DEPREM

Bu haber 07 Ekim 2010 - 0:00 'de eklendi ve 671 kez görüntülendi.
İsmail Ataseverismailatasever@hamlegazetesi.com.tr

Deprem.

Ortaya çıkardığı
hasar itibariyle, doğal olaylar içerisinde en korkunç olanı.

Hem maddi
anlamda, hem de psikolojik etkisi itibariyle.

Psikolojik
etki diyorum.

Bir şekilde
maddi hasarı telafi edebilirsiniz ama deprem anında duyulan korku ve panik’in
etkisini kolay kolay üzerinizden atamazsınız.

Bunun
en çarpıcı örneği 1999 Marmara Bölgesi ağırlıklı depremdir.

Aradan
bunca zaman geçtiği halde, yöre halkı hala o depremle yaşıyor.

Hala,
o anki halet-i ruhiyenin etkisini üzerinden atabilmiş değiller.

Nasıl
atsınlar?

Bir
tarafta yitip giden yakınları.

Ana,
baba, kardeş, eş ve çocuklar.

Diğer
yanda evsiz, barksız ortada kalmaları.

Onlar
biliyorlar ki, bir gün öncesinde aynı sofra etrafında toplananlar, artık
ebediyen yok.

İşte
böylesine bir tablo üzerine söyleyebileceğimiz tek olgu, depremin en korkunç
tabii olay olduğudur.

***

Ne
yazık ki, benzer korku ve endişeli bekleyiş, aynı yörede devam edip gidiyor.

3 gün öncesinde
Marmara Denizinin 11 Bin KM derinliğinde olsa da, dışa yansıması Rechter
ölçeğine göre 4. 4 şiddetinde olunca, yeniden o korkular depreşiyor.

İstanbul’un
birçok semtinde halk yine sokaklarda.

Bir
tarafta, bu şartlarda evimize giremeyiz
diyenler.

Diğer
yanda neyin ne olduğunu kestiremeyen
çocukların ürkek tavırları.

Birde
Allah’tan gelene bir şey yapamayız diyecek
kadar gamsız olanlar.

***

Sonra,
sanılmasın ki İstanbul halkının korkusu bu depremle sınırlı.

Ne
zamandır, aynı endişe hakim.

Konuyla ilgili
bilim adamlarının, Marmara Denizinin derinliklerinde 2 önemli fay hattının
bulunduğu, bir gün bunların mutlaka harekete geçecekleri açıklaması, onların
her an tedirgin olmalarına neden olmaktadır.

Dolayısıyla,
her bir vatandaş, ha bugün ha yarın
deprem olacak korkusu içerisinde.

***

Aslında,
Türkiye genelinde meydana gelen depremler üzerine tartışılacak öylesine çok
ayrıntı var ki.

Bir kere,
asırlardır ülkemizin önemli bir deprem kuşağı üzerinde bulunduğu, bazı
bölgelerin daha risk altında olduğu bilimsel bulgularla tespit edildiği halde,
neden gereği yerine getirilmedi ve getirilmiyor?

Deprem olacağını
önceden kestirmek mümkün değil ama, neden daha sık depremle yüz yüze gelen Uzak
Doğu Ülkelerinden Japonya’nın yaptığı gibi depreme dayanıklı yapılar
yapılmıyor?

Aynı ülkede,
çoğu kez 6-7 şiddetinde sarsıntı olduğunda önemli hasar meydana gelmezken,
bizde 4 şiddetindeki depremin dahi büyük etki yaratmasının cevabı, neden
verilmiyor?

***

Hepsi
bu kadar olsa.

Bir
önemli açmazımız var ki, daha büyük felaketin habercisi.

Deprem riski
taşıyan alanlardan, özellikle gevşek zeminler üzerinde yapılaşmanın olmaması,
mutlak yapılması gerekiyorsa, ona göre tedbirle alınması kaçınılmaz olduğu
halde, çoğu belediyelerin buralar için ruhsat vermesinin nasıl bir izahı
olabilir?

Bu düpedüz,
insan hayatını riske atmak değilse ne?

Özde,
kimsenin bir çıkarı olamayacağına göre asıl olan, ilgili belediyeler başta
olmak üzere inşaat sahiplerinin, belirlenen şartlar doğrultusunda yapılaşmaya
gitmeleridir.

***

Peki, Marmara
Depreminden sonra, hiç değilse mevcut yapıların sağlamlaştırılması diyerek
başlatılan çalışmalar hangi aşamada?

Aynı bölge
içerisinde risk taşıyan tüm evler gözden getirildi mi?

Yoksa, olayın
sıcaklığı içerisinde, göz boyarcasına birkaç çalışma yapıp, sonra kulağımızın
üzerine mi yattık?

Tahmin
değil inanıyorum ki, ilk başlardaki duyarlılık gösterilmiyor.

Nasılsa
geçmişi çabuk unutan bir milletiz ya!

Sonuçta, ne
olursa olsun, hiçbir şey insan hayatından kıymetli olmadığına göre, en büyük
doğa olayı karşısında, her kim olursa olsun üzerine düşeni eksiksiz yerine getirmelidir.

 

 

HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

Yorum Yok

Bu yazı yorumlara kapatılmıştır.