi ve 1.034 kez görüntülendi.
İsmail Zorbaismailzorba@hamlegazetesi.com.tr

 

İsmail ZORBA

(izorba48@hotmail.com)

 

“Yakınlarını, çocuklarını anlatırken, kendisinden söz ederken bu kadının gözlerine eflâtun bir hüzün inerdi.”

Ayşe İlker

Her yıl en iyi dostlarım arasına yepyenileri girer. Bunlar benim için yeni keşiflerdir. Bu keşiflerde hayata, insana dair onca ayrıntı içerisinde hüzünler, sevinçler, umutlar, çileler, gözyaşları, terk edilmişlikler, vicdan ve merhamet gönül güzelleri girer ki “hayat ve insan” denklemi yeni sayfalar açar önüme. Okudukça tarih, sosyoloji, psikoloji, felsefe, ekonomi, siyaset, astronomi, tıp, fizik, din derken insanın bütün bilişleri edebiyatın ve kitapların sunumunda yeni başlangıçlara merhaba dedirtir. Ve özne her cümlede, her mısrada ortak ve tektir : “İnsan!.”

Küçük bir hikâye kitabı var şimdi önümde, adı dikkatimi çekmişti önce: “Eflâtun Hüzünler”. Bu isme bir iletişim ağında Manisa Türk Ocağı’nın gerçekleştirdiği bir söyleşinin afişinde rastladım. Sonra yazara, Ayşe İlker hanımefendiye dair bir abimizin, bir dostumuzun övgü dolu sözleri eklenince kitabı ve yazarı misafir etmemiz gerektiğini düşündüm. Kitabı elime ilk aldığımda bir mektup sayfasından aktarılmış ve kapağın tam ortasında akmış bir mürekkebin yayıldığı eflâtun leke dikkatimi çekti. İlk önce kitaba ismini veren hikâyeden başladım kitabı okumaya.

Cümleler arasında “Küçük kız, işte eflâtun hüzünlü, bu gözlerin, gözlerin ve hüznün ardındaki acının, bütün yabancılığı içinde dost olduklarını gördü.” ifadesi aldı beni götürdü. İşte bu cümlede kitabın tümüne yayılan hikâyeleri, yazarın insana özlediğim bakışını, insana dokunuşunu gördüm. Bir cümle okuyup bu kitapla insanla hemhâl oldum. Günümüz insanın onca keşmekeş, yoğunluk, zaman karşısındaki esareti, çaresizliği gözümün önüne geldi. Bireyin yalnızlığa mahkumiyeti, bu mahkumiyete öylesine teslim oluşu bir şeylerin tükenmişliğini de getiriyordu.

Eflâtun Hüzünler, bu tükenmişliğin bir yansımasıydı. Ama “Eflâtun” hüzne bir zarafet, incelik katıyordu. Her şeye rağmen umutvar olmayı, içimizdeki insan bir kelebeğin dokunuşuyla yaklaşmayı, bir kelebeğin dokunuşundaki serinlikle dokunmayı sağlıyordu. Cümle devam ediyordu. Cümleyle kitaptaki bütün hikâyeler de.. “Onun acısını eliyle tutmak, çok hassas zamanlarda misafirin gözlerinde oluşan yaşları silmek gerekirdi.”

Hiç tanımadığım halde Ayşe İlker hocamın insana dokunuşu, insana bakışı, hayata değinmesi bir kadın duyarlılığının, bir kadın zarafetinin ayrıntılardaki ince dokunuşları hikâyeleriyle tamamlanıyordu. Her bir hikâye kendi dünyalarında çok özel bir o kadar sade, silik gibi görünen aslında özünde ortaya çıkartılsa yaşattığı güzellikleri saklıyordu. Ayşe İlker, her bir hikâyesinde gerçeğin sevgi ile temasını, umudun çaresizlik karşısındaki insanca dik ve onurlu duruşunu görebiliyordunuz. Cümleler yepyeni, bir o kadar aynı çağrışımlar uyandırıyordu içimizdeki insana dair..

Biz alışığız, az yesek de çok çalışırız.” diyordu en sevdiğim hikâyelerin birinde Türkân. Aza kanaat eden insanımızı, ekmeğini taştan çıkaran insanımızı, hiçbir şeye eyvallah demeyen insanımızı. Görünüşte silik belki basit, belki köylü, okumamış, belki fakir, acziyetleri olan, belki hasta ve çaresiz fakat umarsız değil, onursuz değil, vicdansız değil bir o kadar insan. Şahsiyetli, kendi içinde kendine özgü bir insan. Çatlamış, kurumuş bu topraklar üzerinden hiç eksilmeyecek olan insanımızın hikâyesine tutunmuş Eflâtun Hüzünler.

Ne diyordu Molla Nine? “Hay!” İnsanımızın onca çilede, ızdırapta, yoklukta sığındığı şifa bulduğu, dirildiği ve yeni sürgünler verdiği o kelimede saklı : “Hay!” Nasıl tamamlıyor yazarımız hikâyesinde yazgımızı, umudumuzu, her şeye inat hayat veren sürgünleri. “Her gün, bir diriliş, her nefes bir “Hay” değil midir zaten Molla Nine?”

İnsanımıza bir nefes, bir umut veren bir ses Ayşe İlker’in hikâyeleri. Bizi anlatan bizden hikâyeler. Bazı kadın yazarlarımız gibi taklidî değil, ondan popüler değil. Varsın olmasın tahkikî değil hakikî. Torbadaki Erikler hikâyesindeki İbrahim gibi hakiki. Her ne kadar unutturulmak istense de özümüzdeki ruhun İbrahimleri, Halil sıfatındaki bereketiyle yanı başımızda. Hep veren, hiç almayı bilmeyen o asil ruh! “Vatan sağolsun.” diyenleri göz yaşıyla, bir ana şefkatiyle kucaklayış, sarış!…

Eflâtun Hüzünler’de her bir hikâyede özümüzden, hasletlerimizden, hasret kaldığımız tüm güzelliklerden, değerlerden izler var. Allah’ına Kurban hikâyesinde vefayı, sadakati, Manolyada Asılı Yüreği hikâyesinde bir yerlere saklanılan vicdanı, Adım Neydi hikâyesinde onurlu bir insanın duruşunu, İplikler ve Yumaklar hikâyesinde utancı, sözün değerini, Buzdolabımız Dolu hikâyesinde şükür duygusunu, İçimdeki “Kün Fe Yekûn”lar hikâyesinde inancın verdiği gücü, O Sokak hikâyesinde geçmişin insana verdiği direnci ve tüm kitabı kuşatan onca yaşanmışlıklar arasında bu toprakların güzel insanların direncini, masumiyetini, onurunu ve ruhundan yansıyan güçlü dokuyu hissedebiliyor. Eflâtun Hüzünler kendi özünde insanımıza dokunuyor. Ona yeni bir nefes, yeni bir hayat veriyor.

Ve yazarla birebir sohbet edebildiğim, onun aynasında gerçeği görebildiğim kitabın merkezindeki hikâyeye.. “Fiilin Hikâyesi” Yazarımız bir akademisyen, Türkolog. Uzmanlığına dair dokunuşlar bu hikâyede kendini gösteriyor. Bilimin dil ötesi varlığı insana geçiyor. İnsanı kurgunun içerisinde cümleleriyle sindiriyor. Duygu geçişleri belki de dilin estetiğini bu hikâyede bir üst seviyeye taşıdı.

Eflâtun Hüzünler hikâyelerinin içerisine bir maestro, bir şef, bir öğretmen giriyor “Fiillerin Hikâyesi” “Yazıların, düzenli, kusursuz daktilo edildiği beyaz sayfalara dokundu.” Yazar, bu hikâyede bir anne şefkatiyle beslediği, büyüttüğü eserini kızı gibi dünya evine vermekten çekiniyor. İçindeki şüpheleri, soruları döküyor anı defterine.. “Fiillerim soğuk değil artık. Isındım onlara.. Ilık bir denizden gün yüzüne çıkma hazırlığındalar. Çeyizleri tamamlandı. Verebileceğim her şeyimi verdim.”

İyi ki her şeyinizi vermişsiniz Ayşe İlker hocam. Sayenizde gönül güzeli insanlarımızı hakiki çehrelerinde, o asaletlerinde, o vicdanî, merhametli dokunuşlarında, onurlu duruşlarında görme; onlarla ağlama, onlarla gülme, her şeye rağmen onlarda aslî varlığımızı görme imkanı bulduk. Eflâtun Hüzünleri sizin cümlelerinizde seveceğiz, bakacağız, büyüteceğiz.

Yürüyordunuz ve okuyordunuz. Okuduklarınıza önem atfediyor ve ağlıyordunuz. Yürüyor, okuyor ve ağlıyordunuz. Ağladıkça aydınlanıyordunuz. Ve arkanızda, aydınlık bırakıyordunuz.

Siz, oradaydınız.”

Ayşe İlker

HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

1 ADET YORUM YAPILDI

YASAL UYARI! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen kişiye aittir.
Münevver Ongun 15 Mayıs 2018 / 16:18

Harika bir tanıtım.Bu güzel yazılarınızı bir kitapta toplasanız çok iyi olacak.