DEVLET SALLANIRKEN

Bu haber 28 Temmuz 2010 - 0:00 'de eklendi ve 781 kez görüntülendi.
Hüseyin Nizamoğluhuseyinnizamoglu@hamlegazetesi.com.tr
Nerede Kalmıştık

Son dünya kupası
sırasında çok sık duyduğumuz bir deyimle söylersek, oyun disiplininden
koptular. Fevkalade dağınık oynuyorlar. Kemalist rejimin devlet ricali paniğe
kapılmış gözüküyor. Paniğin en büyük işareti “itibarlarından” hiç tereddütsüz
vazgeçmeleri. Önce Genelkurmay Başkanı, sürmekte olan davalara müdahale ederek,
askerî yargının açık hükmüne rağmen siyasete bulaşarak suç işledi. Ardından,
Anayasa Mahkemesi, bizzat başkanının itirafıyla, Anayasa değişikliklerini
“esastan” incelemeye kalkışarak Anayasa’yı çiğnedi. Yasaları çiğneyen ve bunu
“kılıfına uydurmaya” bile çalışacak mecali kalmamış bir Genelkurmay Başkanı ile
bir Anayasa Mahkemesi var karşımızda. Genelkurmay Başkanı, bütün bastırmalarına
rağmen Ergenekoncuların hepsini kurtaramamasından, ordunun içindeki darbe
planlarını gündemden düşürememesinden ve yönettiği birliklerin PKK karşısındaki
başarısızlıklarından panikledi herhalde. Son bir çıkışla bu gerçekleri saklamak
için çabaladı ama o da olmadı. O eski “paşa gürledi” günlerinin çoktan sona
erdiği, “paşa dalkavuğu” medyanın yanı sıra gerçekleri söylemekten vazgeçmeyen
gazeteler de bulunduğu için artık gündemi keyiflerince belirleyip, gerçekleri
kolayından gizleyemiyorlar. Sanırım bu yeni durum onu panikletiyor. Anayasa
Mahkemesi’nin bu âni paniklemesini ise doğrusu pek anlayamadım. Bu son Anayasa
değişikliğini, bizim Yıldıray’ın dalga geçerek söylediği gibi “ucundan azcık”
kestiler ama bunu yaparken büyük bir suç işlediler. Niye öyle telaşla karar
verdiler, neden bu “kadarcık” bir değişiklik için o kadar büyük bir suçu göze
aldılar, neden Mahkeme Başkanı suçu böylesine bir berraklıkla itiraf etti,
bilmiyorum. Ankara’nın derinliklerinde bir şeyler olmalı. Bu telaşlı
halleriyle, zaten sallanan rejimi iyice itibarsızlaştırıp, güçsüzleştiriyorlar.
Rejimin yıkılmasını önleyemeyeceklerini anladıkça yaptıkları hatalarla yıkımı
hızlandırıyorlar. Belki bu tarihî bir gerçekliktir, belki de rejimler
“itibarlı” bir şekilde sona eremiyorlar. Sahneden çekilmeye hazırlanan rejim
önce “itibarını” kaybediyor belki de, yıkılışın ilk büyük işareti bu
itibarsızlık oluyor. Kendi halkıyla kavga eden ve gücü artık bu kavgayı
kazanmaya da, saklamaya da yetmeyen bir rejim bitecek elbette. Sanırım bu bizim
tahminimizden de önce olacak. Rejimin içindeki bu görkemli sarsıntı, siyaseti
de altüst etti. Yeni cepheler oluşmaya başlıyor.Şaşırtıcı yol arkadaşlıkları
çıkıyor ortaya. Benim için en şaşırtıcı ve üzücü olanı BDP elbette. CHP ve MHP
ile aynı safta “Kemalist rejimin” savunuculuğunu üstlenmek bir Kürt partisine
mi düşecekti?Bu düzenin en çok ezdiği insanların “temsilcisi” olmaya soyunan
bir parti, 12 Eylül Anayasası’ndaki değişikliklere böylesine canhıraş bir
şekilde karşı çıkıp CHP ve MHP ile birlikte “tutucu” cephenin yoldaşı mı
olacaktı?“AKP bizimle konuşmadı, onun için AKP’nin hazırladığı Anayasa
değişikliğine karşıyız” türünden çocukça bir mazeret, böylesine önemli bir
kavşakta benimsenen “tutuculuğu ve rejim yandaşlığını” öyle kolayından mazur
göstermez. Bu referandum Kürt siyasetinde de önemli kırılmalara neden olacak
sanırım. Hakpar ve Kadep gibi sahne dışına itilmeye çalışılan Kürt partileri,
Anayasa değişikliğine “evet” diyerek yeniden sahneye girdiler. Benzer bir
kırılmayı “milliyetçiler” cephesinde de görüyoruz, “rejim muhafızlığını”
üstlenen MHP’ye karşı BBP “değişikliklere” sahip çıktı. Saadet Partisi, dindar
kesimin nabzını iyi tutarak “evet” diyeceğini açıkladı. Kemalist rejimin
paniklediği bir dönemde bu Anayasa değişiklikleri çok önemli bir adım, bu
değişikliklerden bütün “ezilenler” yararlanacak, böylesine hayati bir dönemeçte
“AKP’yi tek ölçü olarak” alıp bütün politikasını AKP’ye göre ayarlama sığlığı,
“ezilen” insanlara bir fayda sağlamaz. Kemalist rejimle sorunu olan, bu rejimin
elinde çok acı çekmiş bulunan Kürtler de, dindarlar da bunun farkında. Bu
değişiklikler yetersiz ama bu “değişiklikleri” önlediğinizde bunun yerine daha
iyisini koyamıyorsunuz, o zaman bu değişime niye karşı çıkıyorsunuz, bu
değişimin hangi maddesi “ezilen” insanların aleyhine?Her ırktan, her dinden,
her mezhepten, her meşrepten demokrat güçlerin bulduğu “yetmez ama evet”
sloganı, durumu ve izlenecek yolu çok açık gösteriyor. Nedeni, amacı, hesabı ne
olursa olsun bu büyük kavgada “Kemalist rejimin” yol arkadaşlığını seçenler,
bunu ezilen insanlara anlatamazlar. Biz bütün ezilen insanlarla birlikte bu
rejimden kurtulmak istiyoruz, tavrımız net. Bundan sonrasını, “zalimlerin” yanında
saf tutanlar düşünsün.

AHMET ALTAN  09/07/2010 TARAF GAZETESİ

HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

Yorum Yok

Bu yazı yorumlara kapatılmıştır.