Cingöz Recai Filmi

Bu haber 24 Ekim 2017 - 1:04 'de eklendi ve 1.005 kez görüntülendi.
Namık Açıkgöznamikacikgoz@gmail.com

Prof. Dr. Namık Açıkgöz

 

“Hocam bunca film dururken yaza yaza, Cingöz Recai filmini mi yazdın?” diyecek olanlar vardır. Kusura bakmayın; “bunca film” falan yok. Çünkü Türk sineması son zamanlarda kaliteye ve niteliğe değil, gişeye oynuyor. Kalite ve niteliğe oynayan filmler de hemen piyasaya verilmiyor. Basit bir soru: Selim Kaptanoğlu, Nuri Bilge Ceylan, Zeki Demirkubuz, Yavuz Turgul ve Ömer Kavur filmleri ile sıradan sözde komedilerin seyirci sayısını bir karşılaştırın. Youtube ve benzerleri de dahil buna. Tespitlerinizi söylemeyin; okuyucuların da morali bozulmasın. Bu ortamda Cingöz Recai’yi yazmakta beis yok Süheylâ.

Hem Cingöz Recai, bizim kuşaklar için anlam ifade eden bir karakterdir. Yani bu filmin bizde kökü vardır. Sadece sinema kökü değil, roman kökü de vardır. Kral Faruk’un Elmasları, Şeytani Tuzak, Cingöz’ün Esrarı, Cingöz Kafeste, Arsen Lüpen İstanbul’da, Zeyrek Cinayeti falan…

Biz Cingöz Recai ile Server Bedi vasıtasıyla tanıştık. Server Bedi; yani Peyami Safa!… (Necip Fazıl’a sormuşlar: Peyami Safa’yı tanır mısınız? O da cevap vermiş: “Tanırım; Server Bedi’nin evinde oturur. N. Fazıl, bir ara Peyam’nin evinde kalmıştır.) Dokuzuncu Hariciye Koğuşu’nun, Fatih-Harbiye’nin, Yalnızız’ın, Matmazel Noraliya’nın Koltuğu’nun yazarı Peyami Safa vasıtası ile tanıştık. Edebiyatın neredeyse bütün alanlarında eser vermiş olan ama bir güne bir gün ölçü üstüne elbise giyememiş olan Peyami Safa’dan söz ediyorum.

Polisiye romanları moda olduğu çağlarda, yazdığı romanlarla maişetini temin edemeyen Peyami Safa, günün modasına uyarak polisiye romanlar yazmaya karar verir ve Batıdaki Arsen Lüpen ve Sherlock Holmes tiplerinin yerlisini yaratmaya niyetlenerek Cingöz Recai tipini kurgular. İlk kitabını 1924’ye neşreder. Devrinde hayli okunan bu kitabın son kuşağı galiba bizleriz. 1970’lerde bizim kuşak Cingöz’le romanlarda tanıştı ve aynı yıllarda filmlerini de seyretti. Cingöz Recai filmleri şehirlere geldi mi, o şehri bir heyecan kaplardı.

İlk kuşak Cingöz Recai kitapları ve filmleri, insanî sınırların dışına taşmazdı. Yani bu kitaplarda ve filmlerde hiçbir olağanüstülük yoktu. Sadece zekâya dayalı masum oyunlar ve naif, kimseye batmayan hileler vardı. Romanda ve filmde en çok bu zekâ oyunları cezbederdi insanları. Filmi seyreden herkes, sinemadan çıktıktan sonra, zekice kurgulanmış sahne ve sekanslar üzerinden muhabbete dalardı. Aslında öyle ahım şahım zekâ oyunu ve kurnazlıklar değildi bunlar ama o yıllarda, sinema kültürü, basit bir masal tekniğinden öte gidemediği için, bu masalsılık içinde masum zekâ oyunları, abartılı olarak karşılanırdı. Ve her filmin sonu biraz şiirsel biraz da masalsı biterdi. Baş Komiser Mehmet Rıza beye acıyanlarla Cingöz’e acıyanlar, müşterek acıda buluştuklarının farkında olmazlardı.

Bütün bu düşüncelerle 20 Ekim’de vizyona giren Cingöz Recai filmine gittim. Tabii, 1970’leri aradım o filmde. Yanılmışım!… O filmde 1970’ler zaten yoktu ama işin tuhafı o filmde iki baş rol oyuncu (Kenan İmirzalıoğlu, Haluk Bilginer)’dan başka hiçbir şey yoktu. Ben Cingöz Recai’den çok Başkomiser Mehmet Rıza’yı sevdim filmde.

Filmde, insanî sınırlarda kalan basit zekâ oyunları ve naif hilelerin yerini gösterişli elektronik oyunlar almış ve işin büyüsü bozulmuş. Elbette, günümüzü anlatan bir filmde elektronik oyunlar olacak ama bunlar Cingöz Recai filmlerindeki masumiyet sınırlarında kalacaktı. Kalmamış… Filmi elektroniğe boğmuşlar, Cingöz’ün zekâsına ve basit hilelerine yer kalmamış.

Hayal kırıklığına uğradım. Aslında bu sonucu beklemeliydim.

HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

Yorum Yok

Bu yazı yorumlara kapatılmıştır.