Çorba: Hem Şifa Hem Gıda!..

Bu haber 06 Ocak 2015 - 0:18 'de eklendi ve 1.563 kez görüntülendi.
İsmail Zorbaismailzorba@hamlegazetesi.com.tr

“Kana kuvvet, göze fer, batna cilâdır çorba;

İllet-i cûa devâ, mahz-ı gıdadır çorba;
Sağlara, hastalara ayni şifadır çorba.
Ağniya dostu, muhibb-i fukarâdır çorba;
Hâsılı, hâhiş ile ekle sezâdır çorba!”
“Kanı kuvvetlendirir, göze ışık verir, mideyi cilalar… Açlık derdine deva olur, gıdanın ta kendisidir. Sağlara da hastalara da şifa verir. Zenginlerin dostu, yoksulun sevgilisidir; velhasıl, iştiha ile yenilmeye değer.”
Ahmed Rasim

Çorba, sabahları dumanı üstünde içinizi ısıtırken, tadıyla bedeninize gıda, rayihasıyla da ruhunuza şifa olur. Çorbaya, yemek sınıfında ayrı hükümde başka bir fiil eşlik eder: “içmek!..” Yeme eylemine nazaran içme fiilinde ayrı bir içtenlik, kendine içrelik, içindelik, içimlik bir safiyet, keyfiyet, şahsiyet vardır. Çorba resmi geçidin en önünde, ön safında yer alır. Tek başına yemek hükmündedir. Tek başına doyurucudur. Ondan sonra gelenlere yer verse de onun verdiği lezzeti, şifayı, gıdayı hiçbiri onun gibi tek başına tamamlayamaz.
Çorba, milletimizin tarlada, dağda, işte, fabrikada, seferde, ordugâhta, seyran halinde peynir ekmek gibi “aş”a aş, “katık”a katık derdine devası, garibana yareni, fukaranın misafirine sofrası hükmündedir. Çorba “besmele”yle sırlanır, nurlanır; “dua ve Fatiha”yla sırrı, nuru mühürlenir.
Çorba, dosttur, sırdaştır, fukaranın gönül zenginliği, bereketi, dost selamı, ruha şifasıdır. Bir kaşık, bir yufka eşliğinde yer sofrasında bir baş ta soğan da paralandı mı yanında değme zengin sofraları yanında değersizdir. Çorba, eşe dosta açılan sofranın bereketi, yetim evlerinde ananın çocuğuna içirdiği rahmet aşı, gariban öğrencinin dar vakitlerinde sığındığı ümit tası, askerin karavanasında yârine ağyarına gurbet özlemidir.
Bende saklı olan “çorba” hikâyesi ise iki farklı kaynaktan. Biri rahmetli dedeme ait. Biz doğmadan evvel Hakk’ın rahmetine dedeme ait bu anılar geçmişi anlatmada ketum davranan rahmetli babaannemin ağzından deyim yerindeyse cımbızla alabildiklerim. Besmele, itikâf, aşura, kazan, muhasebe ve Şâhidî Camii anahtar kelimeler. Dedem itikâfa girermiş Ramazanları, sonra her Cuma sabahı Şâhidî Camii’ne gidip beşmelerle, tevhitlerle aşura kazanının başına geçermiş. Büyük bir ihlasla, sabırla pişirirlermiş, yine aynı sabır ve tevhitlerle dağıtırlarmış Aşura aşını. Babaannem, dedemin bu zamanlarda dünyadan elini ayağını çektiğini söylerdi. Aşura aşı, çorbası rahmetin, bereketin, itikafın, sabrın, çilenin ve Mevlevîliğin “Ya olduğun gibi görün, ya göründüğü gibi ol!” düsturunun izini taşımakta. Sanki aşurada sema ayininin sözleri yatmakta:
“Dinle sözümü sana direm özge edadır
Derviş olana lazım olan aşk-ı Hûda’dır.
Aşıkın nesi var ise maşuka fedadır
Sema safa, cana şifa, ruha gıdadır.

Aşk ile gelin talib-i gûyende olalım
Şevk ile safâlar sürelim zinde olalım
Hazret-’i Mevlânâ’ya gelin bende olalım
Semâ sofa, cana şifa, ruha gıdadır.”
Diğer “çorba” hikayesi ise üniversite yıllarımdan. Buca’da okurken gariban öğrencilere manen büyük destek çıkan Çorbacı Altan abimizin sadaka niyetine her sabah dağıttığı “Tavuk Suyu ve Mercimek çorbalarında” saklı. Bir çorba fiyatına yanında kişi başı birer ekmek yediğimiz rahmet, bereket, sadaka çorbası. Onda da besmele, şükür, elhamdülillah düsturuyla hareket edilirdi. Altan abinin dükkanından geçen binlerce öğrenci ve gönül duaları. Gerçek bir esnaf ve ahilik ruhu. Hepsinden Allah razı olsun.
Gelelim çorba ile hasbihâlimizin bugünkü nedenine; 1 Ocak 2015 sabah namazında Muğla’nın merkez-i manevisi Kurşunlu Cami’de dostlarla bir araya geldik. Ocağın ateşinde harlanan, demlenen, olgunlaşan gönüller çok güzel bir program yapmışlar. Yeni yılı şehrin kalbinde ruhlara dem vurma adına sabah namazında bir arada karşılayalım diye. Gençliği saf saf sabah ezanını huşû içinde dinlerken tayy-ı zaman üzre kendimi birden İstanbul Eyüp Sultan’da sabah vakti düşündüm. Saf saf insanımız her sabah vakti Eyüp Sultan’a akar. Ruhunu, gönlünü doyurmak adına. Dertlilere deva, hastalara şifa, borçlulara eda hükmünde burç burç dolar insanoğlu Eyüp Sultan avlusuna. Her birinin dilinde rahmet, dua, şifa, gıda arayışı. Besmeleler, Fatihalar.
Bugünün, 2015’in zamanındayız. Kurşunlu’dayız. Şehrin merkez-i manevîsindeyiz. Ocağın gençleriyle gönül gönüle, saf saf duruyoruz. Ruha şifa, dualara rahmet ararken bedene de gıda sundular gönüllerinden. Şifa, rahmet hükmünde gıda, nefaset vücuda hükmediyor. Dumanı üstünde tüten çorbalar benleri “biz” birleştiriyor. Kesreti vahdete çağırıyor. Birler “birlik”te topluyor. “Gel ey canân, gel ey candan yakın” Şifana, rahmetine muhtacız.
Yıllar önce başlamıştı. Müftülüğümüz, gönül ehli dostlar Şahidî’de Cumaları sabah namazında programlar başlamıştı. Sabahın hayır vakitlerinde dağıtılan çorbalar ruhlarımızın yalnızlığına, susamışlığına gıda olmuşlardı. Hep birlikte yapılan dualardan sonra dağıtılan çorbalar “ekmeğimi böldüm de yedim” manasınca birleri pir yapmış, dünya gailesinde gaflet uykusuna dalan kalpleri rahmetiyle yıkamış, şavkıtmış, ısıtmıştı.
Başlı başına bir yazı hükmünde Muğlamızın “Tarhana” çorbasını ve hikmetlerini bir kenara koyarak sözümüzü ariflere teslim edelim, tas tas çorbalarımızın sofralarımızdan hiç eksilmemesi için dua edelim.
“Söylemekten söz uzar, artar emek
Söyleyenden dinleyen ârif gerek”
Lâedri

 

HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

Yorum Yok

Bu yazı yorumlara kapatılmıştır.