Dört Mevsimde Muğla

Bu haber 18 Aralık 2014 - 0:37 'de eklendi ve 830 kez görüntülendi.
İsmail Ataseverismailatasever@hamlegazetesi.com.tr

Gazeteniz Hamle’nin 15 Aralık 2014 tarihli nüshasında manşette yer alan bir haber.

“Dört mevsim Marmaris”

İlişkin olarak, ilçede bir hafta boyunca sağanak yağış, fırtına ve dolu yağışının ardından, güneş yüzünü gösteriyor.

Gerçekten bunun anlamı Marmaris’in 4 mevsimi bir arada yaşadığıdır.

Aslında aynı anda 4 mevsimi yaşayan sadece bu şirin belde değildi.

Muğla’ya bağlı diğer ilçe merkezlerinden Bodrum, Fethiye, Datça ve Milas ilçesinde de kısa bir sürede 4 mevsimi bir arada görmek olağan bir olaydı.

Yanı sıra aynı ilçe merkezlerine bağlı kasaba ve köylerde de durum, hiç farklı değildir.

Görünen o ki, Türkiye’nin nice bölgelerinde içinde bulunduğumuz mevsimde, kış bütün şiddetiyle etkisini gösterirken, söz konusu yerleşim birimlerinde durum çok farklıydı.

Bunu da gösteren, kısa bir süre içerisinde dört mevsimi bir arada görmektir.

***

Sadece ülkemizin değil dünyanın en gözde turizm merkezleri arasında yer alan Bodrum, Datça, Fethiye ve Marmaris’te, düşünün ki bir hafta boyunca sağanak yağış ve fırtına etkisini gösteriyor.

Özellikle Marmaris’te söz konusu hava şartları arasında yer alan dolu yağışı öylesine etken oluyor ki, bir anda her taraf beyaza bürünüyor.

Sanırsınız burası ülkemizin Doğu Anadolu Bölgesinde konuşlanan bir yerleşim merkezi.

Ne var ki durum hafta sonunda değişiyor.

Bu defa kente güneşli hava kendini gösteriyor.

Hal böyle, özellikle sıcaklık 20 derece civarında seyredince yabancı turistler ve halk sahil ve parklara akın ediyor.

Ardından sahil kenarında bulunan birçok mekan kepenklerini açarak müşteri beklemeye başlıyor.

Belli ki bu durum esnafın yüzünü güldürmüştü.

Bu kadar da değil.

Marmaris limanına demir atan bir gemiden inen 450 civarındaki turistler, kentin her tarafına dağılıyor.

Elini oltasına atan vatandaşlar da sahillere akın ediyor.

Her halde bu durum, içinde bulunduğumuz kış mevsiminde, çoğu bölgelerimizin alışık olmadığı bir olaydı.

Ne var ki burası Marmaris’ti.

Sonra bu tür hareketlilik sadece Marmaris’e özgü olsa!.

Diğer turizm merkezlerinden Fethiye, Köyceğiz, Datça, Bodrum ve Milas’ta da durum farklı olmadı.

Aynı bölgelerin yerli halkı ve yabancı menşeli olanlar da ya ellerinde olta ile balık tuttular.

Ya da sahil boyunca konuşlanan kafeteryalarda, kış mevsiminde yazdan kalan bir günün keyfini sürdüler.

Aslında bu durum, içinde bulunduğumuz yıla has değildi.

Geçmiş nice yıllarda da benzer hava koşullarının görüldüğü süreçte yerli yabancı vatandaşlar, yazdan kalma günlerin keyfini çıkarmaya çalıştılar.

***

Şimdi…

İlişkin olarak mutlak cevaplanması gereken bir değil birçok soru var.

Dünyanın çok nadir ülkelerinde görülen bu durumdan yeterince istifade edebiliyor muyuz?

Kış mevsiminde yaz günlerinin yaşandığı söz konusu ilçelerimiz, böylesine bir avantajı değerlendirebiliyorlar mı?

Yoksa, Yüce Yaratan’ın bahşetti avantajları değerlendirmekten uzak mıyız?

Ne yazık ki bu sorulara tümüyle olumlu cevap veremiyoruz.

Aksi olsaydı, turizm mevsiminin gözlendiği aylarda, tabir yerindeyse iğne atsan yere düşmez olgusu, her daim gerçek olurdu.

Kısaca, sahip olunan varlıkları yeterinde değerlendiren bir ülke olarak yerimizi alırdık.

Ama değil.

Ne hikmetse turizmi, belirli aylar içerisinde yapılan faaliyetler olarak görmeye devam ettik.

Ve de ediyoruz.

Oysa tam tersi olabilirdi.

Değil mi ki, söz konusu yerleşim merkezlerimiz, yeterli tesisler yanında sahip olunan iklim koşulları itibariyle istisna teşkil ediyordu.

Yaz-kış yaşamaya elverişli merkezlerdi.

Öyleyse asıl olan, bütün yıl turizm yapabilmenin koşullarını yerine getirmekti.

Siz ancak, bu tür bir turizm politikası izlemeniz halinde, sahip olunan kaynakları yeterince değerlendiren ülke olabilirdiniz.

Dolayısıyla bugün için açıklanan yıllık 30 milyar dolar civarında seyreden gelirlerin çok daha yukarılara çıkarılması kendi elimizdeydi.

Nasıl ki dünyanın dört bir yanında, kış mevsiminde yaz koşullarını yaşamak isteyen onca kitle var.

Bunları ülkemize çekebilmenin koşulları bellidir.

Bu nedenle ne yapıp edip, bir taraftan devlet diğer yandan özel teşebbüs, yoğun bir reklam kampanyasına girişmelidir.

Bu arada ilgili ve yetkililerin, turizm fuarlarına katılıyoruz ya daha ne yapalım! açıklaması, izlenen politikanın yeterli olduğunu göstermez.

Elbette söz konusu turizm fuarlarına katılmak temel koşullardan biridir.

Ama, ülkemizin tanıtımı bağlamında sadece fuarlara katılmak belli ki yetmiyor.

Aksi olsaydı, Türkiye gibi Akdeniz Havzası üzerinde bulunan ülkelerden İspanya, Fransa ve İtalya’nın yıllık turizm girdileri 50-60 milyar dolar civarında seyredenden bizde bu rakamın yarısı döviz elde edilmezdi.

Hele, turizm bölgelerimizde konuşlanan turistik tesislerin, söz konusu ülkelerin çok daha fevkinde ve de yeni yapılar olduğu düşünülürse.

Bu yüzden bir kez daha belirtmek gerekirse, son yıllarda ülke ekonomisinde lokomotif görev üstlenen turizmin daha reel rakamlar içermesi, kendi elimizdedir.

Sonra, ülkemiz turizmini deniz-kum-güneş üçgeniyle sınırlandırmadan, dağ sporları, rafting, paraşütle atlama, kano ve yayla turizmi de işlerlik kazandırılmalı.

Neticede, sadece bölge halkı için değil ülke ekonomisine sayısız katkılar sağlayan turizmin çeşitlilik kazandırılarak daha reel rakamlar içermesi, sahip olduklarımızın yeterince değerlendirilmesiyle mümkündür.

Aksi halde, bu denli çok sayıda doğal kaynakları yeterince kullanamayan ülke olarak yerimizde sayarız.

HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

Yorum Yok

YASAL UYARI! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen kişiye aittir.