DEPREM HAFTASINDA DEPREM

Bu haber 09 Mart 2010 - 0:00 'de eklendi ve 702 kez görüntülendi.
İsmail Ataseverismailatasever@hamlegazetesi.com.tr

Dünyanın yüz yüze geldiği doğal afetler içerisinde en yıkıcı olanı şüphesiz deprem.
Elbette Tsunami, sel ve heyelan gibi afetlerin etkisini de yadsımak olası değil.
Zaman zaman meydana gelen bu tür felaketlerin nasıl etkiler yarattığını hep şahit olduk.
Aşırı yağışlar sonrası oluşan selin önüne ne kattıysa alıp götürdüğü, aynı yağışların etkisiyle oluşan heyelanların mal ve can kaybına neden olduğu, ana denizlerde oluşan Tsunami’nin yerleşim merkezlerini ne şekilde etkilediğini film seyreder gibi izledik.
Ne var ki hiç biri, kapsadığı alan ve yakım gücü anlamında depremler kadar etkili olmadı.
***
Bu arada denebilir ki, bugüne değin Şili, Havai, Avustralya, Yeni Zelanda, Japonya, Rusya ve Pasifik Adaları ve 2 yıl öncesinde Filipinler’de meydana gelen Tsunami sonrası, tahminlerin çok üzerinde insan hayatını kaybetti.
Bu nedenle Tsunami de depremler kadar etkilidir.
Doğru.
Buna kimsenin itirazı olamaz.
Ancak, Tsunami çok sık aralıklarla meydana gelen bir afet olmadığı gibi denizlerde gözlenen bir olay.
Depremler öyle değil ki.
Dünyanın neresinde olursa olsun, her an ortaya çıkan doğal bir afet.
Bu yüzden bir kez daha görüldü ki, doğal olaylar içerisinde en etkin olan, dolayısıyla mal ve can kaybı bağlamında daha bir hasar yaratan depremlerdir.
***
Pek çok kez kaleme aldığım deprem felaketini bugün yeniden yazmam, dün sabaha karşı Elazığ ilinde meydana gelen yeni bir doğal afet üzerine.
Ne yazık ki Türkiye, bir kez daha makus talihin kurbanı oldu.
Dün sabah saatlerinde Elazığ ili Başyurt İlçesi Karakoçan Köyü olmak üzere birçok yerleşim birimi Righter Ölçeğine göre 6 şiddetinde depreme maruz kaldı.
İlk belirlemelere göre 57 ölü.
Tabi yerle bir olan evler.
Aslında aynı evlerin depreme dayanıklı olup olmadığı tartışma götürmeyecek kadar açık.
Şartlar gereği çoğu kerpiçten.
Bu ölçekte bir sarsıntıya dayanması mümkün değil.
Nitekim dayanamadılar.
Oysa deprem gibi doğal afetlerin önünü geçmek mümkün olmasa da daha bir etki yaratmaması için tedbir almak, hasarın daha az olmasını sağlardı.
Siz Türkiye gibi önemli deprem kuşağı üzerinde bulunan bir ülkede, muhtemel sarsıntılara karşı daha bir dayanıklı yapılaşmaya gitmezseniz, nice acılar yaşayacağınız kaçınılmazdır.
Hiç kimse bu tür felaketler sonrasında acılar yaşanmasını istemez ama asıl olan, davetiye çıkardığımız.
Siz, ön görülen kriterler doğrultusunda yapılaşmayı sağlayın.
Evlerinizi ona göre yapın.
Bakıp görürüz ki, depremin yıkım gücü o denli etkili değil.
Ama, ülkemizin önemli bir deprem kuşağı üzerinde bulunduğunu bildiğiniz halde, öngörülen şartları yerine getirmezseniz, kaderinize razısınız demektir.
***
Aynı konuyu sıkça kaleme aldım derken, vurgulamak istediğim temel nokta bu idi.
Türkiye, deprem itibariyle hassas bir bölgede bulunmasına karşın, yapılaşmalar o nispette yapılmıyor.
Ne denli itiraz edilse, bazı yerleşim bölgeleri;
Biz evlerimizi yaparken bilmem kaç top demir, bir o kadar dayanıklı yapı malzemesi kullandık.
Daha başka yapabilirdik? dese de, yeterli olmadığı çoğu kez görüldü.
Evet, bazı kesimler istenen kriterleri yerine getirmiş.
Ama eksik.
Bunun en bariz örneği 1999 yılında yaşanan Marmara Bölgesi felaketi.
Eğer aynı bölgenin zemin etüdü yapılarak, ona göre binalar inşa edilseydi, 40 binin üzerinde vatandaşımız hayatını kaybeder miydi?
Marmara Bölgesi depremi sonrasında bilim adamlarının yaptığı açıklamalar, “çoğu evlerin yıkılması zeminin gevşekliği nedeniyle oldu” şeklindeyse, bilmem kaç ton demir ve çimento kullandık demenin yeterli değildir.
Netice itibariyle Türkiye, Kuzey ve Güney Anadolu Fay Hattının etkisinde bir ülke.
Dolayısıyla aynı kuşak üzerinde bulunan yerler risk altındadır.
Öyleyse yapılması gereken, depreme daha bir dayanıklı yapılar inşa etmektir.
Aksi halde, deprem dile getirildiği bir haftada Elazığ Depremi ve neticesinde yitirdiğimiz insanları, makus talih! der geçeriz.

HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

Yorum Yok

Bu yazı yorumlara kapatılmıştır.