DEVLET EMRİYLE ÖLDÜRMEK

Bu haber 22 Ağustos 2010 - 0:00 'de eklendi ve 713 kez görüntülendi.
Hüseyin Nizamoğluhuseyinnizamoglu@hamlegazetesi.com.tr
Nerede Kalmıştık

Binlerce
insan öldürüldü Güneydoğu’nun sokaklarında.

Sevgilisiyle
el ele parkta dolaşan gençleri bile alıp götürerek işkencelerle öldürdüler.

Herhangi
bir ahlaksız muhbirin işareti, en küçük bir kuşku, insanların öldürülmesine
yetiyordu. JİTEM üyesi olan en düşük rütbeli subaylar bile keyiflerince ölüm
emri verebiliyorlardı.

“Beyaz
Toros’a binen” genellikle bir daha evine dönemiyordu.

Şimdi o
“faili meçhul” dosyaların bir kısmı açılıyor, ölümlerin hesabı sorulmaya
başlanıyor.

Tam bu
aşamada, emekli Korgeneral Atilla Kıyat, Habertürk televizyonunda bir açıklama
yaptı. Dedi ki, “o ölümlerin emirlerini o dönemin yöneticileri verdi, öldüren
subaylar sadece emirlere uydular.” Korgeneral Kıyat sıradan biri değil, ordunun
zirvelerine yükselebilmiş, devleti ve orduyu bilen biri. Söylediğini bilerek
söyleyen biri. Subayların “emir alarak” da olsa insanları sokaklarda, işkencehanelerde,
dere kenarlarında, köprü altlarında vurmaları onların suçlarını hafifletmez,
NAZİ cellâtlarının hepsi de emirle öldürdüler ama bu durum onları suçluluktan
kurtarmadı. Kendisine “bir sivili sokakta öldürmesi için” emir verilen subay,
askerliğe de, yasaya da aykırı olan bu emre itiraz etmezse suçlu duruma düşer
ve bu suçun hesabını verir. Kıyat’ın sözleri, bugün yargılananları kurtarmaz
ama “yargılanması gereken” herkesin henüz yargılanmadığını gösterir. Emekli
korgeneralin sözlerini bir “suç duyurusu” olarak kabul etmek zorunda savcılar.
Ve, “faili meçhul” soruşturmalarını o dönemin sivil ve asker bütün
yöneticilerini kapsayacak biçimde genişletmeliler.

Bu
cinayetlerin içinde kim varsa, cumhurbaşkanı, başbakan, genelkurmay başkanı
yasaların önünde hesap vermeli. Hiçbir makamın “cinayet suçu” karşısında
dokunulmazlığı yoktur.

Kimse,
“gidin Kürtleri öldürün” diye emir veremez.

JİTEM’ci
subaylardan, eski ülkücülerden, mafyadan oluşmuş “ölüm mangaları” oluşturarak
insanları öldürtemez. Korgeneral Kıyat’ın sözlerinin ne anlama geldiğini
anlamak için Susurluk dosyalarını da yeniden açmak gerekir. Sadece, askerlerle
politikacıları değil, o dönem bu cinayetlerin üstünü örten, soruşturmayan,
dosyaları savsaklayan, görevini yapmayan savcılarla yargıçlar da bu “soruşturmaya”
dahil edilmeli.

Korkunç
bir Kürt kıyımı yaşadığımız o dönem, bu toplumu da, bu devleti de mahvetti.

Çürüttü.Mafyayla
ilişkili generallerin, Yargıtay başkanlarının, MİT görevlilerinin, subayların
ortaya çıkmasına neden oldu.

Devlet
görevlileri bir yandan Kürtleri öldürürken bir yandan da paylaşamadıkları
“uyuşturucu” paraları için birbirlerini öldürdüler.

Bunları
unutmaya hakkımız yok. Hemen hemen herkesin “ailesinden” birini bu korkunç
kıyıma kurban verdiği o dönem için Kürtlere “unutalım gitsin” diyemeyiz.

Bu
ülkenin sadece bir “özür” borcu yok Kürtlere, o suçların bir daha
işlenmeyeceğini, bir daha kimsenin öldürülemeyeceğini, işkence görmeyeceğini
garanti edebilmemiz için bütün sorumluları da yargılamalıyız. Çocuğunun,
babasının, kardeşinin, eşinin cenazesini bile bulamamış insanlar yaşıyor
Güneydoğu’da. “Cinayet emirlerini” verenlerin ellerini kollarını sallayarak
dolaşması onların acılarına hakaret etmekten başka ne anlama gelir?

Bugün bu
ülke barışa ulaşmakta bu kadar zorlanıyorsa, bunun en temel nedenlerinden biri
o dönem Kürtlere yaşatılan o büyük acıdır, o kahredici çaresizliktir, hesap
sorulmasının bile yasaklanmasıdır, katillerin her mahkemeden sırıtarak
çıkmasıdır.

Kürtler
o günleri nasıl unutur? Niye unutsunlar?Bir daha o katliamın yaşanmayacağına
nasıl güvensinler? Niye güvensinler? Katilleri ve o katillere emir verenleri
bulmak zorundayız.

Sadece
Kürtlere karşı değil, bütün insanlığa karşı borcumuz bu.

Bu, bir
insanlık suçu çünkü. Bu insanları yakalayın ve eski cumhurbaşkanı, başbakan,
genelkurmay başkanı falan demeden götürüp Diyarbakır’da yargılayın.

Bu
yargılamalarla Kürtlerden ve bütün insanlıktan özür dileyip, vicdanımızdaki
ağır yükü de belki bir nebze hafifletebiliriz.

AHMET
ALTAN      TARAF GAZTESİ      12/08/2010

HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

Yorum Yok

Bu yazı yorumlara kapatılmıştır.