DEPREMLER ALLAH’IN GAZABI DEĞİLDİR

Bu haber 09 Mayıs 2009 - 0:00 'de eklendi ve 948 kez görüntülendi.
İsmail Ataseverismailatasever@hamlegazetesi.com.tr

Türkiye adına bir realite var ki yadsımak mümkün değil.
Zira, yüzyıllar boyunca meydana gelen, akabinde tahminlerin çok üzerinde hasar bırakan olaylar bunun bariz kanıtı.
“Deprem”lerden dem vuruyorum.
Kimi zaman hafif, bazen orta şiddette, asıl etkisi Richter ölçeğine göre 7 ve daha şiddette olduğu zaman görülen yer sarsıntısı.
Tarihi süreç içerisinde, yurdumuzun bir çok yerinde bu şiddette meydana gelen depremler sonucu, her bakımdan çok kayıplar verilmesi üzerine “depremlerle yaşamaya alışmalıyız” denmesi bu yüzden.
Değil mi ki sık aralıklarla yer sarsıntılarına maruz kalıyoruz.
Bunun anlamı, Türkiye’nin gerçekten depremlere maruz kalan bir ülke olduğudur.
Özellikle kuzey ve güneyden kuşatan fay hattı boyunca konuşlanan yerleşim merkezleri, bu tür tehlikenin daha sık görüldüğü yerlerdir.
Bugüne değin büyük çapta meydana gelen depremlerin aynı fay hattı boyunca oluşmasının başkaca izahı yok.
Dolayısıyla aynı yer sarsıntılarına uğrayan yerlerden biri kendi kentimiz Muğla.
Aynı süreç içerisinde görülen en büyük sarsıntı 1957 yılına ait.
Aynı yıl Fethiye ilçesi Richter ölçeğine göre 7 şiddetinde bir sarsıntıya uğradığında çok büyük hasar meydana gelmişti.
Bugün dahi gözlenen deniz altındaki kalıntılar aynı depremin etkisinden başkası değildir.
İşte her zaman olduğu gibi şu sıra konuyla ilgili bilgilendirme toplantıları yapan “deprem dede” lakaplı Prof.Dr. A.Mete Işıkara’nın sözleri, tartışma yaratmasına karşın, gerçeğin ta kendisi.
Depremle ilgili kurumların başında gelen Türk Kızılayı adına, ülkemizin her köşesinde konferans ve seminerler veren Işıkıra’nın, bu defa geldiği Muğla’da sarfettiği sözler, birdenbire gündeme oturuverdi.
Bazıların “depremin oluş nedenini Allah’ın gazabı ve takdir” olarak nitelendirmesinin yanlış olduğunun altını çizerken, şu açıklamayı yapıyor.
Depremler yer sarsıntıları sonucu ortaya çıkan bir oluşumdur.
Buna karşın Alah’ın takdiri ve gazabı olarak nitelendirmek yanlıştır.
Zira Allah çok merhametlidir ve bağışlayıcıdır.
İlişkin olarak depremlerden ders alınması gerektiği işareti vardır.
Işıkara aynı açıklamaları yaparken Allah’ın insanoğluna şu şekilde seslendiğini belirtiyor.
Sizler, bu tür afetler karşısında önce tedbir alıp sonra tevekkül olmak durumundasınız.
Bakara suresinde belirtilen, “işi ehline veriniz” ayetini ekleyerek devam eden Işıkara, konuşmasını şu şekilde bitiriyor.
İşin ehline verilmesi noktasında zemin etüdü için yer bilimcisi, mimari projeyi mimar, inşaatı inşaat mühendisi yapması gerekir.
Ama biz özellikle seçimler öncesinde bilinçsizce yapılan yapı furyasına ses çıkarmıyoruz.
Ondan sonra da aynı binalar yıkılıyor.
Şimdi, kabul etmeliyiz ki ülkemiz, dolayısıyla Muğla adına ortaya çıkan bazı gerçekler var.
Kaçınmanın mümkün olmadığı, ülkemizin önemli bir deprem riski altında bulunduğu.
Hal böyle iken bizlere düşen, muhtemel bir deprem karşısında elimizden geldiğince tedbir almaktır.
Bunun da yolu yapıların istenen ölçülerde yapılmasıdır.
Ama siz gerçekler tüm çıplaklığıyla ortada iken, Işıkara’nın da karşı çıktığı Allah’tan gelen bir gazap ve de takdir olarak nitelerseniz, olacakları peşinen kabullenirsiniz demektir.
Bakara suresinde karşılığını bulan tedbiri elden bırakmayın vurgusu bizler için bir işaret olduğuna göre, tek yapmamız gereken yeterli önlem almaktır.
Her şeye karşın Muğla ve yöresindeki yapılaşmanın, başka iller hilafına istenen özellikleri taşıdığına inanıyorum.
Özellikle 1957 ve 1999 yılında Marmara Bölgesini ağırlıklı depremler sonrasında, bütün yurdumuzda olduğu gibi kenti kentimiz Muğla’da, yapılaşma adına daha bir dikkatli davranılmıştır.

HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

Yorum Yok

YASAL UYARI! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen kişiye aittir.