Dünya Mirası Olma Yolunda Muğla..

Bu haber 22 Şubat 2013 - 0:00 'de eklendi ve 1.158 kez görüntülendi.
Dr. Gülten Şimşekgultensimsek@hamlegazetesi.com.tr
Bakış

Muğla’da yaşam yolcuğumuz akmadan önce, sadece çevre yolundan komşunu rahatsız etmek istemezcesine geçerdik..
Gel zaman git zaman bu şehrin bireyi oluvermek şaşırtıcı idi. İzmir’den gelip burada yaşamaya az da olsa ayak diremiştim. Bizler alışkanlıklarımızı bırakmak istemiyoruz..
Hızla da adaptasyon sağlanıyor aslında.
Yaşamaya başlayınca bu şehirde bombardımana uğramıştım.
Kültür bombardımanı… Yaşayan ve yaşatılan bir kültür olgusu var burada…
Yazmaya başlayınca “Kültür Kenti Muğla deyince, Sayın Özcan Özgür’ün kenti değil mi?” diyesi geliyor insana.
Elbette Özcan Özgür’ün kenti değil… Muğla, Muğla’yı yaşamasını bilen herkesin kentidir. Öyle de olmalı…
Özcan Özgür’ün kenti derken kinaye etmek istedim.
Yazın, Bardakçılar Yurdu’nda yaşadığı ziyafeti ballandıra ballandıra anlatmadı mı? Kültür Kenti Muğla değil mi yaşadıkları?
Sanırım Muğlalılar o özgün kültürün rutini içinde, yaşayan ve yaşatılan zenginliğin çokta özel olduğunu fark etmiyorlar…
Dışarıdan gelen birey için Muğla, gerçekten özgün değerleri olan ve değerlerini yaşatan bir kent olduğunu kendisi bangır bangır anlatıyor. Adeta bombardıman yapıyor…
Zaman içinde yöresel özgün kültürün nasıl bu kadar diri olduğu hayretinin verdiği şok etkisi ben de bir uyaran görevi görmüş ve daha fazla gözlemci olmuştum bu kente karşı…
Açıkçası her şey başka ve farklı geldi bana…
Zaten duyunca hepimizin uçukladığı Muğla Yaylası’nın yukarıda değil de şehirle aynı rakımda olması bambaşka bir kent olduğunun bariz göstergesi idi.
Yaylanın sit koruması ve mimarideki özgünlüğü.
Kavunları, kirazı, yayla börülcesi…
Yayla lokantalarında yenen büryanlar, döşler…
Yayla evlerinde her zaman tadı damağımızda kalan ziyafet sofraları ve leziz tatlar, kavunlar, karpuzlar, beğlerce üzümleri…
Süpüroğlu (Kahvesi) Restoranı ve enfes tatlar ile şu an istiladayım.
Lezzet istilası.. Ya rabbim ne de çok özgünlükleri var burasının. Vahanın içinde yaşıyoruz . Ya sizce ?
Muğla tarhanası.. Teletorlu börülcesi.. Yoğurtlamaları..
Görünce büyülendiğim Kuzulu Kapıları. Muğla bacası kadar Kuzulu Kapıları tarihi dokulu evlerinin süsüdür aslında.
Bir vahaya adım atmadan önce seni sıcacık karşılayan görüntü estetiğidir kuzulu kapıları.. Geniş iki kanadı olan ve genellikle sağ taraftakinin içinde ikinci bir küçük kapı ve büyük kapıyı açmadan küçük kapıdan giriş ve çıkışlar yapıldığı ayrı düşünce ürünüdür. Muğla’nın bu değerleri yaylanın sit olması ve mimaride uygulama zorunlulukları ile günümüzde yaşayan değerleri..
Düğerek de yaşayan kadınların özgün kıyafetleri.
Muğla gerçekten bir vaha, kültür vahası…
Bitimsiz güzellikleri ve değerleri var…
Ülkemin ilk kadın Valisi Sayın Lale Aytaman’ın Muğlamıza kazandırdığı MELSA ve yaşayan Yeşilyurt El Dokumacılığı…
Muğla merkezde restorasyon çalışmaları ve yaşatılan özgün sivil mimarlık örneği yapılar..
Uygarlıklar kenti Milas ise bambaşka bir renk..
Dağında, taşında uygarlıkların kokusu var.
Milas Halıları. Taş evleri, özgün kapıları ve bambaşka kıyafetleri ile başlarında taşıdıkları mevsim çiçekleri ile Çomakdağ Kadınları Muğla’nın farklı bir yüzü.
Kavaklıdere’ ye dönünce de ayrı bir hayat.. Bakırcılık adeta Muğla’nın incisi.
El sanatları özgün değerler olduğu gibi cömertçe yaratılmış bir bölgedeyiz..
“Napoliyi gör de öl demişler. Gökova’ yı gör de çok yaşa” der Halikarnas Balıkçısı..
Gerçekten gör de yaşa..
Menteşe Dağlarının bir uzantısı Sakar Geçidi eteklerinde sanki bir gelin var.
Sakarda, Seyir Tepesinden seyre dalınca allı duvaklı Akyaka’ ya aşık olmamak imkansız.
Bu Gelin’in en güzel takısı da begonvillerle makyajlanmış halidir..
Şirin mi şirin bir belde Akyaka..
Bozulmamış doğası ile sanki bir tablo.. Yaşayan Van Gong tablosu adeta.
Hani o paletin üzerinde hokkabazca karıştırılıp tuale çalınan fırçalarla harmoni yaratılır ya doğanın dili de burada en güzel renk raksını yakalamıştır..
Dingin bir ortam..
Peri masalı evleri .
Akyaka denilince ilk akla gelen Nail Çakırhan’ın öncülüğünde yaygınlaşan ve begonvillerle sarmaş dolaş olan, özgün ahşap mimari özellikli evleri akla gelir.. Nail Çakırhan büyük düşünür ve yazardır. Kendisi Ula ilçesindendir.. Ula’nın eski evlerinden esinlenerek Akyaka’ya özgü mimari bir doku oluşturmuştur. İlk yaptığı çalışması ile 1983 Uluslararası Ağa Han Mimarlık Ödülü’nü almıştır. Kendisi mimar değildir ve bir alaylı olarak bu ödülü kazanmıştır.
Merhum Dr Orhan Alper evi de Nail Çakırhan’ın bir çalışmasıdır (1979) Evin ortasından semalar gözükmekte. Ben bir kez görmüştüm. İlginç ve güzel bir mimari.. Müze gibi bir ev.
Nail Çakırhan 1970 ile 1998 arasında çok önemli eserler Akyaka’da yapmıştır.
1992 Yücelen Hotel ve 1998 de Kültür ve Sanat Evi ile noktayı koymuştur..
Özgün bir Akyaka yaratılmasında Nail Çakırhan yaratıcılığını kullanmış ve bir eser yaratmıştır.. Yarattığı evlerle yaşadığı kadar, Akyaka’ya dikilen büstü ile yaşamaktadır..
Akyaka’nın anlatılmaz yaşanır diyeceğim ama yazıyorsan anlatmalısın.. Buranın en güzel yerlerinden bir tanesi Azmağı. Sazlıklar ve ağaçlar arasında süzülerek Gökova Körfezine akan Kadın Azmağı doğal bir akvaryum görünümünde. Azmak boyunca sıralanmış balık lokantaları ise ülkemde ün yapmış ayrı bir güzelliği. Ve şimdilerde erguvanlar dikiyorlar azmak kenarlarına ve gelecekte farklı bir güzellik ortaya çıkacak.
Meşhurdur Ayvalık’ta Balık lokantaları. Ama Azmak başı lokantaları ile kıyaslanamazlar.. Hafta sonu İstanbul’dan gelen konuklarımızı Akyaka’nın Kadın Azmağı’nda ağırladık, tam puan aldık…
Bir ara Fok Bademle ulusal haberlerde çok sükseli idi Akyaka. Badem sahilde sıkıştırılınca birkaç kişiyi de ısırmıştı.. Badem bile farklı bir renk olmuştu Akyaka’ya.
Akyaka baştan aşağı özgün mimarisi ile peri masalı bir belde olmuş ve sanki sihirli değnekle yaratılmışçasına tüm güzellikler cömertçe ortaya konulmuş..
Ayrıca Cittaslow Birliği Genel Sekreterliği tarafından ‘ SAKİN KENT ’ ilan edilen belde, 2006 yılından itibaren yürütülen çalışmalarda tespit edilen biyolojik çeşitlilik koruma altına alınarak tanıtılacaktır.
Akyaka Dünya Mirası olma yolunda yoğun çaba sarf etmekte.
Kültür erozyonuna karşın Muğla’da dipdiri yaşayan bir kültürel işlevlik var..
Ne kadar anlatsan da aslında Muğla’da yaşanılarak öğrenilir..
Ben hala öğreniyorum…

HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

1 ADET YORUM YAPILDI
Ali uğur 22 Şubat 2013 / 20:54

Yazılarını takip ediyorum. Muğlaya kattığı değerden dolayı kutluyorum..