Cumhuriyetin İlanında Atatürk ün yanındaki Kadın

Bu haber 28 Ekim 2010 - 0:00 'de eklendi ve 1.605 kez görüntülendi.
Dr. Gülten Şimşekgultensimsek@hamlegazetesi.com.tr
Bakış

Bir yazar, ‘kadını
ve erkeği yani iki farklı orduyu birleştiren sevgidir’ diyor ve devam ediyor ,
‘aşk  hem bu dünyaya ait, hem de bu
dünyayı aşan bir duygudur ve  Dünya’nın  her yerinde insan  aynı, hüzünleri hüsranları ve aşkları aynı’
diyor… Bu söylenenlere bende yürekten katılıyorum…

Her okuduğumuz
roman bizi ayrı bir yolculuğa çıkarır, içindeki hüzünleri ile, aşkları ile..
Satırlardaki  öz, sizin özünüzle
aynı  değerlere  bakıyorsa hayran kalırsınız yazara …
Özdeşmektir sizi çeken. Nitelikleriniz örtüştüğü için sanki kendinizi
bulursunuz onda.. Yada kaleminde….

Bir kitabı bir
kitabı derken, tüm kitaplarını okumuşsunuzdur.. Sizi hapsetmiştir kendi
dünyasına da, haberiniz yoktur…. Serkeş olup çıkarsınız, yani okuma serkeşi…
Aşklar ve hüzünler ister lider olunuz, isterse sıradan bir insan olunuz hep
aynıdır.. Yürek tüm insanlarda aynı değil mi ki?

Latife hanım …
Mustafa Kemal Atatürk’ün evlendiği kadındı..… 
Gazeteci yazar İpek Çalışlar, 
şimdiye kadar tanımadığımız bir kadını yada farklı tanıtılmaya çalışılan
kadını; hüznünü  ve aşkını kalbine gömmüş
Latife hanımın biyografisini, insanı okumaya tutsak edecek derecede
kaynakçalara dayandırarak kaleme almış.. Elinize alınca Latife Hanım
kitabını  tarihin sahnelerini hissederek
okursunuz.. Nasıl hissetmiyelim ki? yeniden doğuşumuzun  türküsü vardır satırlarda… Eğer
ki birde hissiyatlarınız gelişmiş ise bu derin ve ölümsüz  aşk hüzünlendirir sizi… dedik ya yürek varsa eğer bu hüzün, çöker
kalbinize…. Malum, Latife Hanım Atatürk’le evliliği bitince ebediyen suskunluğa
gömülmüş ve sırlarıyla mezara gitmişti. Son nefesine kadar Atatürk’e derin bir
aşk ile bağlı kalmıştır… Kapısında gazetecilerin ayrılmadığı Latife Hanım,
ketum yapısı ile tarihsel geleneğimizi devam ettirmiş ve tek kelime
konuşmamıştır. İnsanları böylesi değerleri, haysiyetli ve yüce  kılmaz mı?

Latife
Hanım’ın  ailesinin varlıklı ve kültürlü
olduğunu, yabancı mürebbiyeler sayesinde bir çok yabancı dil bildiğini
biliyoruz.. İzmir’in işgali ile ailenin Avrupa’ya taşındığını ve Latife
Hanım’ın İngiltere’de liseyi bitirip, Paris ‘te Sorbonne Üniversitesinde 3.
sınıfa kadar hukuk eğitimi aldığını ve bu eğitimin kadının hakları anlamında
Latife Hanım’a ışık olduğunu ve bu ışığı da Atatürk ile olan  evliliği döneminde, Türk kadınının temel hak
ve özgürlükleri almasında kullandığını İpek Çalışlar biyografide, insanı
büyüleyen bir akıcılıkla anlatmış… … Paris
denince aklıma gelen ilk kavramlardan biride, Latife Hanım’ın  üniversitesi Sorbonne ‘dur…. Benimde
hayallerimdedir hep.. Paris
‘e gidince gezmek için gidemedim.. Umarım tekrar gittiğimde! Fransızlar eski
Paris’i yıkarak yeni Paris’i Osman ( Baron Hausmann ) inşa etmiştir.
Şehrin  gotik mimarisi  dikkat çekiyor. Bence  tüm Avrupaya’da bu mimari özellik yayılmış.. Paris enteresan mimari özelliğinden Dünya’da marka olmuş
bir kent olduğu için dış turizm hareketlerinden 60 milyonu bulan rakamlarda
turist ağırlıyor (Disneyland da bu rakamı
arttırıcı) Dikkat ettiniz mi hiç? Dünya’nın en önemli  sosyologları, felsefecileri, düşünürleri,
edebiyat yazarları Sorbonne mezunudur. 1257 kurulmuş.. Köklü  bir üniversitedir…

Ölümsüz aşklar
varda, ölmeyen aşık var mı diyor şair…, Latife Hanım’ında Atatürk‘e olan aşkı
hiç bitmemişti..

2,5 yıl süren ve
hüsran ile biten evlilikten sonra, Atatürk’e mektup yazmak ve göndermekten
alıkoymamış  ve eşine duyduğu derin aşk
ve özlemle, hasretini mektuplarında dile getirdi…. Tarihçi yazar Murat
Bardakçı’nın yayınladığı bir mektubunu sizin 
için buraya taşıdım..

Diyor ki Latife
Hanım;

‘’Kastomonu, Bursa, Balıkesir, Akhisar,
Manisa, nihayet benim güzel yurdum, kokusu ölmeyen güller gibi kokan temiz
İZMİR…

Sana hissiyle fikriyle, bütün mevcudiyetiyle, ebediyen
mağlub ve merbut (bağlı) bir aşık sıfatıyla! Bütün geçtiğin yollarda seni hatve
hatve (adım adım) takip ettim.. Ne ilahi bir adamsın.. Hepimizin vazifesi
hitabelerinin her kelimesini vatanın müdavileri olacak olan genç neslin ta
kalbine hakketmektir..

……Büyük, küçük,
hep sana
müteveccihiz (yönelmişiz)..

Bir zamanlar
‘’Hedefiniz Akdeniz…. Düşmanı harim-i ismetinde (vatanın kutsal koynunda)
boğacağız….ileri ‘’ dedin ve orduların başına geçerek, misli görülmemiş bir
süratle, İzmir’e girdin..

Hatırlıyor musun.
Orada, esir Türk kızı, kara zincirlerle bağlanmış, ağlıyordu. Sen doğruca ona
gittin. Onu istiklâline kavuşturduğun İzmir’in, ‘zafer kızı ’yaptın. Fakat
elindeki, ayağındaki zincirleri çözen sen… Onun gönlünü müebbeden (sonsuza
kadar) kilitledin. Evet. Zafer sana
aşıktır, büyük adam! Sen “Zafer, ‘Zafer benimdir’ diyenindir” dersin. Kendinde
bu kuvvet ve kudreti bihakkın (hakkıyla) görecek bir dâhiyi, saatler, günler
değil… Asırlar yaratır. Bu gün de, azîz reisim, yüksek dehâ tepesinden “Hedef
medeniyet… Daima ileri” diyorsun. Muvaffak olacağına eminim

Zafer sana âşıktır. Fakat bu
defaki mücadele zamanladır. (…) Büyük reisim! Hitabelerin baştan başa birer
şâheserdir. Fakat İzmir’de söylediğin sözler, ancak derin his sahiplerinin
telâffuz edebileceği bir şiir mecmuasıdır. “Hissî”dir. Benim güzel yurdumun
aziz misafiri ! Haklısın, İzmir his ve vefa memleketidir. Bilsen ne kadar
mahzunum. Vefâdan bahsedenler bizzat vefâkâr olanlardır. .. “Beni
senin mavi gözlerinden hiçbir kuvvet ayıramaz”. Bütün İzmir sana arz-ı sadakat ederken (bağlılığını
gösterirken), sen de onları sevdiğini söylerken, kendimi bu sürüden ayrılmış
addetmiyorum. “İzmir’i, İzmirliler’i bütün millet bir hedef-i istihlâs
(kurtuluş hedefi) telâkki etmiştir buyuruluyor… Bu halâs (kurtuluş) güneşinin
doğduğu gün, karşına, genç bir Türk kızı olarak çıkmak cesaretini evvelâ ben
gösterdim. Bundan dolayı çok mazrurum (zarar içerisindeyim). Çünki karşıladığım
sensin.’’ diye devam eder….

Duygu ve hislerle
kaleme alınmış bir mektup… Latife Hanım’ın 
yayınlanmamış ve TTK  aile
tarafından verilmiş mektupları kim bilir? 
hangi hüzünlerle hangi duygularla kaleme alınmıştır… o zaman ki, TTK
başkanı sayın Hallaçoğlu’nun   ‘’Latife
Hanımın mektupları okunmadan Cumhuriyet tarihi yazılamaz’’  beyanı hafızalarda aynı tazelikte durmakta..
ve bu biyografide kadın haklarının savunucusu, eşi karşısında güçlü duran, ona
destek olan kültürlü bir kadını görüyoruz…

Dünya basını,
Latife Hanım’ı ilk günden itibaren bir kadın hakları savunucusu olarak tanıdı
ve tanıttı. Latife Hanım, gerçekleştirilen reformlarda rol oynadı. Bugün
Cumhuriyet Bayramı, Cumhuriyetin ilanında Atatürk’ün yanında olan Latife
Hanım’ı  satırlarıma taşımak ve sizlere
anlatmak istedim..

Türkiye’ye ve
bilhassa Türk kadınına yapmış olduğu hizmetler için Latife Hanıma, tüm
Türk  kadınları minnettar kalacaktır…

HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

1 ADET YORUM YAPILDI
Bülent Erçetin 25 Eylül 2017 / 00:51

Iki gecedir ağlıyorum be Latife annem.Siz ne mükemmel bir insansıniz ki,o saf temiz duygularınızı,bu eşsiz mektubunuz ile ölümsüzlestirdiniz.Sizde zamanının en büyük kişiliğine duyduğunuz aşk kadar büyük ve ölümsüz bir insansınız.Atam da size ölümsüz bir aşk ile bağlı idi.Buna tüm kalbimleinanıyorum.Huzur içinde uyuyunuz.Tüm kalbimle sevgiler