Dananın Kuyruğu Kopmadan

Bu haber 05 Eylül 2014 - 0:06 'de eklendi ve 789 kez görüntülendi.
Dr. Gülten Şimşekgultensimsek@hamlegazetesi.com.tr
Bakış

Nobel Ödüllü İktisatçı diyor ki;

Kalıcı barış, yoksulluk zincirini kırarak sağlanır.

Bizlerde buna katılıyoruz.Dünyada gelir dağılımında eşitlikçi bir yaklaşım yok.Yoksul daha fazla yoksullaşır iken,zengin daha fazla zenginleşmekte ve dananın kuyruğu bu noktada kopuyor.

Dananın kuyruğu kopmadan, insanlara balık vermektense balık tutmayı öğretmek en hayırlı bir iş.

Bunun için yaratıcılık çok önemli.

Yaratıcılık potansiyelini kullanarak, kazanımları ve üretkenliği filizlendirmek mümkündür.

Eksileri artıya çevirmenin yolu yaratıcılıktan geçmekte ve bu sözüde ben diyorum.

Yoksulluk zincirinin kırılması ve toplumların refahı için, bireylere girişimci bir ruha sahip olmalarını yüreklendirmeliyiz.

Girişimcilik günümüzde kişinin kendi işini kurması yanında,daha çok risk alma, yenilikleri yakalama, fırsatları değerlendirme ve tüm bunların hayata geçirilme süreci olarak izah edilmeye başlandı. Bu tanımdan da anlaşılacağı gibi girişimcilik, mevcut işini revize etmesi veya yeni bir sektöre açılması olarak da ifade edebiliriz. Örneğin, yıllardır sektörde olan bir malın üretimine geçilmesi bir girişimcilik örneği değil, fakat sektördeki diğer malı farklılaştırarak sunmak bir girişimciliktir.

Eksileri artıya çevirmenin yolu yaratıcılıktan geçmekte ise girişimci olmadan yaratmamız mümkün değil gibi gözüküyor.

Başarı içinde girişimci fikirlere ihtiyaç var.

Girişimci fikirler kadar girişimci eylemlerede ihtiyaç vardır…

Ülkelerdeki işsizlik sorunları insanların girişimci ruhunun alevlendirilmesi ile eksiler artıya çevrilebilir.

Kalkınmada da tüm ülke dinamiklerinin top yekün üretime kaydırılması gerekli.
Kadınlar her toplumda çok önemli.

Onların varlığını görmekle işe başlamalıyız.

Kadın popülasyonu toplumun yarısı kadar.

Bunun için kadın gücünün hızla üretime kaydırılması için kadınların ev hayatından üretim hayatına geçmelerinin sağlanması gerekli.

Yaşamda herkesin bir hikayesi var.

Herkesin bir hikayesi olduğu gibi kabiliyetin de üretim potansiyeline dönüştürülmesi için itici bir güce ihtiyaç var.

Hiç bir şeye sahip olmayan bir kadın ne yapabilir ki dersenizde çok şeyler başarır.

Kadınlar içinde itici güç, hayat suyu olan mikrokredidir.

Bu minik bir sermaye. “Yoksulların bankacısı” olarak bilenen Prof. Dr. Muhammed Yunus, Bangladeş’te çaresiz durumdaki yoksul kadınlara cebinden verdiği borçla, 1976 yılında Grameen Bankasının kurulması yolculuğunu başlatmıştır.

1976’da bir arayışın ürünü olarak, ortaya çıkma hikayesini, şöyle anlatır: “ Köy ziyaretlerinden birinde çok güzel bambu tabureler yapan fakir bir kadınla karşılaştım. Günlük kazancının sadece 2 sent olduğunu söyledi. Bambu alacak parası olmadığı için sandalyeleri sadece ona ve pazarlıksız satmak şartıyla bir zenginden borç alıyormuş.

Aynı köyde benzer durumda 42 kadın olduğunu gören Muhammed Yunus ihtiyaçları olan toplam sermayenin sadece 27 dolar olduğunu anlatıyor. Yeryüzünde böyle bir şey olabileceğine inanamadım ve ihtiyaç duydukları parayı vermeyi teklif ettim.” İnsanların yaşamlarında bazen karşılaşmalar mucizeler yarattığı gibi bu karşılaşma da bir mucize etkisi yaratmış. Ve o gün kadınların yüzünde birkaç doların sebep olduğu umut, şu anda Bangladeş genelinde ve Dünya’da 7 milyon insanın yararlandığı mikro kredi projesinin ortaya çıkmasına vesile olmuş.
Dünyanın içinde bulunduğu adaletsiz sistemi çok basit bir cümleyle özetliyor Muhammed Yunus: “Yanlış bir şey yapmış olmalıyız ki yoksulluk ortaya çıktı. Şimdi bunu ortadan kaldırmak için doğru bir şey yapmamız gerekiyor ” diyor.

Toplumlardan yoksulluğun rehabilite edilmesi gerekliliğine vurgu yapıyor. Kendisinin de bir iktisatçı olması vesilesi ile yoksulluğa karşı geliştirilmiş mikro kredi projesi tüm ülkelere ulaşmış durumda.

Kalıcı barış, yoksulluk zincirini kırarak sağlanır ” diyen Nobel Ödüllü iktisatçı Muhammed Yunus ve kurduğu ‘yoksullara koşulsuz kredi’ sağlayan Grammen Bankası ile tüm Dünya’da yoksulun hayat suyu olarak varlık göstermekte. Ülkemde de 59 ilde 75 şube uygulaması ile 44 bin kadının bu krediden yararlandığını resmi makamlar belirtiyorlar. Şimdilerde sayı ne kadar tam bilmiyorum.

Kadın yoksulluğunun, adeta antidotu ya da panzehiri durumundadır. Mikrokredi uygulaması. “Mikrokrediyle ben istersem her şey olur!” sloganını benimseyen, yoksul kadınların kendi kendilerine gelir getirici faaliyette bulunmalarına imkan sağlayan küçük bir sermayedir. Mikro kredinin amacı, klasik yollarla (Banka kredisi) kredi alamayacak kişilere; yoksulluğu, gelir dağılımındaki adaletsizliği ve eşitsizliği azaltacak şekilde, ailesi ve kredi alan için, kendi kendine gelir getirici bir faaliyet yapılmasını, ekonomik ve sosyal kalkınmayı sağlamaya katkı sağlayacak sermaye ihtiyacını karşılamaktır.

Süreklilik önemli bir kavram. İlimizde de mikro kredi uygulaması Ocak 2009 yılında uygulamaya başlamıştı. Dönem Valimiz Sayın Altıparmak ‘ın başlattığı proje idi. O’ na da buradan selamlar ve hürmetler.

Bereket ki Sayın Altıparmak’ın hayata geçirdiği bu proje yaşamakta…

Sonrasında Muğla Valiliği bu emekçi ve girişimci kadınlarımız için bir yer kiraladı. Burası tarihi mekanda. Mikrokredi alıp sermaye olarak kullanan kadınlar, yaptıkları el şişlerini bu çarşıda yani tarihi mekanda satışa sunmaktalar.

Bir kez mikrokredi kermesi düzenlendi.

Sonrasında sanki mikrokredi uygulamasının üstüne toprak atıldı gibi oldu.

Yoksulluğun can suyu olan mikrokredi çok önemli. Unutulmamalı ve unutturulmamalıdır.

Basının ve yetkililerin kadın yoksulluğuna karşı mikrokredi mücizesini dillendirmesi gerekli.

Kadınlarımız nereye ve nasıl başvuracağını bilmiyorlar.

Ayrıntılı bilgiyi nereden alacaklarını bilmiyorlar.

Kredi alma şartlarını öğrenmek istemekteler.

Mikrokredi alan kadınlar ne gibi işler yapar onları öğrenmek istiyorlar.

Alırsa nasıl iş kurabilir?

Mikrokredi nedir?

Mikrokrediyi nasıl geri öder?

Mikrokredi alan veya alcak kadınlara eğitim desteği verilirmi? gibi sorularla karşılaşmaktayız…

Birilerinin bu sorulara cevap vermesi lazım!

Yaşanılır Dünya düzeni için yoksullukların rehabilite edilmesi gereklidir.

Yaşanılır bir dünya için hakça paylaşımda çok önemli.

Gelir dağılımında sağlanacak adalette çok önemli.

Sivri uçlar dengeyi bozar.

Birileri deveyi havutu ile götürür iken, diğerleri aç kalmamalıdır.
Yeni Türkiye kavramı güzel de, çalışan bizler ve emekliler gelirlerimizdeki artış ve satın alma gücümüze bakarız.

Yeni Türkiye’de demokratikleşme, hak ve özgürlüklerde çağdaşlaşma sağlanacaksa, gelir artışı ile de desteklenmelidir…

Adalet Bakanı Sayın Bekir Bozdağ Adalet Bakanlığına bağlı personelerde maaş artışı olacağı müjdesini verdi.

Biz sağlık çalışanlarıda özlük haklarımız başta olmak üzere iyileştirme istiyoruz.

Tüm emekliler gerçekten sıkıntılı bir yaşam sürmekte ve emekli hekimlerde komik bir emekli maaşı almakta.

Özlük haklarımızın düzeltilmesi gerekli.

Eski Başbakanımızın Sayın Erdoğan’ın bir kaç kez sağlık çalışanlarının özlük haklarının düzeltilmesi yönünde talimatları basınada yansımıştı. Fakat bütçeye fazla yük olur diye bu talepleri yerine getirilmedi.

Henüz bir iyileştirme olmadı.

Ben buradan yazabiliyorsam yazacağım.

Sağlık çalışanlarının özlük haklarının düzeltilmesine gerçekten ihtiyaç vardır.

Hakça paylaşım toplumun en önemli mihenk taşı olmalıdır. Yoksa toplumsal uzlaşı sağlanamaz ve dananın kuyruğu kopar…

 

HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

Yorum Yok

Bu yazı yorumlara kapatılmıştır.