“Dünya Basın Özgürlüğü” Mü?!

Bu haber 09 Mayıs 2015 - 0:00 'de eklendi ve 1.255 kez görüntülendi.
Özcan Özgürozgurmugla@hotmail.com
Özgürce

Özcan Özgür

Ülkemizde hemen her gün bir şey anılır, kutlanır… Her hafta bir etkinlik…

İki gün önce tüm Ege’de, Trakya’da olduğu gibi Muğla’da da Hıdrellez idi…

O gün kimi Hıdrellez’i kutladı, kimi Deniz Gezmişleri andı.

Geçen hafta sonunda Pazar günü de “Türkçülük Günü” idi… MHP’nin ve Türk Ocakları’nın gayretleri ile “3 Mayıs Türkçülük Günü” son yıllarda artık hemen herkes tarafından bilinen, başta MHP’liler olmak üzere tüm Türk Dünyası’nda kutlanan bir gün haline geldi…

Aynı gün bir de “Basın Özgürlüğü” günüdür, ama kimselerin haberi olmadı. Gazetecilerin bile… (!)

xx        xx        xx

3 Mayıs Türkçülük Günü nedir ve neden kutlanmaktadır?

Bu gün “Türkçülük-Turancılık davasının gerekçelerinden biri olarak gösterilen Hüseyin Nihal Atsız – Sabahattin Ali davasından” çıkmıştır. 3 Mayıs 1944 tarihli duruşmasından sonra yaşanan “Ankara Nümayışı”nı anmak amacıyla, ilk defa 3 Mayıs 1945 tarihinde Tophane Askerî Hapishanesi’nde Nihal Atsız, Zeki Velidi Togan, Nejdet Sançar ve Reha Oğuz Türkkan başta olmak üzere 10 mahkûm tarafından kutlanmıştır.

Daha sonraki senelerde de devam eden toplantılar Türkçülük Günü (Bayramı) adını almıştır.

xx        xx        xx

Türkçülüğün liderlerinden Nihal Atsız tek parti döneminde bir ilke imza atmış ve “OrhunDergisi’nde dönemin Başbakanı Saracoğlu’na iki mektup yayımlamıştır.

Atsız, 20 Şubat ve 21 Mart 1944 tarihli mektuplarda Türkiye’deki yıkıcı hareketlerin (kastettiği komünizmdir) engellenmesinin hükümetin görevi olduğu halde meselenin üzerine gitmediğini ve ‘tescilli komünist’ olarak suçladığı Sabahattin Ali’nin, dönemin Maarif Vekili Hasan Ali Yücel tarafından kollandığını öne sürüp sert eleştirilerde bulunmuştu. Daha da ileri giderek Bakanın görevden alınmasını istemişti.

Atsız’ın mektupları Orhun Dergisi‘nin 1 Mart 1944 ve 1 Nisan 1944 tarihli sayılarında başbakan ve devlet yetkililerini uyarmak için yayınlar. Mektupta Milli Eğitim Bakanı Hasan Ali Yücel‘in emriyle komünist yazılar içeren dergilerin okullara dağıtıldığı ve o sıralarda mahkum olan Nazım Hikmet’e de gizli yollardan para gönderildiği yazılır. Ve dönemin Milli Eğitim Bakanı  Yücel ile o günlerin Ulus Gazetesi başyazarı Falih Rıfkı Atay‘ın teşviki ile Sabahattin Ali tarafından Atsız mahkemeye verilir.

26 Nisan 1944’te Ankara’da başlayan ilk mahkeme 3 Mayıs 1944 gününe ertelenir. O gün tarihte 3 Mayıs 1944 Olayları adıyla anılan olaylar yaşanır. İşte o gün yaşatılır ve 3 Mayıs 1945 tarihinden beri “Türkçülük Günü” olarak kutlanan bir gün haline gelir…

xx        xx        xx

3 Mayıs Türkçülük Günü, 3 Mayıs 1945 de olduğu gibi 3 Mayıs 2015’de de herkesin kendi meşrebince kutlandı.

3 Mayıs Dünya Basın Özgürlüğü Günü de Muğla dışında hemen bütün illerde herkesin kendi meşrebince kutlandı. O gün Ankara Gazeteciler Cemiyeti Başkanı Nazmi Bilgin, iş güvencesi ve sendikal haklardan yoksun Türk Basının içinde bulunduğu sorunları anlatırken şöyle diyordu:

Ülkenin mevcut koşullarında 3 Mayıs Dünya Basın Özgürlüğü Günü’nün kutlanması ne yazıktır ki bu yıl da mümkün olamamaktadır

Kim bilir belki de bu düşünceden hareketle o gün Muğla’da “Basın özgürlüğü” üzerine tek bir satır söz eden olmadı!

xx        xx        xx

CHP’nin “Yaşanacak Bir Türkiye İçin” başlıklı Seçim Bildirgesi’nde basın özgürlüğüne de yer veriliyor. Basına vaatler içinde “Gazeteciler Odası” veya “Basın Odası” gibi bir meslek örgütü vaadi aradım, bulamadım. Üzüldüm… Ancak “basın özgürlüğünü”  teminat altına alan düzenlemeler tatmin edici…

MHP’nin seçim bildirgesinde “basının adı” bile yok… Bir “meslek odası vaadini” orada da göremedim. Bildirgenin Temel Hak ve Özgürlükler ile ilgili bölümünde “Temel hak ve özgürlüklerin teminat altına alındığı, hukukun üstünlüğüne dayalı demokratik bir düzen, tesis edilecektir. .. Demokrasiyi; hukukun üstünlüğünün, insan şeref ve haysiyetinin, fikir, teşebbüs, din ve vicdan özgürlüğünün teminatı olarak kabul etmekte; sosyal ve siyasî ilişkilerde, demokrasinin bütün kurum ve kurallarıyla işletilmesini asgari bir gereklilik olarak görmekteyiz.” denilirken,  “Kamuoyunu Aydınlatma” başlığı altında da şöyle denilmiş:

Bu kapsamda medyanın ve sivil toplum kuruluşlarının kamuoyunu doğru bilgilendirme ve kamuoyu adına hükümeti denetleme görevini sağlıklı bir şekilde yerine getirmesini sağlayacak tedbirler alınacak, düzenlemeler yapılacaktır.

xx        xx        xx

Partilerin Türkiye seçime giderken, bildirgelerinde “basın özgürlüğüne” yaklaşımları bu kadarcık olduğundan mı ne 3 Mayıs Dünya Basın Özgürlüğü Günü’nde Muğla’daki il başkanlarından gününün anlam ve önemine dair bir tek söz duymadık.

Sadece siyasi partilerin il başkanları değil, Büyükşehir ve İlçe Belediye Başkanlarından da bir ses gelmedi. Mevcut milletvekilleri ve milletvekili adayları da suskundu. Meslek Odaları, Sendikalar ve STK’lar da öyle…

Bu gün bu yazımda bütün meslektaşlarıma “Gelin bir hafta bunlarla ilgili bir tek haber yapmayalım” demeyi ne kadar çok isterdim!

xx        xx        xx

Birleşmiş Milletler‘in 20 Aralık 1993’te aldığı kararla her yıl 3 Mayıs tarihinde kutlanan Dünya Basın Özgürlüğü Günü, Türkiye‘de bu yıl da buruk karşılandı.

Türkiye uluslararası kuruluşlar tarafından son yıllardaki sansür ve baskı politikaları nedeniyle basın özgürlüğünde dünyanın en kötü sicile sahip ülkelerinden biri olarak gösteriliyor.

Basın özgürlüğü konusunda çalışmalar yapan ABD merkezli düşünce kuruluşu Freedom House, yayınladığı yıllık raporunda Türkiye‘yi geçen yıl olduğu gibi yine ‘basının özgür olmadığı ülkeler’ arasında göstermiş bulunuyor.

xx        xx        xx

Freedom House, Türkiye‘nin 2009’dan bu yana basın özgürlüğünde 11 puan, geçen yıldan bu yana da 3 puan aşağı düştüğünü ortaya koyarken, Türkiye’nin notunu 100 üzerinden 65 olarak açıklarken, Sınır Tanımayan Gazeteciler Örgütü’nün (RSF) ‘2015 Dünya Basın Özgürlüğü Endeksi’ raporuna göre Türkiye ise Nijer, Liberya, Zambiya, Mali ve Zimbabwe gibi ülkelerin gerisinde 180 ülke arasında 149’uncu sırada yer aldı.

Türkiye’de basına yönelik kısıtlamalar uluslararası Gazetecileri Koruma Cemiyeti (CPJ) tarafından küresel çapta yayınlanan ‘Basına Karşı Saldırılar, 2015’ raporunda da işlendi. CPJ adına Türkiye’deki sansür uygulamalarını kaleme alan gazeteci Yavuz Baydar, Türkiye’nin gazeteciler için ‘açık hava hapishanesine’ dönüştüğünü dile getirmişti.

3 Mayıs’ta Muğla’da bunlardan söz eden olmadı.

xx        xx        xx

Terzi kendi söküğünü dikemez, diye bir söz vardır. Bu söz bizim meslekte oldukça geçerli.

Gazeteciler olarak “demokratik, sendikal hak ve özgürler mücadelesi” verdiklerini söyleyenlerin haberlerini yaparken, hep “Biz ne olacağız?” sorusunu sormuşumdur.

Muğla’da 3 Mayıs’ta hiçbir siyasi yapının, meslek odasının, sendikanın ve sivil toplum örgütünün bir yanıtının olmadığını üzülerek gördüm.

Ancak hiç birine kızmıyorum. “Gelin bir hafta bunlarla ilgili bir tek haber yapmayalım” çağrısında da bulunamıyorum. Hakkım yok. Çünkü o gün ne Muğla Gazeteciler Cemiyeti’nden, ne Muğla Büyükşehir Gazeteciler Cemiyeti’nden, ne de Fethiye ve Marmaris’teki örgütlenmelerden tık ses çıkmadı…

Hiç değilse basın özgürlüğü ve “meslek odası” talebinde bulunabilirlerdi…

HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

1 ADET YORUM YAPILDI
reşat öztepe 10 Mayıs 2015 / 08:49

Gocuman; gönlünüz kasırgalar gibi coşuyor ama, başta CHP olmak üzere tüm sivil toplum örgütleri gazeteciye ve köşe yazarlarına (doğruları yazan) oldukça uzak duruyorlar. kendilerine yönlü olarak yazar çizer istiyorlar. napalım.bu da geçer ya hu deyelim. sevgi ve saygı.