Çocuklarımız Kime Güvenmeli?

Bu haber 17 Temmuz 2019 - 1:16 'de eklendi ve 1.052 kez görüntülendi.
İdris Koçidriskoc@hamlegazetesi.com.tr

İdris Koç

 Televizyon dünyasının popüler isimlerinden Müge Anlı, “Güven Bana” isimli bir yarışma programı sunmaya başlamış. Programdan “buzağı” videosu ile haberdar oldum. Geçen hafta programa katılan yarışmacıların basit bir soruya verdiği akıl almaz cevaplar ve Müge Anlı’nın bu cevaplar karşısında gençlere verdiği ayar çok konuşuldu.

Soru şuydu: “Yeni doğmuş, sütle beslenen sığır yavrusuna ne ad verilir?” Cevap şıkları ise; kuzu, sıpa, buzağı ve oğlak…

Yarışmacılar uzun bir tereddütten sonra “oğlak” dediler. Cevabı ararken kurdukları cümleler ise herkesi hayrete düşürdü. Bunun üzerine Müge Anlı, gayet şık, bakımlı ve kendinden emin görünen iki gence “Nelerle ilgileniyorsunuz?” diye sordu.

Gençlerden biri “vücut geliştirmeile ilgileniyordu. Galiba vücudunu geliştirmek için çalıştığı kadar ruhunu ve aklını geliştirmek için bir çabası yoktu.

Diğer genç ise çalışıyor, spor yapıyor, film izliyor ve geziyordu. Anlaşılan hayatı ev, okul, iş, sinema, kafe, spor salonu arasında gelip geçerken kafasını telefondan kaldırmadığı için görmeyen, kulağındaki kulaklık nedeniyle duymayan, okumak yerine izlemeyi tercih eden biriydi.

Görmeyen, duymayan, dokunmayan, hissetmeyen, bilmeyen, “unutma” bahanesine sığınan ve “sıpa” ile “oğlak” arasında kararsız kalan gençler… “Güven bana!” diyerek kendilerinden emin şekilde ekranlara çıkan, tavırlarıyla da kendilerine güvenini ortaya koyan bu gençlere ne kadar güvenebiliriz?

Suçlu kim, bu gençler mi? Anne babalara ve orta yaş insanlara bakarsanız suçlu gençler ve eğitim sistemi. Evet, bilmeyenler bu gençler. Ancak çocuklarını yanlış yetiştiren, gençlere uzak kalan, gençleri anlayamayan yetişkinler ise koca bir yanılgı içindeler. Asıl suçlular; merhamet adına, bilgili ve bilinçli olma iddiasıyla, çocuklarının geleceğini garanti altına alma niyetiyle çocuklarına “kötülük” eden anne ve babalar.

Unutmayalım ki; bilmek için görmek, duymak, dokunmak, hissetmek, deneyimlemek ve en önemlisi okumak gerekiyor.

Onun için de çocuklarımız evde çiçek görmeli, çiçeklerin bakımını yapmalılar. Tatillerde anne babaları ile köye, memlekete gitmeliler. Aile büyüklerini, akrabalarını ziyaret edip onların yaşamına tanıklık etmeliler. Onların günlük işlerine yardım etmeliler.

Çocuklarımız ve gençlerimiz yalnızca kafeleri ve alışveriş merkezlerini değil, çiftlikleri, hayvanat bahçelerini ve doğayı da gezmeliler. Anne babaları ile birlikte mantar, kekik, zeytin toplamaya çocuklar da gelmeli. Yolculuklarda, gezilerde tarlalarda, bahçelerde çalışanları, hayvan otlatanları, hasat yapanları görmeli, mümkünse onlarla sohbet etmeliler.

Her acıktıklarında pizza yemek yerine en azından bir menemen yapıp yemeyi, marketten cips almak yerine patates kızartıp yemeyi de öğrenmeliler. Çocuklarımız mutfağa girmeli, bakkala ekmek almaya, pazara alışverişe gitmeliler.

Çocuklarımızın okuyan anne ve babaları olmalı. Okuyan anne ve babanın çocukları olarak onlar da okumalı. Amerikan filmleri ve dizilerini izleyip sosyal medyaya kafasını gömmenin “bilmek” için yeterli olmadığını anlamalılar.

Okumak yerine izlemeyi yeterli görmenin, spor yapıp süslü giyinmenin, kendisi dışındaki dünyaya kulaklarını tıkamanın, yanıldığını görünce de “unutuyoruz” bahanesinin arkasına sığınmanın kendilerini mazur göstermediğini fark etmeliler. Gören göz, duyan kulak, yapan/tutan bir el ve duyarlı bir yürek olmalılar.

Sosyal  medyaya ve haberlerin altındaki yorumlarda gençlere yönelik bir yığın eleştiri var. Oysa o gençler suçlu değil. Pazara yalnız çıkan, köyüne çocuklarını götürmeyen, zeytin toplamaya yalnız giden, bayram ziyaretlerini yalnız yapan, çocuklarını mutfağa sokmayan, markete göndermeyen, el bebek gül bebek büyüten anne ve babalar suçlu. Ailenin sahip olduğu meyve bahçesinin yolunu çocuklarına öğretmeyen anne ve baba suçlu. “Yürü len eşşek sıpası!” diyemeyenler suçlu.

Diploma sahibi olmakla bilmeyi eş değer tutan, okul bitirmeyi başarı olarak gören; çocuklarının kasları olduğu kadar el becerilerini, test çözme becerisi kadar sosyal becerileri de geliştirmesi gerektiğini bilmeyen ve okumayan anne babalar suçlu.

Çocuklar, gençler! Anne ve babalarınıza güvenebilirsiniz. Çünkü onlar sağ oldukça sırtınız yere gelmeyecek!

 

HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

1 ADET YORUM YAPILDI

YASAL UYARI! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen kişiye aittir.
İsmail ZORBA 17 Temmuz 2019 / 17:38

“Asıl suçlular; merhamet adına, bilgili ve bilinçli olma iddiasıyla, çocuklarının geleceğini garanti altına alma niyetiyle çocuklarına “kötülük” eden anne ve babalar.”
Cocuklarimizi kisisel gelisim adi altinda ne kadar gelistiremedigimiz besleyemedigimiz nihayetinde kendimizden iyice uzaklastirdigimiz bu surecte yalniz bireyler olarak yetismelerine sebebiyet veriyoruz. Burada suçlu kim? Toplumun bu kadar sarsici degisimleri bir arada yasadigi ortamda ne cocuk ya da genç anne babayi birer ebeveyn ne de anne baba bir ebeveyn olarak cocuk ya da genci evladi olarak hakettigi yerde gorebiliyor. Gencler her seyi ben cercevesinde egolarinin şahikalarinda yasiyorlar. Ayaklari yere basmiyor maalesef. En kucuk bir basarisizlikta onlar icin her sey bitiyor sanki dunyanin sonu. Aileler cocuklarina evlat ihtiyac duyduklari vakitlerde olgunlasmamis evlatlarinin cozumsuz problemleriyle ugrasmak zorunda kaliyorlar. Oysa hayati tumuyle paylasan anne baba olarak anne babaligini evlat olarak evlatligini yasayabilenler hayati seyretmeden yasama sansi buluyorlar
Bu konu uzerinde durulmasi gereken toplumsal bir surecte en onemli konulardan biri. Başlıbaşına eğitime katilmasi gereken bir süreç.