DİRİLİŞ

Bu haber 01 Eylül 2010 - 0:00 'de eklendi ve 721 kez görüntülendi.
İsmail Ataseverismailatasever@hamlegazetesi.com.tr

Bir gün
öncesinde 30 Ağustos Zafer Bayramının 88.yılını kutladık.

Yurdumuzun
her bir köşesinde ve dış temsilciliklerde.

Her
yıl aynı duygular içerisinde kutlanan zafer üzerine, belki birileri şöyle
diyebilir.

Ne yani.

Aradan neredeyse
1.asırlık süre geçti.

Buna karşın,
kutlamalar sürüp gidiyor.

Ebediyen böyle
devam edecek mi?

O zaman, niye
geçmiş tarihimizdeki zaferleri de kutlamıyoruz?

İlk
bakışta hoş görüyle karşılanabilir.

Bu
ve benzer zaferler yıllar boyu coşkuyla kutlandı.

Hem
de her kesim tarafından.

Önemli
olan bugün ve gelecek adına iz bırakmaktır, bağlamında.

Dolayısıyla
kınasanız bile kalkıp, siz niye bu şekilde düşünüyorsunuz? diyemezsiniz .

Kişi
düşünmekte özgürdür.

Onun
düşüncesine gem vurmak, kişi haklarının ihlalidir.

Demokrasiyle
yönetilen bir ülkede, asla kabul edilemez.

Ancak…

Bu
konuda farklı düşüncenin sahiplerine şunu hatırlatmak isterim.

Acaba,
yeryüzünde konuşlanan ülkeler içerisinde, 30 Ağustos gibi bir zaferin sahibi
olanlar var mıdır?

Olmak veya
olmamak noktasına sürüklenen bir ulus, üstelik zaruret içerisinde, tarihte
emsali görülmeyen bir DİRİLİŞ göstermiş midir?

İşte böylesine
bir zaferi yaratan, Ulu Önder Mustafa Kemal Atatürk Komutasındaki, Türk
insanıdır.

Onun için, başka
ülkelerin zaferleri için artık demode oldu diyebilirsiniz.

Dolayısıyla
üzerinde spekülasyon yapılamayacak olay, Türklerin ebediyen yer yüzünde var
olmalarını sağlayan 30 Ağustos Zaferiyle sonuçlanan tarihi olgudur.

Kısaca bir
milletin DİRİLİŞ’inin simgesidir 30 Ağustos.

***

Olayın
çarpıcı olmaktan öte acı yanı ne biliyor musunuz?

Bizans
oyunlarının yaratıcıları aleyhimizde olsa, asırlardır dünyayı bize karşı
kışkırtsalar da, kişilik sahibi komutanlar ve devletin başında bulunanların
bunlara itibar etmemeleridir. 

Tabi
bir noktaya kadar.

Türklerin,
tarihin nice dönemlerinde kurdukları devletler sayesinde hep ön planda
olmaları,

Hele,
Osmanlı İmparatorluğu döneminde dünyayı 600 yıl hükmetmeleri, Bizansı daha bir
keskin hale getirmiştir.

Yine
de Osmanlı, bu süreçte yetiştirdikleri, kişilik sahibi tarihi şahsiyetlerle,
mazlum milletlerin koruyucusu olmuşlar.

İçlerindeki
insan sevgisi, yüreğindeki Allah korkusu, mağduru korumaya yöneltmiştir.

***

Ne var ki, sizi
saran çember daralmaya başlamışsa, üstelik bünyenizde bir takım sıkıntılar baş
göstermişse, zorda kaldığınızın resmidir.

Nitekim, yönetim
kademesinde kendini gösteren tutarsızlıklar koca imparatorluğun adeta sonunu
hazırlıyordu.

Hal böyle olunca
Bizans boş durur muydu?

Önce el
altından, daha sonra aleni Sadrazamlıkla olan anlaşmalar.

Anadolu’yu
parselleme girişimleri.

En nihayetinde
İngiliz, Fransız, İtalyan ve Yunanlıların, kıyılarımız boyunca uzanan sahil
kentlerini işgale yeltenmeleri.

Ve işgal
etmeleri.

İşte bu şartları
kabul etmenin mümkün olmayacağını bilen Mustafa Kemal’in, türlü zorluklar
içerisinde Samsun’a ayak basması, DİRİLİŞ’in ilk işaretiydi.

Tabi Mustafa
Kemal’i böylesine amansız bir yolculuğa çıkaran azim ve inanç, Türk insanına
olan güveniydi.

Güven
duygusu karşılıklı olunca, gerisi kolaydı.

Önce Sivas ve
Erzurum Kongreleriyle Amasya tamiminin imzalanması.

Ardından,
Samsun’dan yükselen sesin tüm Anadolu’ya yayılması.

Ve bazı
işbirlikçiler hariç, fakir ama onurlu Türk insanının Mustafa Kemal’in
komutasında yurdunu kurtarmak için canının hiçe sayacağı.

Saydı da.

I.II.İnönü
Zaferleri, Anafartalar, Dumlupınar, Sakarya Meydan Muharebeleri.

Ve 9 Ağustos
1922 tarihinde son düşman kuvveti Yunanlıların İzmir’de denize dökülmesi.

İşte, Türk
Milletinin DİRİLİŞ’ini simgeleyen savaşların nişanesi olan 30 Ağustos Zafer
Bayramı, sıradan bir gün değildir.

Yıllardır
kutlana geldi. Artık yeter! Türünde hiç değildir.

Eğer
bugün tarih sahnesinde Türk Milleti varsa, bilinsin ki bu, aynı zaferi doğuran
atalarımızın emsali görülmeyen yararlılıkları sayesindedir.

Zira
onlar bu ulusun DİRİLİŞ’ini yaratanlardı.

HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

Yorum Yok

Bu yazı yorumlara kapatılmıştır.