Dosta Bak Güneşini Gör

Bu haber 26 Haziran 2018 - 2:49 'de eklendi ve 1.178 kez görüntülendi.
İsmail Zorbaismailzorba@hamlegazetesi.com.tr

 İsmail ZORBA

Elimden gelse bu sloganı dağa taşa yazarım. Ben “önce ahlâk” diyorum ama uğultulu kalabalığın bu sözü “günü geçmiş” bularak “önce para” dediğini duyar gibi oluyorum.”

Mustafa Kutlu

Muğla sokaklarındayım, dost yüzler çocukluğuma nazaran daha tenhalaştı. İçimi ısıtan, insanlığımı zerre zerre dokuyan dost yüzlüler birer birer göçüp gittiler. Doğduğum ve büyüdüğüm “Hamamönü”nden “Yağcılar”a doğru adımlıyorum, kulaklarımda gönül güzeli insanların sesleri kuş cıvıltılarıyla doluşuyor. Muğla ağzının kumrulu dilinde yüzüme bir tebessüm oturuyor. Seslerin peşi sıra yüzleri arıyorum. O gözlerinin içine bakan doğrudan gönlüne sıcacık akıveren yüzler. Ne zaman bir gönül güzeli görsem dost yüzlerinde güneşi görüyorum. İçim aydınlanıyor.

Muğla’nın ağzından şeker akıtan gönül güzeli insanlarından biriyle sohbet ederken söylediklerini aklıma, gönlüme nakşediyorum. “Biz öyle güzel zamanlarda büyüdük ki masal zamanlarında gibiydik. Zamanın, mekanın sınırı yoktu. Komşularımız akrabalarımızdan yakındı. Hısımlarımız çoktu, hasımlarımız yoktu. Evin kapısından sokağa çıkıverdiğimiz andan hayat meşgalesine atıldığımız anda hiçbir zaman yalnızlık nedir bilmezdik. Meşguliyetimiz insanlarlaydı. Birinin başı sıkışsa bilirdik ki biri el uzanır, bir dost yüzü seni aydınlatır; sıkıntılarından kurtarırdı.”

Kurulan cümleler sanki çok uzak zamanlarda değil de daha düne aitmiş gibi geliyor. Düne ait olanın bu kadar yakın olması o zamanların insanlarla geniş zamanlara yayılması, gönül güzeli dostlarla hep aydınlık hatıraları beraberinde getirmesiydi. Bugüne dair söylemlerimiz vaktin ne kadar hızla geçmesi ve şimdiki anında bir an evvel geçmesi dileği üzerine kurulması üzerine kurgulanıyor. Zamandan, mekandan şikayetçiyiz. Çünkü yalnızlaştık. İçimize kapandık. Güneşimiz azaldı, gölgelerin altına sığınmaya mahkum olduk.

On kusur yıldır apartman hayatını paylaşıyorum. Apartmanımızda yaşayan her bir dairenin sahibi dost gönüllü güzel insanlardan oluşmasına rağmen yalnızım. Bazı zamanlar Fuzûlî mısraları dilleniyor kulaklarımda.

Ne yanar kimse bana âteş-i dilden özge

Ne çalar kimse kapım bâd-ı sabadan gayrı”

Fuzûlî

Ey dost yüzlüler, şirin dilliler, gönül şenlikleri, hısımlarımız, akrabadan öte komşular, yarenler nerelere gittiniz? Halimizle hallenen, bir kahvenin kırk yıl hatırını güden, vicdan sahibi, sadakat ehli dostlar neredesiniz? Ben yalnızım, bir dostun ulu gölgesine sığınmak istiyorum. İçimdeki ağulardan arınmak istiyorum. Beşerim, şaşıyorum; bir dost gönülün doğru yolu göstermesini bekliyorum. Sabır dağının zirvelerine çıkıp, çilelere girip dost yüzlerin güneşinde, dost dillerin rahmetinde “İnsan” olmanın hayrına, şükrüne, erdemine, ahlâkına, vicdanına, güzelliklerine, aşkına vurulmak istiyorum.

Evimin aşılı kapısından sokağa adım atar atmaz, halamı görüyorum. Akrabalık bağımız yok ama; o benim Nefike Halam. Beni görünce gözlerine sevginin şavkı vuruyor. Sarılıyor bana. Elimden tutuyor. Dost gönlünde, dost dilinde güneşi görüyorum. İçim aydınlanıyor.

Sokağımızın köşesini dönüyorum Bakkal Mehmet Ali Babacık, günaydın diyor. Tertemiz gönül insanı, mavi gözlerinde güneşi görüyorum, içim ısınıyor. Ardından Hamamcı Şeref amca çıkıyor karşıma, elini cebine atıyor, al bakalım bu da benden harçlık diyor, verdikçe güneşimin ışığı artıyor. Şeref amcanın oğlu Levent abi onca yaşına bizlerle top oynuyor.

Her bir komşu gönül güzeli çocukla çocuk, büyükle büyük. Mahallenin muhtarı Gülhanım teyze yokluyor, acaba bilmeden bir kusurum mu oldu, diyorum. Eğer olduysa akşama yetiştirir bizim eve haberi, sorguya çekiliriz. Şengül teyze, evine çağrıyor; oynarken karnın acıkmıştır, bak Muğla halkası yaptım, diyor.

Sanki bir senaryonun en şenlikli yerindeyim, mutluyum. İnsan olmanın hafifliğinde sevgiyle, muhabbetle uçuyorum. Gönülsüz, kibirsiz her eve, her gönül güzelinin yüreğine, diline konuyorum. Önceden haber vermeye, randevu almaya gerek yok. Dostluk mesaisi yirmi dört saat. Her an bir nöbetçi gönül dükkanı hizmet vermeye amade, hazır kıta bekiliyor.

İnsanlarla zenginleşiyor, insanlarla aklanıyor, insanlarla yenileniyor, insanlarla diriliyoruz. Küçük hesaplar, kuruntular, fitneler, fesatlar yok oluyor. İnanabiliyor musunuz çocuklarımız, yaşlılarımız, her nevi canlı, tabiat insana emanet olabildiğine sevgiyle, aşkla yaşıyor. Çocuklara, yaşlılara, canlılara hiçbir kötü, lain el uzanmıyor. Çünkü her br dost yüzünde güneşi görüyoruz, aydınlanıyor, insan şavkına varıyoruz. İçimizin derinliklerinde şöyle bir hesaplaştığımızda gönül rahatlığıyla, aydınlığıyla “alnımız açık, yüzümüz ak” çıkabiliyoruz. Kimin sayesinde? O gönül güzeli insanlar sayesinde?

Eski çamlar (camlar) bardak olmuş” haberimiz yok dostlar!. Başımıza kuma gömsek de tüm bedenimiz meydanda, saklanamayız. Şimdi, şu an şöyle bir iç geçirelim, hesaplaşalım kendimizle. Bakalım bu muhasebeden, hesaplaşmadan “alnımız açık, yüzümüz ak” çıkabiliyor muyuz? Bir yerlerde hata varsa, hesap yanlışsa suçluyu önce içimizde aramalıyız.

Ayakları, kulakları kesilen hayvanlar, evinin önünden kaçırılan masumları; tacize, istismara uğrayan yaşlılar ve bunun benzeri haberler içimizi acıtıyorsa, vicdanen bizi rahat bırakmıyorsa, vah vahlarla, lanet okumakla kurtulamayız. Elimizi hatta tüm bedenimiz taşın, kayanın altına sokup o dost gönüllülerin, güneş yüzlülerin bize öğrettikleri, yaşattıkları mirası üstlenmeliyiz. Bize bakan insan kendinde güneşini görebilmeli.

HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

2 ADET YORUM YAPILDI

YASAL UYARI! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen kişiye aittir.
Nilgün Açık Önkaş 26 Haziran 2018 / 08:37

İsmail Hocam bizi çocuklugumuzun tadına doyulmaz günlerine yolculuk ettirdiniz. Dost yüzler, samimiyet kokan komşular, komşuluklar, arkadaşliklar, dostluklar… Nerede kaldı o insanlar, o günler…riyasız, hilesiz, hurdasız yaşanılan o güzel zamanlar… Eğitim, egitim, egitim… İnsanımızı eğitemiyoruz o yüzden bu güzel tabloyu görmüyoruz. Eğitim kişilerde istenilen, olumlu, kalıcı davranışlar oluşturmak için planlı programlı çalışmalar yapmaktır. Biz sanırim burada hataliyiz, istenilen olumlu davranışlari veriyor ama uygulatamiyoruz yani ogrencilerin hayatlarina geciremiyoruz, kalici davranislar haline donusturemiyoruz. İstikrarlı, uygulanabilen, sağlam bir egitim politikamiz olmali.

H.İlker Altınsoy 26 Haziran 2018 / 22:18

Çok sıcak , içten ve insanı geçmişiyle yüzleştiren bir yazı. Kutlarım arkadaşım.