Demirtaş’a Oy Vermek!

Bu haber 02 Ağustos 2014 - 1:22 'de eklendi ve 1.622 kez görüntülendi.
Özcan Özgürozgurmugla@hotmail.com
Özgürce

Özcan Özgür

Selahattin Demirtaş’ı Türkiye sanki yeni tanıyor. Adam Cumhurbaşkanlığı seçimi ile birlikte popüler oldu. Bu günlerde herkes O’nu konuşuyor. Ki ben de bu gün yazıyorum!

Demirtaş söylemleri ile ilgi çekiyor. Demek ki “Türkiye’nin” o sözlere, söylemlere susamışlığı var…

“Sömürülme anlamında bütün kimlikler eşittir.”

Bu söz Selahattin Demirtaş’a ait. Bu sözün altına imzamı atarım. Ama HDP’li Selehattin Demirtaş’ın sözünün altına imza atar mıyım?

Hayır, atamam!

xx        xx        xx

Bilindiği gibi Cumhurbaşkanlığı seçiminin üç adayı var. AK Parti’nin adayı Başbakan Recep Tayyip ErdoğanCHP ve MHP öncülüğünde 13 ayrı partinin adayı Ekmeleddin İhsanoğluHDP’nin ve dolayısıyla BDP’nin de adayı Selahattin Demirtaş.

Kendileri kabul etmeyebilirler, ama Kürtlerin adayı Demirtaş

Türklerin adayı var mı?

Şükürler olsun ki, Allah’tan yok!

xx        xx        xx

AK Partililere bakarsınız Başbakan Erdoğan ilk turda yüzde 60’lara varan bir oranla seçimi kazanacak… Kazanabilir mi?

Soruya “Neden olmasın?” sorusu ile yanıt vermek mümkün. Başbakan Erdoğan’ın kazanması da mümkün… Şartlar, imkânlar tamamen O’nun lehinde. Resmi yapılarda, camilerde bile O’nun afişleri var…

Sanki çift değil, tek kale maç yapılıyor. Böyle haller bazen ters tepebilir. AK Parti Genel Başkanı ve Başbakan olduğu günden beri “mağduriyet” edebiyatı yapan ve bu şekilde başarılı olan Başbakan Erdoğan’ın tek kale maç havasında mağduriyeti bu sefer inandırıcı olmayabilir.

Ayrıca siyasette 2 artı 2 hiçbir zaman 4 etmez, ama siyasetin matematiği 13 partinin adayı Ekmeleddin İhsanoğlu’nun da şanslı olduğunu söylüyor.

xx        xx        xx

Şartlar ve imkanlara bakıldığında Cumhurbaşkanlığı seçimi yarışının üçüncü ismi HDP Eşbaşkanı Selahattin Demirtaş’ın hiçbir şansı yok, ama…

‘Ezilenlerin adayıyım’ diyen Selahattin Demirtaş’ın kamuoyundaki beğenilirliği ve tanınırlığı, temsil ettiği kitlenin ve siyasi hareketin çok çok önüne geçmiş durumda. Doğrusu bana Başbakan Erdoğan’dan ve 13 partinin adayı Ekmel beyden daha sempatik ve çekici geliyor.

Bir de samimi gelse…

Hiç düşünmeden oyumu verirdim. Oy vermekle kalmayıp, kendisi için çalışırdım.

Keşke Demirtaş’ın ağzından çıkan sözleri Erdoğan’dan, Kılıçdaroğlu’ndan, Bahçeli’den de duyabilmiş olsak… O zaman Türkiye Ezeni ezileni, ötekileştirileni ötekileştireni olmayan güllük gülistanlık bir ülke olurdu…

Bu kimin özlemi değil ki?

xx        xx        xx

Geçenlerde Cumhuriyet Gazetesi’nde Demirtaş ile yapılmış röportaj vardı. Seçim kampanyasını “ezilenlerin ortaklığını” sağlama üzerine kurduğunu belirten Demirtaş, kendisine yönelik “bölücü, Kürtçü” önyargıları ile de mücadele ettiğini anlatıyor ve şaşkınlık yaratıyordu. Demirtaş, “Evet kimliklerimiz farklı farklı saldırılara maruz kalıyor ama hepimiz, bu sistemin ve devlet anlayışının ve bu hükümet politikasının ezilenleriyiz.” diyordu.

Bir solcunun, sosyalistin yaklaşımı böyle olur. Bir solcunun, sosyalistin gündemini “emek-sermaye çelişkisi” oluşturur. Yani ezilenlerin mücadelesi sınıfsaldır…

Ama bu ülkede neredeyse 30 yıldır “PKK hareketi” ile somutlanan veya tanımlanan mücadelenin adı “Kürtlük mücadelesi” değil midir?

Hayır diyebilirler, ama böyle…

xx        xx        xx

PKK hareketinin siyasal mücadelesini veren HADEP-BDP çizgisi, HDP adı altında sanki “sınıfsal mücadeleye” evriliyor izlenimi vermeye çalışsa da bu son yerel seçimde inandırıcı olmadı.

10 Ağustos’ta yapılacak Cumhurbaşkanlığı seçiminde de “inananlar” çoğalmayacaktır. Ancak inanmak isteyenler çoğalacaktır.

Örneğin ben inanmak istiyorum…

Çünkü bu ülkenin uzun yıllardır demokrasiye, eşitliğe, özgürlüğe ve hatta “kardeşliğe” ihtiyacı var. İşte adeta bu noktada Demirtaş şöyle diyor:

O halde bir arada durmamız için kimliklerimiz engelse bu kimliklerimizi sorun yapmak yerine önce ezilmişliğimizi birincil mesele yapalım ve buradan mücadele birliği çıkaralım diye bir cumhurbaşkanlığı kampanyasını yürütüyoruz

Ne güzel… Ama ben inanmak istesem de inanamıyorum, güvenmek istesem de güvenemiyorum.

Belki zaman ve acı deneyimler Demirtaş’ı “etnik milliyetçi” çizgiden “sosyalist” çizgiye taşımış olabilir. Ama Kandil’deki Demirtaş’ı nasıl unutacağız? PKK’yi, PYD’yi, KCK’yı yok mu sayacağız?

xx        xx        xx

Selahattin Demirtaş, cumhurbaşkanlığı seçim kampanyası süreci ve Köşk hedefleri konusunda Cumhuriyet’in sorularını yanıtlarken, “Sizin diğer adaylardan farkınız nedir? Seçmen niye diğer adayları değil de sizi tercih etmeli?” sorusuna şu yanıtı veriyor:

Hükümetin kullandığı dil ve üslup, Başbakan’ın nefret söylemi, Gezi olaylarında katledilen çocuklar, onların davaları ve duruşmalarına yaklaşım, bir yandan çözüm süreci adı altında barış görüşmeleri diğer yandan kendisine oy vermeyenlere dönük hakaretler, tutuklamalar bir araya gelince toplum iyice kutuplaşmaya doğru sürüklendi. Bir de bölgesel gelişmeler de bunu derinleştirdi. IŞİD barbarlığı, El Kaide’nin yarattığı korku, kaygı, karamsarlık yarattı. Başbakan bu siyaset tarzıyla kendi seçmenini diri tutmayı başardı. Bu durum Türkiye’de büyük toplumsal kesimlerde korkunun daha da artmasına neden oldu. Ve Başbakan’ın bağırıp çağırıp, hakaret eden söylemi, tarzı da insanlarda giderek isyan duygusu oluşturmuştu. İşte biz tam da bu noktada tüm ezilenlerin ortak adayı olarak yeni bir umut yaratmayı başardık.

Güzel sözler… İktidar ile birlikte muhalefetin görüp okuyamadığı “geziyiDemirtaş iyi okumuş…

Ama Demirtaş’ın siyasi temsilciliğini yaptığı PKK ideolojisi dün Gezi de yoktu!

xx        xx        xx

Tüm ezilenlerin ortak adayı olarak yeni bir umut yaratmayı başardıklarını söylemek “o taraftan” bakınca kolay olabilir, ama “bu taraftan” bakınca pek öyle kolay değil…

Ama Demirtaş’ın Cumhurbaşkanlığı adaylığı ile birlikte ortaya koyduğu “yeni söylem” geleceğe dönük umut olabilir. Ki Demirtaş, bir başka soruyu yanıtlarken de şöyle diyor:

Bir devlet politikası olarak Kürtler ve Türk ezilenler veya öteki ezilenler Ermeniler, Aleviler, kadınlar aynı platformda mücadele etmesin diye bizi hep kötü gösterdiler. Şu anda kendimizi anlatabilmemiz çok daha mümkün ve dokundukça da temas ettikçe de önyargıları kırmak daha mümkündür. Yani herkes bulunduğu yerden bir adım geri atarak, bir kez daha meseleye bakmalıdır. Biz de öyle yapmalıyız, biraz daha geriden bir fotoğrafa bakar gibi, bir adım geriye atıp, Türk Kürt’e, Alevi Sünniye, Sünni Aleviye oradan bakmalı. Yani birbirini tehdit olarak gören bütün kimlikler olarak hepimiz, sömürülme anlamında eşitiz.

Var mı itirazı olan? Benim itirazım yok… Ama onca yaşanan olumsuzluklardan sonra iki lafa bakıp inanıp, güvenmek mümkün mü?

xx        xx        xx

Demirtaş’ın söylemleriyle o bir adım geri çekilmeyi başardığı söylenebilir. Demirtaş’ın bir adımına karşılık “Kürt hareketi”nin dışındakilerin de bir adım geri çekilmeleri gerekir, ama Demirtaş’ın daha bir kaç adım daha geri çekilmesi beklenecektir… Temsil ettiği hareketin adımları da izlenecektir.

Çünkü kabul etsin etmesin Demirtaş hala etnik milliyetçi Kürt hareketinin temsilcisidir.

Elbette “Kürt kimliği” ile bu ülkenin tüm ezilenlerinin temsilcisi Cumhurbaşkanı Adayı olsaydı oyumu kendisine verirdim… Ama kendisini Doğu Perinçek’ten “samimi” bir çizgi sergilediği için alkışlıyorum…

Demirtaş gerçekten geleceğe dönük herkesi umutlandırdı. Umarım, bu umut verici söylemi Cumhurbaşkanlığı seçiminden sonra da devam eder ve ete kemiğe bürünür… Cumhurbaşkanlığı seçimi böyle anlamlı bir gelişmeye de hizmet etmiş olur.

Ama lütfen “Kürt kimliği” taşıyan birisinin bu ülkede Cumhurbaşkanı olabileceğini de hiç göz ardı etmeyelim…

HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

1 ADET YORUM YAPILDI
Hürriyet UYGAR 04 Ağustos 2014 / 10:52

HEM SEVİYOR,HEM DE DÖVÜYORSUNUZ…