Cumhuriyet: Demokrasi mi dikta mı?

Bu haber 29 Ekim 2010 - 0:00 'de eklendi ve 738 kez görüntülendi.
Hüseyin Nizamoğluhuseyinnizamoglu@hamlegazetesi.com.tr
Nerede Kalmıştık

Demokrasi
olmayan bir cumhuriyetin değeri de anlamı da yok. Cumhuriyetle kasıt ‘halk
egemenliği’ ise demokrasi olmadan bu zaten mümkün değil.

Cumhuriyet,
bir devlet biçimi. Esasını, iktidarın kaynağının millet olduğu ilkesi
oluşturur. ‘Egemenlik milletindir’ ilkesiyle ifade edilen, iktidarın
meşruiyetinin Tanrı’ya veya hanedana değil halk iradesine dayandığıdır.

Demokrasinin
olmadığı bir cumhuriyette halk değil bürokrasi, elinde silah tutanlar egemen
olacaktır. Halkı egemen kılacak olan, özgür ve adil seçimlerdir; fikir, inanç
ve örgütlenme özgürlüğüdür, yani demokrasidir. ‘Sade’ cumhuriyet, halk
egemenliği söyleminin gerisinde, halkın egemenler tarafından sindirilmesinden
başka bir anlam ifade etmez. Demokrasisiz bir cumhuriyet halkın egemenlik
sahibi olduğu değil; egemenlerin yönetecek, sömürecek bir halk sahibi olduğu
yönetim modelidir.

Cumhuriyet,
demokrasilerin filizlenmesine imkân veren bir egemenlik anlayışı yaratır. Ama
bir hanedanın saltanatı yerine ‘cumhuriyetçi’ devlet elitlerinin saltanatına da
dönüşebilir uzun yıllar bizde olduğu gibi.

Oysa
‘hakimiyet-i milliye’ Anadolu hareketinin esas fikridir. Hatta Birinci Meclis o
kadar abartmıştır ki bunu, kendini sadece yasama değil yürütme ve yargının
tepesindeki nihai güç olarak görmüştür. Çünkü hakimiyet-i milliciler için tek
meşru iktidar kaynağı millet ve milli iradedir. Bırakın bir hanedanın
saltanatını, tek kişinin tahakkümüne dahi tahammülleri yoktur ve o nedenle bir
kısmı 1923’te, geri kalanı da 1925 ve 1926’da tasfiye edilmiştir.

Kürt
isyanını bahane edip çıkarılan Takrir-i Sükun yasasıyla egemenlik Meclis’ten,
yani halktan alınıp hükümete verilmiştir. Ardından da ‘tek parti diktatörlüğü’ oluşturulmuş,
ama ‘rejimin adı’na hep ‘cumhuriyet’ denilmiştir. Yıllarca milli egemenlik
nutukları atılmış, Meclis’in tepesinde bu umde yazılı kalmış, ama
milletvekilleri parti merkezince atanmış; cumhuriyet kutlanmış ve kutsanmış,
ama millet egemenliği fiilen rafa kaldırılmıştır.

Yine
de halk ‘Anadolu hareketi’nin kurucu felsefesini unutmamıştır; ilk özgür ve
adil seçimlerde cumhuriyet, yani halk egemenliği yönetimini ciddiye aldığını
göstermiş, bürokratik egemenleri devirerek kendi temsilcilerini iktidar
yapmıştır 14 Mayıs 1950’de. O gün bugündür, cumhuriyetin demokrasi olmadan bir
anlam taşımadığını, ancak bürokratik tahakkümün söylemsel bir aracı olacağını
öne sürenlerle, cumhuriyet söylemini kendi egemenliklerini meşrulaştırmak için
kullananlar arasındaki mücadele devam ediyor.

Devam
ediyor çünkü demokrasi boş bir ülkü değildir, mücadeleye değer. Bireyin kendi
başına ahlaki bir değer taşıdığı ve bu niteliğinin “özgürlük”ü
gerekli ve kaçınılmaz kıldığı; pazar ekonomisi ve hukuk devletinin de bu
özellikleri tamamladığı düşüncesine dayanır demokrasi. İnsanların kültürel,
etnik, dinî, ekonomik farklılıklarına saygı gösterilmesi esastır.

Genel
ve eşit oy, özgür ve adil seçimler, temel hak ve özgürlüklerin anayasal güvence
altına alınması suretiyle vatandaşların söz ve onur sahibi olduğu bir rejimin
adıdır demokrasi.

Sosyal
ve siyasal gerçeklik ‘mutlak’ ve ‘tek’ değildir. Hakikat değil hakikatler
vardır ve demokratik siyaset bu farklı hakikat ve çıkar algılamalarının
serbestçe rekabet ettiği ve bazen de uzlaştığı kamusal bir etkinliktir. Tek bir
bakış açısının, tek bir çözüm biçiminin, tek bir meşru hedefin olmadığı bir
çoğulculuk taşır bağrında.

Demokrasi
için mücadeleye değer, çünkü demokrasilerde vatandaşlar eşittir; toplum içinde
farklılıkların çoğul varlığını ve temsilini, farklı hayat tarzlarının bir arada
var olmasını mümkün kılar. Farklı görüş, tutum ve tercihler arasında rekabete
dayalı yarışmacı bir çerçevedir demokrasi; farklılıkların giderilmesini değil,
yarışmasını ve uzlaşmasını gerektirir.

Bu
değerlerden vazgeçilebilir mi? Sözde ‘cumhuriyetçiler’ bir kez daha düşünsün;
halk egemenliği demokrasi olmadan nasıl mümkün olur? Yoksa asıl dertleri, kendi
egemenliklerini mi sürdürmek sahte bir cumhuriyetçilik adına?

  İHSAN DAĞI      Zaman / 29.10.2010

HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

Yorum Yok

Bu yazı yorumlara kapatılmıştır.