“Diyar-ı Menteşe’de Muğlaviyem.”

Bu haber 05 Nisan 2016 - 23:26 'de eklendi ve 1.359 kez görüntülendi.
Özcan Özgürozgurmugla@hotmail.com
Özgürce

Buyurun buradan yakın…

Prof. Dr. Namık Açıkgöz Hamle’de geçen haftaki yazısına “Muğla Saatli Kule Kitabesi” başlığı atmış. Bu haftaki yazısının başlığı da şöyle olmuş:

Şahidi Evi Restore Edilirken

Ne olmuş” diye şöyle bir yazıya baktım, Şahidi İbrahim Dede Hazretleri Evi’nin restorasyonunda yanlış yapılmış! Sadece evde mi, cami avlusunda da…

Gelin şimdi “Buyurun buradan yakın” demeyin…

Hangisi doğru; Muğla Saatli Kule Kitabesi mi, Menteşe Saatli Kule Kitabesi mi? Namık hocam Muğla” demiş

Koskoca profesör yanlış yazacak değil ya… Vardır bir bildiği… Hem Şahidi İbrahim Dede de “Gedayem Şahidi-i Mevleviyem, Diyar-ı Menteşe’de Muğlaviyem.” dememiş mi?

 

xx            xx            xx

İl merkezine “Menteşe” diyenler ve diyenlere ses çıkarmayanlar için gelecekte tarih ne der bilmiyorum. O tarih ben olsaydım inanın çok güzel şeyler derdim!

Muğla’nın adını değiştirenlerin “Muğla’nın hafızası (Belleği)” ile oynadıklarının farkındalar mı bilmem…

Tıpkı ünlü türkülerimizden “Ormancı” türküsünün yakılmasına neden olan dramatik olayın yaşandığı “Gevenes”in adının “Çaybükü” olarak değiştirildiği gibi yerleşme adlarında yaşanan değişikliklerde toplumsal hafızamızı tahrip ediyor.

Muğla’nın tüm yerleşmelerinin değiştirilmiş isimlerinin geri iade edilmeleri için ayağa kalkmalıyız.

Ne zaman bu köşede “Menteşe” diye yazmak; “Menteşe” adını zikretmek zorunda kalsam kendimi GDO’su değiştirilmiş gibi hissediyorum… (!)

 

xx            xx            xx

Geçmişte, yıllar önce Hacı Kadı Süleyman Efendi’nin Mekke dönüşü eşi Pembe hanım için 30 mayıs 1885’te yaptırdığı Saatli Kule’nin kitabesiyle de oynanmış…

Çocukluğumda eski yazı kitabenin yanında “Türkçesi” de vardı. İşte o çeviri de yanlışmış. O yanlışı bir akademisyende Muğla’ya dair bir çalışmasında tekrarlamış.

Namık hocam sonunda isyan etmiş ve “Muğla Saatli Kule Kitabesi” başlıklı yazısında şöyle demiş:

1994 Nisan’ında Muğla’ya geldiğimde, herkes gibi ilk dikkatimi benim de Saat Kulesi çekmişti. Gidip incelemiş ve hatta kitabesini de okumuştum. Daha sonra birkaç yayında gördüm kitabenin yeni harflere aktarılmışını. Gördüğüm metinlerin hepsinde yanlışlıklar, eksiklikler vardı. Bu yayını yapanlardan biri ile bir sempozyumda karşılaştık ve yanlış okumaları söyledim. ‘Hocam, ben Muğla’ya gidip okumadım.’ dedi ve ‘Doğrusunu gönderirseniz, kitabımın yeni baskısında düzeltirim.’ dedi. Öyle kavilleştik ama ne ben doğru okunmuş metni o arkadaşa gönderebildim ve ne de o kitap ikinci baskıyı yaptı!.. Ve kitabe metninin yanlış okunuşu öylece kaldı. (…)

 

xx            xx            xx

Aslında Namık hocamı asıl isyan ettiren başkası. Son zamanlarda üniversitemizden belediyemizin koltuk altına giren bazı hocalarımız oldu. O isyan ettiren onlardan birimidir bilmiyoruz… Namık hocam yazısında bardaktaki suyu taşıran o isimle ilgili de şöyle demiş:

Özellikle internette ara motoruyla arama yöntemi çıktıktan sonra, Saatli Kule Kitabesinin istisnasız her yayında yanlışlılarla dolu bir şekilde aktarıldığını gördüm. En son, bunlardan bazılarının ünvanlı akademisyenlerce yapıldığını görünce, kitabe metninin doğrusunu yayınlamanın bana farz olduğunu anladım.

Son zamanlarda Ege’yi tanıyıp, bilmeden Muğla’yı yazanlar çıkıyor. Çıkabilir, ama bu tiplerin üniversitemizden çıkması ve yerel yönetimlerimizin de bu “tüccar-terzilere” sahip çıkmış olması insanı üzüyor. Namık hocam isim vermemiş. O akademik isimleri tahmin edebiliyorum, ama hocam yazmamış ben neden yazayım… (!) Namık hocam kitabenin Türkçesi’nin tamamına yer verdiği, “Hadi buyur buradan yak” dedirten yazısını şöyle noktalamış:

Biz kitabenin metnini yeni harflere doğru olarak aktaralım ve doğru metin internet ortamında da bulunsun ki, millet bundan sonra yanlış metin yayınlamasın.

 

xx            xx            xx

Kurşunlu Camii inşa ettiği söylenen Muğlalı Rum ustalardan “Filvari ustanın” adı Saatli Kule Kitabesinde de geçiyormuş. Ancak kim ne istedi veya neden rahatsız oldu ise orijinal kitabeden adı kazınmış!

Namık hocam kitabede “Kostantin oğlu Filvari yapdı bu metin dîvârı” ifadesinin de bulunduğu gerçeğini değişik kaynaklardan ortaya çıkarmış. Kitabenin Türkçesinde o ifadeye olduğu yerde yer vermiş… Kitabenin hattatı da “Hattat Mustafa Vasfi çırağı İsmail Hakkı” imiş… Kitabede bu ifade de yer almakta.

Kurşunlu Camii deyince aklıma Çerkezoğlu (Terzi) Şevki geldi. Rum Filvari ustanın eseri Kurşunlu Camii en son bakımı veya restorasyonu Çerkezoğlu Şevki ile gördü. Muğla’da O’nun elinin değdiği her yapı güzelleşir, estetik kazanır. Kurşunlu’nun restorasyonunu yaptığı gibi, sanırım harcamaları da kendi cebinden yapmıştı…

Muğla’nın tarihi yapıları O’nun ellerine teslim edilmeli. Teslim etmiyorsanız, bari denetimine, gözetimine veya danışmanlığına bırakın…

 

xx            xx            xx

Bugün aslında ben Namık hocamınŞahidi Evi Restore Edilirken” başlıklı yazısında anlattığı bir “restorasyon cinayetini” ele alacaktım, “Muğla Saatli Kule Kitabesi” yazısından çıkamadım…

Şahidi Evi Restore Edilirken” ne olmuş, ona da yarın bakarız… Ama siz beni beklemeyin,

Prof. Dr. Namık Açıkgöz’ün Hamle’de bu haftaki “Şahidi Evi Restore Edilirken” başlığını taşıyan yazısını okuyun da tarih nasıl katlediliyor, “kent” veya “toplum belleği” nasıl tahrip ve yok ediliyor, bir “çeşme kitabesi” nasıl “mezar taşı” olmuş bir görün… Bir gülün ağlanacak halimize…

Namık hocam yazısında bu konuda şöyle demiş:

Ayrıca, mezar taşlarının düzenlenip yerleştirilmesinde özen gösterilmemiş; kırık taşlar bir araya getirilmeden, gelişigüzel dikilmiş. Hele bir mezar taşı diye dikilen taş var ki, beni gülmekten öldürdü. Koyunoğlu Hafız Mehmet ve Derviş Salih’in bir hayratının (Muhtemelen çeşme kitabesi) kitabesi, sanki bir mezar taşıymış gibi mermer bir kabrin başına konmuş. Vakıflar Bölge Müdürlüğü her şeyi bildiğini iddia eder de bilen birine danışmadan bir iş yaparsa böyle olur. Oysa bir telefon uzaklığında olan bana sorsalardı, yayınladığım kitaptan, her mezar taşı için bilgi verirdim.

 

xx            xx            xx

Tekrar başa dönersek, Namık hocam yazısında Saatli Kule Kitabesi konusunda şöyle devam etmiş:

Vaktiyle, kitabenin yeni harflere aktarılmışını ve günümüz Türkçesine çevrilmişini ilgililere vermiş ve bir levhaya yazılarak kitabenin yanına asılmasını; böylece ziyaretçilerin kitabede neler yazdığını öğrenmelerinin faydalı olacağını söylemiştim.  Günümüz Türkçesine aktarımı yazılıp asıldı ama yeni harflerle orijinal metin yazılıp asılmadı.

Demek ki Vakıflar mı, Büyükşehir mi, yoksa Anıtlar Kurulu mu, hangisi ise ilgililer o orijinal metni yerine bir an önce estetik bir şekilde asmalılar.

Gerçi yine Namık hocam sayesinde Saatli Kule’nin Şeyh Camii tarafında ortaya çıkan tarihi çeşmeden su akıtmayı da beceremediler ama bir Türkçe kitabeyi asarlar artık… (!)

Neyse yarın devam ederiz…

 

HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

2 ADET YORUM YAPILDI
Erdi KAYA 06 Nisan 2016 / 09:27

Merhaba Sayın Özcan ÖZGÜR,

Öncelik iyi günler diler, saygılarımı sunmak isterim.

Özcan bey, bir gazeteci olarak eleştiri birinci görevini, ama bazen bu hakkınızı haksız kullandığınız düşüncesindeyim.

Şöyle ki;
Yazınızda yer alan Şahidi evinin eski halini Hamle Gazetesinde buldum, bitmeye yakın yeni hali de var hamle gazetesinin internet sitesinde, ama erinmedim hem spor yaptım hem de bizzat bugün gidip yerinde gördüm.

Allah yaptırandan da vesile olandan da razı olsun. Çok güzel olmuş. Tabi bu güzellik ölçüsü benim gibi sade bir vatandaş gözüyle yapılmış bir derecelendirme.

Özcan bey, lütfen yapının eski ve yeni halini yan yana koyun. Bunu neden söylüyorum. Yapının eski hali ibret verici. Bu noktadan şunu sormak gerekmiyor mu, bu yapı bu kadar değerli olduğu halde neden bu hale gelmesine izin verildi. O zamanlar yetkiler neredeydi.

Özcan bey, Namık beyin yazısını da okudum. Çok faydalı bir yazı. Ama, eleştirirken kamu görevlilerinin şevkini kırmamak ve doğru bilgi sahibi olarak eleştirmek gerekir. Aksi halde, kamu görevlileri iş yapıp eleştirilecekleri yerde iş yapmamayı seçerler. Bu da hizmetleri etkiler.

Özcan bey, size sağlıklı ve mutlu bir yaşam dilerim.

reşat öztepe 06 Nisan 2016 / 14:51

Gocuman; gine dayanamadım; Yukarıdaki yazınıı okuduğumda Vaktiyle Amiral olarak atanan Süvari Komutanına,iskendieyede bulunan Deniz Üssündeki Gemilrein istanbul’a nakl edilmesi emri verilir. Emri veren Amiral amma esas mesleği Süvari! komutanı. İskendiriyyeden haber gelir,Efendim Tüm gemilerimizin dümenleri bakıma alınmıştır diye. İstanbul amiraldan yeni emir,Gemileri Dümensiz!getirin. Hem Prof Namık Hocamın iilgili yazısı ve hemde sizin yazınız benim bu şekilde yorum yapmama neden oldu. Surç-u lisan etti isek Af ola. sevgi ve saygı.