Demokrasi Beşiğinde Boğuluyor!

Bu haber 22 Ağustos 2015 - 0:00 'de eklendi ve 1.211 kez görüntülendi.
Özcan Özgürozgurmugla@hotmail.com
Özgürce

Özcan Özgür

CHP’nin Muğla’daki liste dışında kalan milletvekili adaylarından Hüseyin Anıl’ın CHP’nin delege seçimleri ile ilgili gazetesinde kaleme aldığı yazısına sevindim. Anıl milletvekili adayı olmamış olsaydı, benim de altına imzamı atabileceğim o yazıyı kaleme alır mıydı bilmiyorum. Ama o yazı iyi oldu… Yoksa CHP’de devam eden delege seçimlerini eleştiren tek gazeteci ben olmuş olacaktım!

xx        xx        xx

CHP’de delege seçimleri sürerken CHP Datça İlçe Yönetimi istifa etti. CHP İlçe Başkanı Önel Akdeniz istifa dilekçesinde, “İskele Mahallesi Delege seçimleri sonuçlarının bizlere verdiği mesaj ve ilçemizde uzun süredir devam etmekte olan örgüt-belediye çekişmesinin üyelerimizi ve örgütümüzü daha fazla yıpratmaması için; siyasetin önünü açmak ve siyasi barış adına İlçe Başkanı ve İlçe Yönetim Kurulu üyeleri olarak, görevlerimizden istifa ediyoruz” ifadelerine yer verilmiş.

Örgütün duyduğu kaygıyı Belediye duymuyor mu?!

xx        xx        xx

Datça’da yapılan delege seçimlerinde iki ayrı liste yarışmış.

Dikkatinizi çekerim; ilçe kongresi değil bu… Delege seçimi!

Seçimde mevcut ilçe yönetiminin karşısına Belediye Başkanı Gürsel Uçar’ın da desteklediği Birlik ve Dayanışma grubu ikinci liste çıkarmış. İkinci grubun adı beni aldı 1970’li yıllara götürdü. O yıllarda öğretmenlerin içinden “Birlik Dayanışma” adı altında sendikal hareket çıkmış ve öteki sendikalara da yayılmıştı. Bu hareketin özelliği ise TKP’ye yakın olması idi!

CHP içinde TKP’cilik olmaz tabi. Olur mu?

xx        xx        xx

Datça’da ve bütün ilçelerde İlçe Yönetimlerinin karşısına adı “Birlik Dayanışma” veya başka bir şey olur bir başka grubun çıkması doğaldır. Çıkmazsa orada bir anormallik vardır!

İki ayrı liste ile kongre yapılması CHP’nin demokrasi geleneğinde, kültüründe vardır… Gruplardan biri “sağ kanadı”, biri “sol kanadı” temsil eder.

Bu günde öyle mi? Datça’da da öyle mi oldu? Menteşe’de Datça’ya göre daha toleranssız ve acımasız davranan “yerel iktidarın” çıkardığı “blok liste” partinin hangi kanadını destekliyor?

Bu soruya gelecek yanıt belli. “Biz partide birlik beraberliği savunuyoruz” diyeceklerdir.

O zaman demezler mi; Madem birlik beraberliği savunuyorsunuz, o zaman ‘çarşaf listeye’; dolayısıyla başkalarının da temsiline neden olanak tanımıyorsunuz?

Datça’dakilerde “birlik ve dayanışmayı” savunuyorlarmış!

xx        xx        xx

CHP’nin hemen her ilçede gerilimli ve tartışmalı olmakla karşı karşıya kalan delege seçimleri bana MHP’nin son Muğla İl Kongresi’ni anımsattı. İl Başkanı Mehmet Korkmaz’ın karşısında doğru anımsıyorsam 5 ayrı liste vardı. Kaybettiler tabi…

O listelerin birbirlerinden farkları neydi? Hala bu sorunun yanıtını bulabilmiş değilim.

Sanıyorum kavgaları “ideolojik” veya en azından “ilkesel” değil, daha çok ikbal ve istikbal farklılığıydı… (!)

CHP’de yaşanan gruplaşmalar elbette MHP’de olduğu gibi “ikbal ve istikbal” guruplaşmaları olmadığı gibi AK Parti’nin son Muğla İl Kongresi’nde ilk kez ortaya çıkan iki ayrı listenin çıkışı gibi bir çıkış da değil… AK Parti’de iki ayrı listenin ortaya çıkmasının temelinde her ne kadar “yerli-yabancı kavgası” var gibi görünse de “Milli Görüşçü” olup olmamak da vardı…

CHP’de bu gün yaşanan gruplaşmanın klasik kanatlar mücadelesi ile de bir ilgisi yok. Olsaydı, “blok listeli” bir hesaplaşma delege seçimlerine kadar indirilmezdi!

xx        xx        xx

Sosyal demokrat partilerde gruplaşmalar ve parti içi mücadele elbette olur. Gruplaşmalar ve parti içi mücadele o partiyi ileriye götürür…

Eğer bir partide parti içi demokrasi, parti içi mücadele, gruplaşmalar yoksa ve farklılıkların yaşamasına ve eleştiriye tahammül kalmamış ise o partinin sosyal demokrat bir parti olduğu söylenemez.

Daha önce Büyükşehir Belediye Başkanı Osman Gürün istediği, şimdi ise hem Başkan Gürün hem de İl Başkanı Mürsel Alban istediği için benim “partili bir yazar” olarak disipline verilmemin sebebi budur…

xx        xx        xx

CHP Datça İlçe Başkanı Önel Akdeniz’in CHP İl Başkanlığı’na gönderdiği istifa dilekçesinde yer alan yukarıdaki ifadeleri ve oradaki “Siyasi barış adına…” sözü çok dikkat çekici…

Demek ki ciddi bir kavga var ve bu kavganın partiye zarar vermemesi için ilçe yönetimi kongreyi bile beklemeden yönetimden çekiliyor…

İstifa kabul edildi mi bilmiyoruz. Burada İl Başkanı Mürsel Alban’ın davranışı çok önemli. Ben olsam “Önümüzde kongre var. İstifanızı kabul etmiyorum” derdim. Tabi ben il başkanı değilim…

xx        xx        xx

Datça Belediye Başkanı Gürsel Uçar’ın delege seçimlerinde listelerden birini desteklemesi doğru değil… Belediye Başkanları asli işlerine bakmalılar. Ancak Datça İlçe Başkanı Önel Akdeniz ve arkadaşlarının istifası da doğru değil… Reşadiye Mahallesi’nde önerdikleri isimlerin delege seçilip seçilmemelerini “güven oylaması” olarak değerlendirmeleri hiç doğru değil…

Çünkü madem istifa ediyorsunuz, o zaman gerçeği söyleyin. Söyleyemiyorsanız hiç değilse kongreye kadar göreve devam edin ve yeniden her şeye rağmen aday olursanız gerçeği kongrede söyleyin…

Gerçek CHP’li Belediye Başkanlarının her yerde delege seçimlerine müdahalede bulunmaları değil mi?…

xx        xx        xx

Güya bu gün CHP’de Milletvekillerinin ve adaylarının durumuna bakacaktık. Nerelere geldik…

İki gün önce bu köşede yayınlanan “CHP’de Demokrasi Var Mı?” başlıkla yazıma internet sitemizde iki yorum geldi. Birinde “Metin Kalay” ötekinde “Bulut Adıvar” isimli okurumuzun imzaları var.

Bulut Adıvar’ın yorumunu üzgünüm paylaşamadım. Hukuksal sorun yaratabilecek çok ağır ithamlarda bulunmuş. Bundan sonraki yorumlarında dilini yumuşatır diye umuyorum.

xx        xx        xx

Metin Kalay adındaki okurum ise, belediyelerin “rant kapısı” olduğundan bu yana belediye başkanlarının bu kapıyı iyi kollamak için ne gerekiyorsa yaptıklarını belirtirken, “12 eylül öncesi belediyelerde bu kadar rant yoktu. Bir kere imar yetkileri yoktu. 12 eylül sonrası Özal belediyelere imar yetkisi verdi. Emlak vergilerini toplama yetkisi de belediyelerin oldu. Belediyeler paraya boğuldu. Belediye başkanlığı bir kamu hizmeti olmaktan çıktı. Gelir getiren bir dükkan, mülk yada ekmek kapısı olarak görüldü. Haliyle kimse ekmek kapısını terk etmez. CHP li belediye başkanları sağ ceplerinde belediye mührü sol ceplerinde parti mührü olsun istediler. Belediyenin sınırsız olanaklarıyla partiyi ele geçirdiler.” demiş. Ardından şöyle devam etmiş:

Parti Genel Başkanı bile bunlara söz geçiremez. Çünkü Genel başkanının da ipi bunların elindedir. Kurultay delegelerini kim belirliyor? SHP döneminde belediye başkanları partide düşünen adam bırakmadılar. Belediyede çalışıyorsa işten attılar. Dükkanı olanın dükkanını mühürlediler. Özel sektörde çalışıyorlarsa patronlarına sufle ettiler işten attırdılar. CHP yüzde yirmi beş bandını niye geçemiyor? Partide düşünen, fikir üreten, proje geliştiren, program üreten vizyonu olan adam bırakmadılar. SHP 1989 seçimlerinde Türkiye nüfusunun %45 ini yönetme yetkisini bu insanlar sayesinde yakalamıştı. İstanbul, İzmir, Ankara, Adana, Kayseri, Diyarbakır, Şanlı Urfa, Mersin, Antalya belediyeleri SHP’nin elindeydi. Sosyal Demokratlar belediyelerin “demokrasinin beşiği” olduğunu beyan ederler. Ama bu gün belediyeler eliyle demokrasi beşinde boğuluyor.

xx        xx        xx

Neymiş? Belediyeler eliyle demokrasi beşiğinde boğuluyormuş. İtirazı olan var mı?

Elbette işine bakan belediye başkanları da var. Onlar üstlerine alınmazlar diye umuyorum.

HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

1 ADET YORUM YAPILDI
şeyda gök 22 Ağustos 2015 / 13:31

Datça Belediye Başkanı Sayın Şener Tokcan belediye Başkanlığından istifa etmeseydi kavga bu kadar büyük olmazdı. İstifayla birlikte Datça’da bitmez tükenmez iktidar savaşları başlamış oldu. 2019 yılında yapılacak olan yerel seçimlere kadar da bitmez. Datça halkının işi zor. Halk hizmet beklerken bunlar iktidar savaşlarıyla meşgul. Milletvekili adayı olmuş gelecekte de aday olma olasılığı bulunan potansiyel adayların delege seçimleri sürecinde söyleyecekleri sözlerin pek itibarı olmaz. Tabanda kendilerine yontuyorlar olarak algılanır. Aday olarak değil, demokrat olarak vaktiyle tepki verselerdi. Demokrasinin kendilerine lazım olduğunda bu tepkilere gerek kalmazdı. Eski İl Başkanı Mustafa Öztürk’te Genel Merkeze karşı kazan kaldıranların arasına katılmış. Çok büyük başarı, nereden başladı, nereye geldi. Allah Muğla’ya çok güzellikler ve zenginlikler vermiş. Hem Akdeniz’e hem Ege’ye kısı olan köşe bir il. Yöneticilerimizde stratejik akıl ve düşünme olsa Muğla’mızı kimse tutamaz. Kolay seçim kazanılan yerlerde en iyisinin arayışı olmaz. Zamanda parti içi kavgalara feda edilir. Muğla Akdeniz’e kıyısı olan ülkelerin kıyı kentlerini yönetme iddiası taşıması lazım. Muğla’da partilerin üye yapısında değişiklikler gerekiyor. Nitelikli üye sayısını arttırmalıyız. Düşünen, üreten, çalışkan ve idealist insanlara ihtiyacımız çok. Ümitsiz değiliz Muğla kendi dinamiklerini kullanacağı ve kendi devrimini yapacağı günler yakındır. Hafta sonu tatilinizin iyi geçmesini dilerim.