Dönüş Özlemleri

Bu haber 04 Temmuz 2017 - 0:47 'de eklendi ve 889 kez görüntülendi.
İsmail Zorbaismailzorba@hamlegazetesi.com.tr

Geçen yıl Mayıs ayının son haftaları Karabağlar’da Kadı Kahvesi mevkinde irimler arasında kendimce keşifler yapıyordum.  Gökyüzüne baktığım bir anda bir çift leyleğin uçtuğunu gördüm. Çocukluğumuzdan hafızamıza nakşedilmiş bir ritüelle ben de kollarımla leyleklerin ardı sıra uçma hareketlerine giriştim. Sonuçta leyleği havada görmüştük. Artık yapacağımız seyahatlere dair hayaller kurabilirdim. Kurguladığım hayallerin bir yıla yayılacağı ve de bu kadar sık şehrime hasret kalacağımı nereden bilebilirdim?

Aslında bu soruyu sorarken bir Muğlalı olarak şehrin insanlarına sunduğu güzelliklerine alışmanın verdiği vazgeçilemez bağlanmışlık duygusunun da etkisi altındaydım. Biz Muğlalılar kolay kolay memleketimizin dışına çıkmayı sevmeyiz. Bunda şehrin insana sunduğu geniş zamanların da büyük bir etkisi var zannederim. Geniş zamanların insanları olarak pergeli biraz dar alandan alarak kendimize ait huzurlu ve rahat yaşamımızı bozmak da istemeyiz. Niye isteyelim ki?

“Goca Mola”lı biri olarak memleketimin kendine özgü ağız özellikleriyle kendimi ifade etmek isterdim ama; maalesef ana dilimiz İstanbul’dan gelince doğal bir ağız gelişimini tamamlayamamışız. Mukallitlik yeteneğim de olmadığı için sadece hemşerilerimi hayranlıkla dinlemek düşüyor bizlere. Bunda konuşmaktan çok yaşamaya, gözlemeye ve de düşünmeye adanmış bir kişiliğim olmasının da etkileri var zannediyorum. Başından beri konuşma esnasında kendimi istediğim gibi ifade edemem. Yazmak, bu konuda elimi rahatlatıyor. Şimdi de aynı işlemi gerçekleştiriyorum. Özümde, kimliğimde, ruhumda, düşüncemde şehrime sevdamı özgürce açıklayabilirim.

Dedik ya, “leyleği havada gördük!” Bir yıla yakın zamandır çeşitli fasılalarla şehrimden ayrılmak zorunda kaldım. Her gittiğim yerde Muğla’ya dönüşü özledim. Yurt içinde, yurt dışında gittiğim yerler ne kadar güzel olursa olsun memleketimin havası, suyu, insanı ve de bana sunduğu tüm geniş zamanlar burnumda tüttü. Her uçaktan inişte ruhumun kendini bulduğunu, daha bir aydınlandığımı hissettim. Çünkü memleketim bana kendim olma özgürlüğünü veriyordu.

Zamanın elinden tutup kendime ait zamanları yaşamama izin veriyordu. Şehrin içinde çocukluğumdan bugüne yaşadığım her şey hala elimin altında. Meydanım, esnafım, pazarım, camilerim, parklarım, mahallelerim zamanın tüm acımasızlığına karşın hala yaşamaya devam ediyor. Şehrin içinde serinliği, yeşilliği, doğayı hatta köyümü yaşatan Karabağlarım bir nefeslik yakınımda. Azıcık denizi özlesem 15-20 dakikaya Akyaka’dayım. Bunun yanında benim memleketim yediverenler timsali her ilçesinde denizi, yaylayı, ovayı içinde barındırıyor. Kırk baharın yoğurdunu saklıyor içinde, bütün nefaseti ile bütün güzellikleri yaşatmaya devam ediyor.

Ve bu mümtaz coğrafyaya damgasını vuran insanlarım. Güler yüzlü, sıcakkanlı, yedisinden yetmişine her dengin arkadaşı, tasanda gamlı, sevincinde senden daha mutlu ve de bir o kadar özgür kılan bir kimlik!. Benim memleketimin insanı karşısındaki insanı kendi haline bırakır. Onu olduğu gibi kabullenir. Şartlandırmaz. Ötekileştirmez. Kendinden sayar, paylaşmayı sever. Ben böyle gördüm, böyle bildim. Yanlışım varsa sizler tamamlarsınız. Evet, hızlı bir değişim var mı? Var!..

Ama benim gözlemlerimdeki değişimler bile benim şehrimde daha geniş zamanlarda gerçekleşiyor. Olumsuzu görmeye alıştırılan gözlerle baktığımızda sayfalar dolusu söylenecek, yazılacak şeyler buluruz. Ama biz şükretmeyi biliriz. Fazla sıkıntıdan, dertden kaçınırız. Şu üç günlük dünyada fazla yük taşımaya ne gerek var ki.. “Olu gide naha olsa”.. İşte şifre burada saklı. “Olu gide!..” Gerçekten de öyle değil mi? Azıcık aşım, ağrısız başım misali. Yaşayıp gidiyoruz şuncacık dünyada. Allah da vermiş bütün güzellikleri. Yaşa alabildiğine..

Gittiğim bütün kalabalık kentlerde kendimi bir fanusun içinde hapsedilmiş gibi hissettim. Kalabalıklar içerisinde yalnızlığa mahkum olmak böyle bir şey olsa gerek. Herkes kendi dünyasında bir koşuşturma içerisinde ama kendilerine ait yaşama alanları hiç yok. Benim Muğla’m öyle mi? İstediğim, aklımdan geçirdiğim her şeye bir nefeslik hatta gençliğin deyimiyle bir tıklık yakınlıktayım. Bundan dolayı her bir sefere Muğla’yı özlemekle adım atıyorum. Bu sene dönüş özlemlerim tavan yaptı desem yeridir. Siz, siz olun şehrimizin kıymetini bilin. Nefes aldığını her anın  tadını çıkarta çıkarta yaşayın.

 

HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

3 ADET YORUM YAPILDI
ErdalÇil 04 Temmuz 2017 / 11:56

Muğla’yı bir Muğla’ lıdan dinlemek!
O kadar güzel ve o kadar yerli ifadeler ki….Sanki beni, bizi, sizi anlatıyor. Aslında Muğla, Muğla’lı anlatılmaz. Yaşarsınız, duyarsınız, anlarsınız, içinize çekersiniz ve sonra da…..Sevgili Hocamın dediği gibi kırk baharın yoğurdunu saklıyan bu kentin şifresine bırakırsınız kendinizi. “Olu gide naha olsa”..
Tam beş yıldır görev gereği sık sık çıkıp özleyen biriyim ve özlemeye de devam edeceğim! İşim, aşım nerede olursa olsun bir ayağım ve yönüm hep Muğla olacaktır. Muhabbet diyarına muhabbetlerimle.

Ayhan Balcı 04 Temmuz 2017 / 13:06

Muğla’da yaşamanın farkında olmak, güzelliklerini anlamak, coğrafyayı ve insanımızı takdir etmek…. Teşekkür ediyoruz.Kaleminize güç kuvvet ….

Orkun Aydın 04 Temmuz 2017 / 16:47

Çok güzel bir yazı elinize sağlık.