Dosta Sohbetler

Bu haber 18 Nisan 2017 - 0:42 'de eklendi ve 758 kez görüntülendi.
İsmail Zorbaismailzorba@hamlegazetesi.com.tr

İsmail ZORBA

“Yalan değildi kemalin arkasından zevalin geldiği. Olgunlaşan her şeyin sonunda bozulduğu. Bir şey bozulurken onunla birlikte başka şeylerin de bozulduğu. Yalan değildi devletlerin insanlar gibi, aşkların da devletler gibi ömürleri olduğu, mahiyeti safiyet olan aşkı en çok karanlıkların boğduğu. Yalan değildi aşkın birbirine uymayan iki tanımının olduğu. Bu tanımlardan biri sorgusuz sualsiz teslimiyet anlamına gelirken, diğerinin, sorgusuz sualsiz teslimiyetin kurulumu demek olduğu.”Nazân Bekiroğlu Can dostum, candan içre dostum! Kaç yıl geçti aradan hâlâ gözümün önünde seyr halinde. Beş yaşlarındaydım, bizim zamanımızda ana okulu da yoktu ama; anne kucağı vardı. Daha dün annemizin kollarında yaşarken diye başlardı şarkımızın sözleri. Neyse edebiyatını yapmayı başka zamana bırakalım. Evdeki herkes bir şeyler okuyordu. Annemin elinde Agatha Christie romanları, babamda Şevket Süreyya serileri, abim tarihi romanlara bayılırdı- üstelik geceleri sanki okuduğu sahneleri bizzat yaşar, heyecanı doruklara sarmışcasına okurdu-  ablam ise Kemalettin Tuğcu serilerini elinden bırakamazdı. Bana yaşça en yakın olduğu için ablamın elindekiler beni daha çok etkilerdi. Hele Kemalettin Tuğcu serisi kitapların kapak fotoğrafları üzerine epey hayâl kurduğumu hatırlıyorum.Can dostum; seninle karşılaştığımız anı hala unutamam. Komşumuz ilkokul öğretmeni İlhan Yüksel amcam bana kırmızı deri ciltli “Andersen’den Masallar” adlı kitabı hediye etmişti. Kitaptaki on iki masal kardeşlerim ve annem tarafından okundukça beni sarıyor, kitabı henüz okuyamadığım halde elimden hiç bırakmıyordum. Hatta kitap ilkokula gidip okumayı sökünceye kadar darmadağın olmuştu. Ama can dostum sana ait ilk hatıralar, yaptığımız sohbetler, kurduğumuz hayaller onları yeri bir başkadır. Okumaya başladıktan sonra hafızamda yer eden kitaplar ablamdan miras Kemalettin Tuğcu serisi olmuştur. Kişiliğimin aşırı duygusal yönleri o dostlarımdan mirastır. Nerede acı, hüzün, keder varsa bende gözyaşı ile hükme varır.Can dostum sen benim ebem kuşağımdın, rengarenk hayatı serdin önüme. Siyah-beyaz ekrandayken henüz televizyon sen renkli yayınlar yaptırıyordun bana. Sonra hayatıma “Atlas” girdi. Ülkeler, şehirler, dağlar, ovalar, gölgeler ve ardı sıra bütün dünya elimin altındaydı. Robenson Cruseo ve onunla evime giren dostlar macera dünyamı da geliştirdi ve beraberinde atlas bir seyyahtım artık. Okuduğum her kitap bir ayrıntıydı benim için. Ayrıntılarda farklılıklar, farkındalıklar. Üçüncü sınıfta hayatıma ansiklopedi girdi. Sessiz bir çocuktum, konuşmayı sevmezdim. Kitaplarım hariç, artık yazmaya da başlamıştım. Babacığım yazdığım defterlerden birini okumuş, ne kadar güzel cümlelerle beni şevklendirmişti oku ve yaz diye. Komşularımız bizim zamanımızda ailemizden bir parçaydı, her şeyi paylaşırdık. Karşı komşumuz İlhan Yüksel öğretmenin “Hayat Cep Ansiklopedisi” her akşam onlara gitmemin biricik sebebiydi. Utana sıkıla ister, sanki komşu çocuğu arkadaşı evde yatıya alıyormuş sevinciyle ansiklopediyi eve götürürdüm. Babam ansiklopediyle olan dostluğumdan vazgeçmediğimi görünce bana “Temel Bilgiler Ansiklopedisi”ni almıştı. Ama ben vefa ehli komşumuzun ansiklopedisini hiç unutmadım. Ders kitaplarını hiç okumaz, üzerinde hiç durmaz ama; ansiklopedilerimi hiç bırakmazdım elimden. Ortaokul, lise yılları edebiyatla aşkımı ortaya çıkardı. Can dostum, sen benim kadim dostumdun artık!. Bütün sırlarım, gelecek hayallerim, aşklarım dostumun bilgisi dahilindeydi.Üniversite yılları, öğretmenlik hayatım “Edebiyat ve Kitaplar” üzerine kuruluydu. Hele kitap sohbetleri doyumsuzdu. Her okuduğum kitabın bende bıraktığı ayrıntı dostumdan devraldığım mirası daha da arttırıyordu. Sözden kelâma bir sırça saraya geçiyordu dostun yolu. Anadolu’dan tüm cihana dur durak bilmeyen bir nehirdi içimde akan. Hele can dostlarının sohbetlerinin kattıkları. Usta aşığın düsturunca içime akıyordu. Öğrencilerimle yaptığım sohbetlerden kazanımlarım körpecikti ama; yepyeni buluşlar gibiydi. Her kitapta artık, “her dem yeni doğuyorduk” aslında. Dostlar sayesinde çaresazı öğrencilerimde buluyordum. Mesleğin ilk yılları internet yok, cep telefonu yok, kitaplar hala elimizin altında her şey içinde bir şeyimizdi. Okudukça dost sırlar içinden özümüzün hiçlik gerçeğini bize gösteriyordu. Yıllarca elimden düşürmediğim iki yazarım var ki paylaşmadan geçemem: “Cemil Meriç ve Tarık Buğra” Onlardan biri olmadan bir yere gidemem.Neyse “Dosta Sohbetler” dedik ya cümle başında. Söze nereden girdik, nerelere geldik. Onun dizinin dibinde, rahle-i tedrisinde baş eğdik, yaşamımıza kattıklarına hürmet ettik. İşte yıllardır hasret kaldığımız bu dost sohbetlerine başladık heyecanla, aşkla. İlk heyecanı Gürün’de eğitimci arkadaşım Vaner Kuzu’nun kitap sohbetlerinde yaşamıştım bir de Türk-Eğitim Sen’in iki yıl boyunca düzenlediği “Çarşamba Sohbetleri”nde. Şimdi de bu sene öğrencilerimizle yaptığımız dosta sohbetler çok mutlu ediyor beni. Ebedi ve edebi dostumun öğrencilerimin hayatlarına muştuladığı güzelliklerin onlara nasıl dokunduğunu görmekten haz alıyorum. Onların sorgulamaları, ortaya koydukları taptaze sürgünlerin tadına doyulmuyor. Bu bağlamda İl Milli Eğitim Müdürlüğümüzün “Genç Kalemler” fidanlığı da çok yerinde bir çalışma. Bu çalışmalar okuma sohbetleri ile desteklenirse çok daha verimli çalışmalar elde edilir düşüncesindeyim.

 

 

HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

Yorum Yok

YASAL UYARI! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen kişiye aittir.