Düğerek Ahi Sinan Camii Minare Kitabesi

Prof. Dr. Namık Açıkgöz

Selçuklu sonrası beylikler dönemi Anadolusu hayli karışıktı zaten; bir de Moğol baskısı ortaya çıkınca, Anadolu daha da karıştı. Moğol hakanı Hulagû, 1230’larda Anadolu’nun bağrına hançer gibi saplanınca, henüz yerleşememiş Türkmen-Oğuz grupları büyük bir şaşkınlık ve bozgun yaşadılar. Anadolu henüz vatan olmaya başlarken, bir yandan Hz. Mevlânâ, bir yandan Hacı Bektaş-ı Veli, bir yandan Yunus Emre ve öbür yandan Ahi Evran, Anadolu mayasını yoğururken Moğol-İlhanlı akınları, maalesef Anadolu’yu kasıp kavurdu. Bu karmaşa anında Hulâğû, 1235 yılında Ahi Evran’ı Kırşehir’den uzaklaştırıp Denizli’ye sürdü. Ahi Evran, Denizli’de 1 sene sürgün hayatı yaşamakla beraber, manevî mayayı bu yöreye de çaldı. Şerden hayır doğru yani.

Ahi Evran, 1 sene Denizli’de sürgünde kaldıktan sonra, Kırşehir’e geri döndü ve yerine halife olarak Ahi Sinan’ı bıraktı. İşte bu Ahi Sinan, Batı Anadolu ahi geleneğinin en önemli ismi olarak faaliyetlerine devam etti ve ahilik buralara yerleşti.

Denizli’deki ahi zaviyesinde Ahi Sinan’ın rahle-i tedrisinde yetişenlerden birisi, günü gelince ahilik çerağını muhtemelen Muğla’ya getirdi ve Ahi Sinan adına bir zaviye ve bir mescid bina etti. Herhalde Düğerek mahallesindeki Ahi Sinan Camii’nin arkasında bu bilgi yatmaktadır. (Yatağan’daki Ahi Ebubekir ve kardeşi de aynı geleneğe mensup ahilerdir.)

13 yüzyılın ortalarında inşa edildiği tahmin edilen Ahi Sinan zaviyesi ve camii, zamanla yıkılmış olabilir. Cami birkaç defa tadilat-tamirat görmüşse de zaviyeden iz kalmamıştır.

Ahi Sinan camiinin eskiden minaresi yokmuş. Minare inşaatının Rûmî 3 Ağustos 1305 (Miladî 15 Ağustos 1889) günü bitirildiği, minarenin Hacı İmam-zâde Hacı Molla Mehemmed’in önderliğinde yapıldığını kitabesinden anlıyoruz. Şimdi sıkı durun; minareyi yapan usta bizim için önemli. Kitabedeki şiirde, minareyi yapan ustanın adı var: Mimar Mihal!…

Hacı İmam-zâde Hacı Molla Mehemmed itdi delâlet

Görüldi ahâlî-i karyeden dahi bir hayli gayret

 

Düğerek câmi’-i şerîf minâresinde okunan ezândan bulsun nezâket

Minârenin hitâmı 1305 Ağustosuna itdi isâbet

 

Binâsına Mimâr Mihâl virdi metânet

Sene 1305, fî 3 Ağustos

Kitabenin ilk 4 mısraı dikdörtgen çerçevenin içinde yer alır. Mimar Mihal ustanın adı ise bu dikdörtgen dışında soldaki kıvrımlı yerde aşağıdan yukarı yazılmıştır. Tarih satırı da sağdaki kıvrımlı alan içine yazılmıştır.

Mihal ustanın adı niye şiirin 4 mısraının bulunduğu kısımda değil de çerçeve dışında bir yerdedir?

Cevabı açık: Bir Müslim ile gayr-ı Müslin’in adının aynı çerçeve içinde yer alması, o zamanlarda hoş karşılanmazdı. Kitabeyi kompoze eden sanatkâr, dikdörtgen dışına kıvrımlı bir alan oluşturunca, denge bozulmasın ve sorana da “Ne yapalım? Müslüman adı ile Hristiyan adını aynı yere yan yana mı yazaydık?” dememek için, benzer kıvrımlı alanı sağa da yaparak durumu kurtarmış ve estetiğe de halel getirmemiştir.

Sevgili Ertuğrul, şiir zayıf ama yöre mimarisinde Mihal ustanın adını gördün mü?

 

Okunma Sayısı:228

YORUMLAR

Toplam 0 yorum bulunmaktadır.