ÇOK PARTİLİ DÖNEMDE ÜÇ LİDER

Bu haber 06 Ağustos 2009 - 0:00 'de eklendi ve 913 kez görüntülendi.
Hüseyin Nizamoğluhuseyinnizamoglu@hamlegazetesi.com.tr
Nerede Kalmıştık

Ülkemizde çok partili dönem 1945’de başlamıştır. Aslında daha önceleri çok parti kurulması için çalışmalar ve gayretler olmasına rağmen, Atatürk’ün yakın arkadaşlarının ikinci ve üçüncü partileri, bizzat Atatürk’ün ricası ile kurmalarına rağmen yaşatılamamıştır. Bunun sebeplerini çok çeşitli şekillerde yazanlar vardır. Bunların içinde, bu partilerin kapanmasına sebep olarak CHP ve onun lideri olan İsmet Paşayı gösterenlerin haklı olabileceğini düşünüyorum.
Demokrat Parti’nin başına gelenleri biz yaşadık. Adalet Partisi’nin 1971’de başına gelenleri de yaşadık. Hatta AP içinde görevliydim. Adalet Partisi’ni kapatmadılar, çünkü o günün Genel Kurmay Başkanı, ihtilalci subayları ikna edebilmiş, meclisin açık tutulması için AP’nin hükümetten çekilecek, yeni kurulacak toplama kişilerin hükümetine üye verecek. Verilecek isimleri AP tercih edemeyecek. Bu karmaşada 1973 milletvekili seçiminde tek başına iktidar olma şansı kayboldu. CHP, bu kadar destek ve kasaturanın konuştuğu ortamda gene tek başına iktidar olamadı. Bu dönemde asker ile CHP, heryerde kadrolaştı. Bu gün anayasa düzenine bile hiçe sayabilecek kadar yanlışlık içine girebilen hukuk adamlarını ibretle seyir ediyoruz. 1980 harekatı ile milletin üzerinden CHP ve asker baskısı kalksa da bu defa başka ve hiç akla gelmeyen olaylar oldu. Demirel, solcularla birlik hareket ederek, ülkede kavganın tekrar başlamasına sebep oldu. Çorbaya dönen milliyetçilik, sosyal demokrat olmanın ne olduğunu öğrenemeyen sol görüştekiler birleşerek iktidar olunca, bu millet Çankaya’nın neler yapabileceğini  çok pahalıya mal olsada öğrenmiş oldu. Hiç beklenmeyen yenilik sandıktan çıktı. Bitti denildiği bir zamanda tek başına iktidar olan Ak Parti, kimin işine gelmiyorsa, bunu millet bilerek oyunu kullandı. İkinci dönem seçimde daha da bilinçli olan seçmenler, Ak Parti’nin oylarını dahada yükseltmiştir. Şimdi yapılan kavga millet iledir. Hiç bir düzelme yok.
Daha da inatla azınlık baskısı gündemdedir. Bu defa hukuk kullanılıyor. İşte kadrolaşma buna denir. 1980 öncesi, 1961 anayasasına göre yetkili ve dokunulmazlığı olan kuruluş bunlar. Oralara hiçbir sağcı giremez. Peki ne olacak bu ülkenin hali? Bana sorsalar, ben Avrupaya dahil olmakla bize de demokrasi gelir. Hukuk görevine, ötekiler de görevine, siyasiler de iktidarı askerden değil de, milletten ister. Eğer bu millet Müslüman ise, İslam düşmanı olanlar iktidarı karşıdan bakması normal değil mi?
Avrupa diyorum. Orada Sosyal Demokratlar iktidar oluyorlar. Orada Hiristiyan adı ile partiler var. Bizde İslamiyeti öcü gibi görenler çoğaldıkça huzur kaçıyor. Aslında sandık sonuçlarında bir değişme yok gibidir. 1950’den beri yurt genelinde Türk solunun oyu yüzde 20’dir. Buna rağmen yalan, haram, millet çoğunluğu  gibi  temel taşlar yerinden oynamıştır. Bunun ancak, Avrupa’ya dahil olmakla düzeleceğini inanıyorum.
Çok partili dönemde, milletin sevgilisi olan Adnan Menderes bir demokrasi şehididir.
İkincisi gene milletin sevgilisi Turgut Özal, Türklük, kardeşlik görüşü ile Avrasya dönüşünde terli halde hakkın rahmetine kavuşan bir diğer demokrasi şehididir.
Üçüncüsü Tayyip Erdoğan’dır. İnşallah kaderi diğerlerine benzemez diyorum. Onları da aynen Atatürk kadar sevenler çoğunluktur.
Merhum olanlara Allahtan rahmet diliyorum.

HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

Yorum Yok

Bu yazı yorumlara kapatılmıştır.