Devlet Erkanı Pedallara Bastı

Bu haber 30 Mayıs 2014 - 0:17 'de eklendi ve 697 kez görüntülendi.
Dr. Gülten Şimşekgultensimsek@hamlegazetesi.com.tr
Bakış

Muğla’da sağlıklı yaşam için bisiklet kültürünü insanlarımıza anlatabilmek için sürekli basında farkındalık yapmaya çalıştım.

Sayın Cumhurbaşkanımız, Sayın Sağlık Bakanımız, buradan sesimizi duydular ve  rol model olmak için etkinliklerde bisiklete bindiler. Buradan onlara çok teşekkür ederim.

Yerel basında olsak, verilmek istenen mesaj dalga dalga tüm yurda yayılıyor.

Ben Muğla halkına seslenmek istiyorum. Lütfen kısa mesafelerin olduğu bir kentte yaşıyoruz. Bisikleti hayatımıza katalım ki hayatımıza hayat  bahşedelim.

Muğla Bisiklet Derneği yine coştu.

Dr. Bilge Kağan Uzun dernek başkanı ve son yaptıkları etkinliklerini kaleme aldı. Sizlerle paylaşmak istedim.

GÖKOVA PEDALLARIMIN ALTINDA.

Muğla Bisiklet Derneğinin düzenlediği, bu yıl sekizincisi düzenlenen “Gökova Bisiklet Turu” geçtiğimiz günlerde, 15-19 Mayıs 2014 tarihleri arasında gerçekleştirildi. Türkiye’de pek çok bisiklet turuna ilham veren, Türkiye’nin ilk çok katılımcılı, kamplı, uzun turu olma özelliğini gururla taşıyan, Muğla’nın marka olmuş bu güzel etkinliği adına yakışır bir kalabalıkla ve coşkuyla tamamlandı. Turun başlangıcından bir gün önce meydana gelen Soma faciasının acısını tam içimizde hissederek, buruk ve durgun bir tur geçirdik. Pedallarımızı Soma’da hayatını kaybeden, yaralanan emekçiler için, onların üzüntülü aileleri için, hayat ve umut için çevirdik. Biz “bisikletçiler” böyleyiz işte. Tüm duygularımızı ve tepkilerimizi bisiklet ile dile getiriyoruz. Sevincimizi, coşkumuzu, üzüntümüzü, dileklerimizi pedallarımıza yüklüyoruz. Bisiklet ile gülüyor, bisiklet ile çığlık atıyor, bisiklet ile yas tutuyoruz. Tur boyunca olduğu gibi hala kendimizi nefessiz ve sıkışmış hissediyoruz.

Bu seneki turumuz 21 farklı ilden ve 3 farklı yabancı ülkeden toplam 230 bisikletçinin katılımı ile gerçekleşti. Heyecanımız büyüktü. Çünkü dernek yönetimi olarak yeniydik, tur organizasyonu ile ilgili biraz tecrübesizdik ve hayallerimiz vardı, heyecanlıydık. Tüm bisiklet severlere örnek olmuş bu turun hak ettiği prestijle devam etmesini istiyorduk. Bana göre gayet başarılı bir ekip çalışması ve iyi bir iş bölümü ile minimum aksaklıklarla, ve geri dönüşlere bakılırsa mutlu eden bir tur düzenlemiş olduk. Öğrendiğim en önemli şey, hiçbir zaman kusursuz bir tur yapılamayacağı, mühim olanın sorunları, kimseyi küstürmeden anında çözebilmek için hızlı ve etkin çözümler üretebilen bir organizasyon yapısını oluşturmanın gerekliliğiydi.

Bu sene geçmiş yıllardan faklı olarak ilk kez Gökova Körfezini saat yönünde turladık. Belki aynı rotayı yaptık ama tamamen faklı tatlarla. İndiğimiz rampaları çıktık, çıktıklarımızı indik. Aynı manzaraları farklı hızlarla, farklı hazlarla yaşadık. Kalamadığımız ama çok kalmak istediğimiz yerlerde konakladık. Turun bir gün öncesi Muğla’ya gelen misafirlerimizi Keyf-i Çadır’da misafir ettik ve tur hazırlıklarını orada, onların sıcak ortamında yaptık. Keyf-i Çadır Muğla’dan geçecek olan bisiklet severler için ne kadar iyi, ne kadar bisiklet dostu bir işletme olduğunu bizlere göstermiş oldu.

İlk gün Konakaltı Kültür Merkezinde yapılan açılışa Soma faciası sebebiyle protokolün doğal olarak katılamadığı sakin bir başlangıç oldu. Sağolsun yeni Belediyemizin yeni başkanı bizi yalnız bırakmadı. Sayın Bahattin Gümüş geldi. İyi dileklerini bildirdi.Tam başlangıç noktasın da ve anında Muğla Büyükşehir Belediye Başkanı Sayın Osman Gürün de karıştı konvoya, iyi dileklerini ve birkaç fotoğrafını aldık. Tur başladı. Doğru Akyakaya. Çünkü yol uzun. Öğle yemeğinden sonra Marmaris istikametine yol aldık ama Marmaris’i pas geçtik. Asfaltı sevmiyorduk çünkü, otomobilleri, eksozları,  dumanı sevmiyorduk. O yüzden her Perşembe akşamı bir araya gelip, saat sekizde ışıklarımızı yakıp, renkli renkli, fosforlu fosforlu giyinip, şehirde kendimizi gösteriyor, “ses yok! duman yok! Çok sağlıklı çok!” diye bağırıyorduk. Karacasöğüt sapağından Yeşilbelde yoluna, oradan da Datça yoluna çıkıp günü Çubucak Çadır Kampında tamamladık. Tam 78 km. Herkes yoruldu. Ama yüzler gülüyordu. Bizi dinlendiren de buydu zaten. Denizin dibine kurulan çadırlar, güzel bir batan güneş, doyumsuz sohbetler, unutulmayacak anılar.

İkinci gün daha kısaydı yol ama “Balıkaşıran” vardı. Çıkarken zorlandığın, ama zirvede hem gururlandığın hem manzaraya hayran kaldığın mutlu son. İniş güzel. “Soğuksu”da bir küçük mola ve ver elini “Aktur Camping”. Çarşaf gibi bir deniz, ağaçlı, görülesi bir koy manzarasında öğle yemeği. Tamam “Balıkaşıran” bitti, artık yol düz ama meşhur karşıcı Datça rüzgarı var şimdi. Hadi bir zafer de ona karşı diyoruz ve sonunda Datça’da Kargı koyuna ulaşıyoruz. Buz gibi, berraklıkta da dereceye girecek tertemiz denize atıyoruz kendimizi. Yerleşme telaşının ardından güzel bir sürpriz ile karşılaşıyoruz. Güler Yücel. Can Yücel’in sevgili eşi. Bir grup bisikletli Eski Datça’yı gezerken Can babanın evinin önünden geçiyorlar. Gürültüye kulak veren ve tam bir bisiklet sever olan Güler hanım buyur ediyor bizimkileri. Hoş sohbetin ardından, “çok severim ben kargı koyunu, dur gelip göreyim sizi” diyor. Saatlerce süren çok keyifli sohbetler yapıyoruz, sık sık Can babayı yad edip, dip dibe çadırlarda ama huzurlu uyuyoruz.

Üçüncü gün kritik bir gün. Deniz aşacağız kolay değil ve hiç de kolay olmuyor. Her sene son ana kalan ve bizi son anda sevindiren o haber gelmiyor bu sene. Feribot iptal. Tüm başvurularımızı yapmamıza rağmen maalesef mevsim dışı olduğu için bize özel bir feribot izni verilmiyor. Çok üzülüyoruz. Çünkü bu organizasyonun  ve bisiklet kullanan bu kadar insanın bu güzel çabasının biraz pozitif ayrımcılığı hak ettiğini düşünüyoruz. Ama nafile. Yapacak bir şey yok. Gezi tekneleri ile karşıya geçip destek araçlarımızı karadan tüm körfezi dolaşması için göndermek zorunda kalıyoruz. İki buçuk saat sonra Bodrum’dayız. Bizi coşkuları ve gülen yüzleri ile Bodrum Bisiklet Kulübü karşılıyor. Beraber bir Bodrum çıkarması ve gövde gösterisi yapıyoruz. Öğle yemeğinden sonra doğru Bodrum marinaya gidiyoruz. Soma’da olan kazada ölenlerin hayrına dökülen lokma ikramına katılıyor, orada olan ve olmaması gerekenler için hem taziyelerimizi paylaşıyor, hem de tepkimizi sessiz bir çığlıkla dile getiriyoruz, yüzleri kömür karası dostlarımızla. O günü Bodrum’da geçiriyor ve akşamına Gümbet Zetaş Camping’e yerleşiyoruz. Bütün turlarımızda bizlere kucak açan, karnımızı doyuran bu bisiklet dostu işletmeye de çok şey borçluyuz. Bunu sık sık dile getiriyor, tüm bisikletçilere, eğer bir gün bisikletle bodruma gelirlerse Zetaş’ı es geçmemeleri gerektiğini tavsiye ediyoruz.

Dördüncü gün de biraz sıkı. Kolay değil “Mazı Rampası” var. Bu taraftan nasıl çıkılır pek bildiğim yok. Öbür yüzünden tanışığız Mazı’yla. Ama çok güzel bir güzergah bizi bekliyormuş, yol boyunca varıyorum farkına ve zevkine. Araçların pek uğrak yeri olmayan köy yollarından, tam da bisikletin, bisikletlinin sevdiği, özlemi yollardan. Ve Mazı, bir zafer daha. Keyifli ama bir o kadar da tehlikeli bir inişle Çökertme kavşağı, ardından da Ören. Rahat kasaba. Gerginlikten uzak, her karışını kendinizin hissettiğiniz, her karışına kendinizi ait hissettiğiniz güzel kasaba. Çadırlarımızı kurup dinleniyor, bu arada Milas Belediye Başkanını misafir ediyoruz, belki de o bizi misafir ediyor.Sayın Tokat’ı  iki güzel insanla tanıştırıyoruz. Engelsiz Pedal Derneği’nden turumuza katılan ve bir tandemle (iki kişilik bisiklet) yol alan görme engelli arkadaşımız Süleyman ve onun makam şöförü Oğuzhan. Keyifli bir sohbet daha. Ve görmediğimiz şeyleri gösteriyor bize Süleyman ile Oğuzhan. Günün en güzel saatlerini sohbetlerle süslüyor, yine güzel, kısa ama şaşırtıcı derecede dinlendirici bir uykuya dalıyoruz.

Beşinci ve son gün. Bir sağlam rampa da bugün var. “Kultak” rampası ama yorgun bedenler alışmış rampalara. O yüzden turun biteceğine sevinen pek yok. Zorlu parkurun son kısmı daha kolay ve zevkli. “Akbük”e iniyoruz. Öğle yemeğinden sonra deniz kaçmaz. Son şansımızı da değerlendirip serinliyoruz. Son etap buruk. Solumuzda yemyeşil orman, sağımızda masmavi deniz Akyaka’ya ulaşıyoruz. Her zaman telaşlıdır ayrılık vakti. Kim nereye gidecek, arabası nerede, otobüsü kaçta, bisikletler insanlar nasıl taşınacak biraz geriyor bizi. Ama her veda anında sıkılan ellerin samimiyeti, söylenen sözlerin güzelliği tüm gerginliğimizi alıyor. Son yolcu da ayrılınca biraz rahatlıyoruz. Son bir görev kaldı. Beş gün boyunca organizasyonda görev alan yedi üniversiteli delikanlı, yedi aslan, göğsümüzü kabartan övgülere sebep olan gönüllü arkadaşlarımızı evlerine bırakıyorum. Benim rahatlama zamanım işte şimdi başlıyor. Çok yorgun ama bir o kadar da mutlu tutuyorum evin yolunu.

Öykü tadında bir yazı.

Ben ilimizde bisiklet kültürünün içselleştirilmesi için emeği geçen tüm şahıslara tüminsanlık adına teşekkürlerimi arz ederim.

 

HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

Yorum Yok

YASAL UYARI! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen kişiye aittir.