Cemre Havaya Düşecek

Bu haber 19 Şubat 2019 - 1:29 'de eklendi ve 1.432 kez görüntülendi.
Namık Açıkgöznamikacikgoz@gmail.com

Namık Açıkgöz

Nerdeee o eski “halk takvimi” tabirleri?

Mesela “erba’în”in ne demek olduğunu ve hangi zaman diliminin adı olduğunu bilen ne kadar insan kaldı?

Veya “hamsîn”?  Ne zaman başlar, ne zaman biter?

“Berdül-acuz” veya “kocakarı soğuğu”?

“Zemheride kalmış gibi üşümek” deyimindeki “zemheri/zemherir” veya halk deyişi ile “zahmarı” günümüz insanı için ne ifade ediyor?

“Kasım, zemheri, hamsîn” üçlemesi, “sayılı” veya “hesaplı” günler ne demeye gelir? “Mart dokuzu, aprilin beşi, leylek kışı” neyi ifade eder?

Bu mevsim ifadeleri günümüz insanına hiçbir şey ifade etmiyor; çünkü kelimeler, tarım ve hayvancılık toplumlarını doğrudan ilgilendiren ve hatta onların ürettiği kelime ve kavramlardır.  Günümüz sanayi toplumunda ne zemheri ve ne de nevruz ilgilendiriyor insanları!… Günümüz insanı mevsimleri, ayları, haftaları, günleri ve gün bölmelerini havaya göre değil, günde 8 saat çalışmaya göre düzenliyor. Geçti artık zamanı ağaçlara, çiçeklere, koyunun kuzulamasına, lâlenin açmasına göre anlamalar ve yaşamalar. Fabrika, atölye, ofis her zaman açıktır ve zamanın sahibi, iklim değil, “patron”dur.

Zaman algılama ve kullanma zihniyetinin bu kadar değiştiği bir zamanda “cemre” konusunu yazmanın ne gereği var?

Cemre, ne sanayi toplumu ve ne de patron kuralı dinleyen bir iklim romantizmidir!… Bırakın kendisini, adının bile anılması yüreklere sıcaklık verir. Zaten “ateş, kor” demek olan “cemre” önce havaya düştüğü zaman bu kültürü bilenlerin yüzleri güler, yürekleri ısınır ve hayatlarında bir rahatlama ortaya çıkar. Çünkü güneş belli bir eğime ve yakınlığa kavuşmaya başlayan dünyayı ısıtmaya da başlamıştır. 19-20 Şubat günleridir ilk cemre günleri… İkinci cemre bir hafta sonra 26-27 Şubat’ta suya düşer… Ve üçüncü cemre… 5-6 Mart günleri toprağa düşer… Artık güneş kendini iyiden iyiye hissettirmeye, kır çiçekler her tarafı renklendirmeye başlamış demektir. Mevsime bağlı bir kutlama yapılmasa da bizim coğrafyamızda toplumsal bir mutluluk dönemi başlangıcıdır cemreler.

Çocukluğumda cemre düşmesi daha çok duyulurdu çevremizde.  Çünkü havalar ısınmaya başlayınca karlar erir, “kara sulak” (dağ dibindeki dereye sızan su) yürür dağlardaki yamaçlardaki otlar hayvanların yiyeceği kıvama gelmiş olur… Yani bir bereket başlangıcıdır cemrelerin düşmesi.

Çocukluğumda toprağa düşen cemreyi aradık otların içinde… Çimenlerin içinde zaman zaman tükrüğe benzer bir şeyler görür ve “Cemreyi bulduuum, cemreyi bulduuum!…” diye diğer çocuklara bağırırdık. Çocuklar bir araya toplaşır, o tükrüğe benzeyen “cemre”yi seyrederdik ve çok mutlu olurduk… Ne güzel!… Bir cemreden mutlu olurmuşuz!…

Cemre toprağın uyanması, nevruz çiçeğin uyanması, Hıdırellez meyvelerin başlaması, Mihrican bağbozumu… Arkasından hazan…

Bu güzel günlerin mutluluğu ve bereketiyle geçsin bütün zamanlarımız…

***

Hiç seçim yazasım yok Süheylâ!… Cemreler düşmeye başlamış… Çiçekler baş gösteriyor… Bir-iki hafta içinde her yer çiçeğe bürünür… Bu güzellikleri yaşamak ve yazmak dururken niye siyaset anaforuna dalayım? Şimdi Halil Aga olsa, Dumuzi’den başlar, Mihrican’dan çıkar ve ne güzel bir Sümer takvimi ve kültürü anlatırdı değil mi? O sırada internetten “Mihrican mı değdi, gülün mü soldu?” türküsünü dinlerdik.

 

HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

Yorum Yok

Bu yazı yorumlara kapatılmıştır.