Dubalamaca

Bu haber 22 Kasım 2016 - 0:03 'de eklendi ve 3.165 kez görüntülendi.
Namık Açıkgöznamikacikgoz@gmail.com

Prof. Dr. Namık Açıkgöz

 

Var ya!… Bu yerel yöneticiler insanı şair yapar, mizahçı yapar, ressam yapar… Her şey yaparlar valla!…

Baksanıza geçen hafta yeni AVM dahil pek çok yere dubalar konunca, yepyeni bir edebî tür ortaya çıkmak üzere: Duba-nâme!

Dubalar dikilince en çok sevinen sevgili Erdem Yeter oldu. “Hocam, ben bu dubalara nasıl hayran olmayayım!… Beni bile şair yaptı.” diye sevincinden zil takıp oynayacak nerdeyse.

İşte sevgili Erdem’in “Benin Cici Dubam” şiirinden birkaç dörtlük:

 

Muğla’yı düşünüyorum gözlerim kapalı,
Aklıma dubalar geliyor kırmızı-beyazlı,
Yol kenarlarına park etmek hep paralı,
Benim dubalı güzel şehrim Muğla.

 

Şehrin her yanına dubalar dikildi,
Dubaları gören vatandaş irkildi,
Otopark parası ödemeyen araçlar çekildi,
Benim dubalı güzel şehrim Muğla.

 

Yol kenarlarını yaptılar otopark,
Tepkiler gelse de etmezler ki çark,
Umarım dubalarla olursunuz gark,
Benim dubalı güzel şehrim Muğla.

 

Sevgili Alaattin Karaca hocam da bu sanatsal faaliyete çok güzel beyitlerle katıldı. İşte sevgili Alaattin’in beyitleri:
Servi boylu dubalarla süslendi yol kenarları
Şehr-i Muğla mahbûbeye saçtı çil çil dinarları.

 

Kızıl dubalari seyret ki akşam olmakta
Muğla artık servet ile Dubai olmakta..

 

Du-bay-i sehr-i Muğla kenar-i tarike dizildü peri-suret
Zülfü kırmızı vu eteği beyaz aşiftenun gel de seyret.

 

Son beytin açıklamasını sevgili Alaattin şöyle yapıyor: “Muğla şehrinin dubaları (iki zengini anlamı da var. Tevriyeli) yol kenarına dizildi. Kızıl saçlı beyaz etekli aşifteyi gelin seyredin.”

Eh… Bu kadar şiirden sonra, Toma-nâme şâiri olarak bi çift mani demesem olmazdı:

Oy dubalar dubalar

Nerde kaldı bubalar

Muğla’ya inmemeye

Tövbe etmiş obalar

 

Oy dubama dubama

Gitti gari Obama

Kış da geldi a dostlar

Duba atsam sobama

“Al şu dubayı dubacıya dubalatmaya götür. Dubayı dubacı dubalamazsa, dubayı dubacıdan dubalatmadan getir” diye veya “Şu yolu dubalatsak da mı yasaklasak, dubalatmadan mı yasaklasak, yasaklamasak da sarımsaklayıp da saklasak” diye tekerleme üretenler var arkadaş! Belediyeler bundan sonra bu tekerlemeleri söyleyemeyenleri ve şu cümleyi telaffuz edemeyenleri belediyelere almayacaklarmış: Dubalılaştıramadıklarımızdan mısınız?

***

Ne tuhaftır… Önce geçmek için yol yapılır, sonra geçirtmemek için oraya duba dikilir. Yolu niye yaptın, niye kapatırsın? Bu dubizm ideolojisinin yeni anlayışı. Deli Dumrul’un torunlarına da bu yakışır. Deli Dumrul, yaptırdığı köprüden geçenden 10 akçe, geçmeyenden döve döve 20 akçe alıyordu; şimdi torunları geçmek için yol yapıyorlar; geçirtmemek için de duba dikiyorlar. Dünya henüz böyle bir psikolojiyi tespit edemedi ve dolayısıyla adlandıramadı da. Ben  buna katkı olsun diye “Dumrul’un “du”su ile “duba”nın “du”sunun aynılığından dolayı “dubizm” diyorum. (Yaşasın!… Bir psikoloji terimi üreterek dünya bilim literatürüne katkıda bulundum!…) Veee… Sıkı durun, dünya “kübizm” sanatından sonra “dubizm” sanatıyla, sevgili şehrimizin sanat aşığı yöneticileri sayesinde tanıştı.

***

Bundan sonra önce dubalar dikilecekmiş, şehirler ondan sonra bu dubalara göre şekillenecekmiş. Bu tam bir duba devrimidir. (Küba devriminden sonra insanlık tarihinde ikinci ba’lı devrim olarak tarihe geçti şimdiden) Böyle bir devrimin merkezinde yaşamaktan dolayı sevindirik oldum dostlar!…

Dubizm devriminden sonra, bütün şehirler Duba’i…

Yaşasın yerel yöneticilerimiz ve onların sanat aşkı!…

Yaşasın dubacı sanatçılar!…

Yaşasın dubizm!

***

Sevgili patronum ve sevgili editörüm, bu yazı biraz uzun oldu. Bir reklam yeri kaplayacak şekilde uzadığının farkındayım. Kusura bakmayın. Ama bu kadar çok duba ancak bu kadar uzun bir yazıyla anlatılabilirdi.

 

HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

Yorum Yok

Bu yazı yorumlara kapatılmıştır.