“Çift” Olabilmek…

Bu haber 06 Mart 2019 - 2:43 'de eklendi ve 1.338 kez görüntülendi.
İdris Koçidriskoc@hamlegazetesi.com.tr

İdris Koç

Düğünde orkestra anons ediyor: “Bu mutlu günlerinde ilk danslarını yapmak üzere çiftimizi piste davet ediyoruz.

Ne yazık ki, bir “çift” olarak dansa davet edilen gelin ve damat, günümüzde “çift” olabilmeyi/kalabilmeyi beceremiyor.

Çift olabilmek yani birbirini tamamlayabilmek ise iki adımda mümkün olabilir:

İlk adımda taraflardan biri kendisinde olmayanı karşı taraftan alırken, kendisinde olup karşıda olmayanı da ona verir. Bu alışveriş, bireylerin birbirini tamamlaması ve bütünleşmesi ile devam eder. Böylelikle evlilik bağı ile birlikte “aile” olan ve anatomik olarak birbirini tamamlayan kadın ve erkek, karşılıklı olarak birbirinin yeteneklerinden de yararlanır. Çünkü evlilik bir ekip oluşturmaktır. Bu ekip, türün sürdürülebilirliği için de olmazsa olmazdır.

İkinci adımda ise bu tamamlama ve bütünleşme ile kişilik ve kimlik değişmeye başlar. Öncelikle her iki birey, bir “çift” olarak kendisini inşa eder; yeni bir kimlik kazanır, büyür ve zenginleşir. “Ben” yerine “biz” gelir.

Her iki tarafın da birbirini tamamlaması ve olumlu desteği sonunda dönüşüm devam eder ve  “ev” bir “yuva” olur. Bu yuva ortamında ve doğal bir süreç içinde hayata gözlerini açan çocuklar da yuvanın şenliği olur. Aksi durumda dünyaya getirilen her çocuk, evin bir sorunu, toplumsal sorunların bir tarafı olacaktır.

Sonuç olarak; aile olabilen ve yaşadıkları mekânı yuvaya dönüştüren kadın ve erkek, birbirinin yerine ikame edilemeyen bu yetenekleri ile diğerini tamamlar; yani “çift” olarak bir bütün olur. Kadın ve erkeğin doğasından gelen farklı yetenekler ise ilişkilerini, yaşamlarını ve işlerini kurma yolunda işbirliği yapabilmelerine imkân tanır.

“Çift” olmak, yani birlik; bu tamamlayıcılığın ve işbirliğinin bir sonucudur. Çift olabilenler, birbirlerini iyi tamamlayabildikleri, aralarında güçlü bir bağ oluşturabildikleri için hayatın zorlukları ile daha iyi mücadele edebilmekte ve mutlu yaşayabilmektedir.

Ancak günümüzde ailenin tanımı giderek değişiyor. Artık “çift” birliğin adı değil, iki birimin toplamı olarak görülüyor. Yani bugün 1+1 olmak daha çok önemseniyor. Bir var, ben var; ama kaynaşma yok, biz yok. Ben ve o…

“O”, bir eş de olsa karşı tarafta kalıyor. Kişi kendini öne çıkardıkça, kendisine ait olanı önemsedikçe, kendisine ait bir alan oluşturdukça; ötekinin varlığı, ihtiyaçları ve istekleri önemsiz hale geliyor.

Modern düşünceye ve kapitalist yaşam felsefesine göre kendine yetmek ve kendi adına “sahip olmak” yeterli görülüyor.

Gelinen noktada toplumun temeli olan aileyi koruyabilmek, aileden kaynaklanan sorunların toplumsal bir sorun olarak hepimizi girdabına almasına engel olmak, yetişen nesillerin sağlıklı ve mutlu bir gelecek kurabilmesine ortam hazırlayabilmek için; bağımsızlık/özgürlük özlemi ile etkileşim/iletişim gerekliliğini, insan onuru ile egosunu, kendini değerli görmek ile narsizmi birbirinden ayırt edebilmek gerekiyor.

İnsan tek başına bir hiç.  İnsan, ancak bir başkasının varlığı ile anlam ve değer kazanıyor. Hele bu gönlü sevgi, saygı ve aşkla birbirine bağlı, “aynı yastığa baş koyan” bir kadın ve erkek ise bu anlam ve değer daha da zenginleşiyor.

Kadın ve erkek aynı malzemeden yaratılmış ama birbirinin tamamlayıcısı olsun diye farklı özelliklerle donatılmış iki varlık. Eş ve çift olmayı başaramayan ve birbirini tamamlayamayan kadın ve erkek; kendi yapamadığı ve kafasında idealleştirdiği şeyleri karşısındakinden istemeye, beklemeye başladığında ise büyü daha da bozuluyor.

Oysa kadın ve erkek birbirlerini anlayabilmek için ortak duygular ile donatılan, birbirlerini tamamlayıp çift olabilmeyi başarabilmeleri için de farklı yetenekler verilen iki özel varlık.

İnsanı özgürleştirme iddiasında olan Modernizm, insanı yalnız yaşlanmaya ve yalnız ölmeye özendiriyor. İnsanın tek başına bu sele karşı koyabilmesi mümkün değil.

Tek çare “çift” olabilmek…

HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

Yorum Yok

Bu yazı yorumlara kapatılmıştır.