Demokrasi ve hukuktan korkmak!

Bu haber 25 Ağustos 2010 - 0:00 'de eklendi ve 713 kez görüntülendi.
Hüseyin Nizamoğluhuseyinnizamoglu@hamlegazetesi.com.tr
Nerede Kalmıştık

21
Ağustos 2010

Hakimler
Savcılar Yüksek Kurulu…   Kavgası
bitmek bilmiyor.

‘Hukuk’la
ilgili bir kavga bu.

Hukuk
askere dokunmasın diye bir dertleri var sanki…

Kaç yıl
geçti şimdi unuttum.

Adana’da
bir savcı vardı, adı Sacit Kayasu olan.

Bir
iddianame hazırlamıştı, 12 Eylül darbesinin lideri Kenan Evren’in
yargılanmasını öngören…

Kısa adı
HSYK olan Hakimler Savcılar Yüksek Kurulu derhal harekete geçti. “Darbe lideri
yargılansın!” diyen savcıyı hemen meslekten ihraç etti.

Avrupa
İnsan Hakları Mahkemesi, Savcı Sacit Kayasu’nun başvurusu üzerine HSYK’nın
meslekten ihraç kararını iptal etti.

Ama bu
kararı tanımadı HSYK…

Hakimler
Savcılar Yüksek Kurulu’nun bitmek bilmeyen kavgalarına ikinci bir örnek 2005
yılından verilebilir.

Van
Savcısı Ferhat Sarıkaya’yı anımsıyor musunuz?

Bir
iddianame hazırlamıştı.

Konu,
Şemdinli olayıydı.

Bir ucu,
Ergenekon’a değen bir konuydu bu.

Başrollerde,
zamanın Kara Kuvvetleri Komutanı Yaşar Büyükanıt Paşa’nın ‘iyi çocuk’ diye
nitelediği bazı asker kişiler vardı.

Ancak,
Van Savcısı Sarıkaya’nın iddianamesi sadece bu ‘iyi çocuklar’a değil, aynı
zamanda Büyükanıt Paşa’ya da dokunmuştu.

Kızılca
kıyamet koptu.

Genelkurmay
ayaklandı.

Van
Savcısı’nın iddianamesinin çok kötü bulunduğunu, bu yüzden Kara Kuvvetleri
Komutanı Büyükanıt Paşa hakkında soruşturma izni verilmeyeceğini açıkladı.

HSYK ise
çok fazla gecikmeden gereğini yaptı.

Savcı’yı
meslekten ihraç etti.

Bununla
da yetinmedi.

Ferhat
Sarıkaya’nın avukatlık yapmasını da yasakladı.

HSYK,
bir başka deyişle, bu ülkede ‘hukukun askere dokunması’ndan yana değildi.

Ya
‘askerin kendi hukuku’ olacak, ya da asker ‘hukuk üstü’ kalmaya devam edecekti.

Hakimler
Savcılar Yüksek Kurulu, anlaşılan, böyle bir yargı düzeninin gönüllü muhafızı
gibi davranmayı görev bellemişti.

Bu
bakımdan Kurul’un bugünlerde sergilediği örnekler de farklı değil.

Yine
askere hukukun değmeye başlamasından memnun olmadıklarını belli eden hamleler
yapılıyor HSYK’da. Şimdi de hükümetle kapışmış durumdalar. YAŞ krizinden sonra
bu kez de galiba HSYK krizi çıkıyor sahneye…

HSYK,
gözüken o ki, Ergenekon Davası’nı, Balyoz Davası’nı, ‘faili meçhul
cinayetler’le ilgili Diyarbakır’daki bir davayı baştan beri götüren savcı ve
yargıçlara takmış durumda.

Bunun
için taşları yerinden oynatmak istiyor HSYK…

Ama
işleri eskisi gibi kolay değil.

Her
şeyden önce yargı eski yargı değil.

Değişiyor.

Ayrıca,
bu ‘değişim’in arkasında her zaman güçlü olmasa da, arada bir gerilese de, bir
siyasal irade var, Erdoğan hükümetinin desteği var. Bu irade ve destek,
demokratik hukuk devletine gerçekten inanan, devletin hukuk ve demokrasi
kültürüyle terbiye edilmesinden yana olan yargıç ve savcıların elini şöyle ya
da böyle güçlendiriyor.

Bunun
altını çizin.

Uzun
yıllardır yüksek yargı bu ülkede neredeyse ‘darbeci zihniyet’in, ‘militarizm’in
‘son savunma hattı’ gibi çalışıyor.

Türkiye
bundan kurtulmak zorunda.

Eğer
demokrasi diyorsak, eğer hukukun üstünlüğü diyorsak, o zaman ‘yargının hukuku
çiğnemesi’ gibi bir durumun sona ermesi ve bunun için gerekli kurumsal,
zihniyetsel düzenlemelerin yapılması gerekiyor.

Son
olarak 12 Eylül askeri darbesiyle otuz yıl önce üstüne silah zoruyla giydirilen
‘deli gömleği’ne Türkiye çoktandır sığmıyor.

Bu
militarist zihniyet 1980’lerde YAŞ ile, HSYK ile, AYM ile(Anayasa Mahkemesi
ile), YÖK ile devamlı hale getirilmek istenmişti.

Meclisler
gibi, hükümetler gibi halkoyuyla seçilen organlar darbelerle zayıflatılırken,
‘güçlü devlet’ten oluşan asker-sivil bürokratik oligarşi vaziyete hakim
kılınmıştı.

Ama
artık dikiş tutmuyor demokrasi ve hukuku takmayan bu düzen. ‘Deli gömleği’
çoktan orasından burasından atıyor.

İşte bu
açıdan, 12 Eylül’de halkoyuna sunulacak 26 maddelik Anayasa değişikliği paketi
olumlu bir adım, bir iyileşme.

Yetersiz
de olsa öyle.

Kimileri
böyle düşünmüyor.

Onlara
göre, “Bir 12 Eylül düzeni gidiyor, yerine yenisi geliyor.“

Şimdi
aklıma takıldı.

1987’deki
siyasi haklar referandumunu anımsıyorum.

O
tarihte de hayırcı idiler.

12 Eylül
darbesinin demokrasiyi hiçe sayarak koyduğu siyasal yasakların kaldırılmasına
da karşı çıkmışlardı.

‘Hayır’ı
kimi açıktan, kimi üstü örtülü, kimi mahçup bir dille savunmuştu.

O zaman
ürettikleri bahane daha çok ‘istikrar’dı.

Demirel’lere,
Ecevit’lere, Türkeş’lere, Erbakan’lara 12 Eylül’ün koyduğu siyaset yasağını
istikrar adına savunmuşlardı.

Bugün de
hala 12 Eylül düzeninin kalıntılarını, artıklarını savunabiliyorlar.

Bilemiyorum,
belki de ‘demokrasi korkusu’dur bunun adı…

Tatil
sonrası siyaset notlarının sonuncusu yarına.

HASAN
CEMAL     MİLLİYET GAZTESİ      21/08/2010

HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

Yorum Yok

Bu yazı yorumlara kapatılmıştır.