Bütün iş yürekte…

Bu haber 04 Ocak 2010 - 0:00 'de eklendi ve 871 kez görüntülendi.
Dr. Gülten Şimşekgultensimsek@hamlegazetesi.com.tr
Bakış

Bütün iş yürekte…
Yürek hepimiz de yok mu?!!
Su misali, yıllar akıp gidiyor.. 2009 yılı da akıp gitti ve geçmişteki yerini aldı..
2009 akıp gitti ama; kimileri bu yılı tatil havasında, suya sabuna dokunmadan, elini hiçbir taşın altına sokmadan geçirirken; kimileri de ekmeğinin peşinde, evine aş götürme mücadelesi içinde geçirdiler.. Kimileri de iş ve aş mücadelesinin yönetim dengeleri içinde varlık gösterdi..
2009 da küresel krizin etkileri ülkeler üzerinde de baskındı..
Hele ki değişimi, gelişimi yakalayamayan, yani gelişememiş ülkeler daha bir sancılı geçirdiler..
Çağımızda yaşanan süreç artık, rekabet ve ayakta kalabilme sürecidir…
Eğer ki ön yargılı, katmanlaşmış kabuklarınızı kırıp, geniş ufuklu davranışlar sergileyip; değişim ve gelişim tohumlarını serpiştirirseniz ne ala..
Öyle ki bu yenilikçi tohumlarını serpiştirmediyseniz, erozyona uğramış toprak misali esen yeller alıp götürür her şeyi…
Bundan önceki Yeni Yıla merhaba diyen ilk yazımda, bireysel, toplumsal ve ulus olarak esaret altında olduğumuzu belirtmiştim… Bizleri mağlup eden güçte ATALET ti…
Bütün iş, yani bütün iş bu ataleti yenebilmekte..
Derken çok severek okuyup,dinlediğim sözleri hatırlattı bana..
Volkan Konak’tan:
‘Sevgilim,
Tahir olmak da ayıp değil Zühre olmak da
Hatta sevda yüzünden ölmek de ayıp değil
Bütün iş, bütün iş Tahir ile Zühre olabilmekte
Yani yürekte, yürekte…”
Ben de diyorum ki;
.. bütün iş yürekte, bütün iş eylemsizlikte, bütün iş tembellikte, bütün iş ağır kanlılık da, bütün iş yılgınlıkta, bütün iş üşenmelerimiz de, bütün iş hantallıklarımız da, bütün iş yalakalıklarımız da, bütün iş riyakarlıklarımız da, yani yürekte…
Yürekte ve beyinde… Düşünen, üreten, eylem halinde olan, kafa çalıştıran hallerde olmamız gerekli.. Aynı zamanda da millet sevdalılığı gerekli…
Biz ise güzel enerjilerimizi birbirimizin gözünü çıkartmak için kullanıyoruz…Vatan millet ülküsünün küçük bir parçasını sergileyemiyoruz…
Bu kavramlar vız gelir tırıs gider,
Hem ne gerek var ki, hep önceliklerimiz farklı. Salla başını, al maaşını, misali… Yazdıkça da sürer gider…
Biz uyuyalım; ataletli yöneticiler, ataletli çalışanlar, ataletli kurumlar ve sürü psikolojili toplumlar ve esaretli uluslar… Her şey birbiri ile ilintili..
Fazlaca kafaya takılacak konu var da, ataletli yöneticiler, ataletli davranışları iş yerlerinde kültür olarak öyle benimsetir ki sorma gitsin.. Ya şu işi yapalım desen, tozu halının altına süpür, boş ver orada kalsın der.
Bir dönem çalıştığım kurumda bir hizmetlimiz vardı.. “Odayı temizler misin?” dediğinde; tüm pislikleri dolapların altına atına süpürürdü.. o misal..
Dersin ki bu dünya düzeni böyle mi gidecek?
Bu ataletli hallere kafan basmaz, aklın yatmaz; öz benliğin ve öz disiplinin hep karşı çıkar…
Kısaca her şey sürekli değişiyor ve gelişiyor.. Bilim ve teknolojinin; ekonomik ve toplumsal yarar sağlayacak şekilde yenilenimi şart.
Bu yenileşmeye inovasyon diyorlar ama ben bu tabiri kullanmak istemiyorum…
Dilimizin yozlaşmasının, bizim milli benliğimizi yok edeceğini bildiğim için kullanmamakta özen gösteriyorum da… Bazen de fark etmeden kullanmış olabiliyorum!
Ülkemizin ekonomik ve toplumsal kalkınmasının artması, insanımızın yaşam kalitesinin artmasında en önemli araç olan yenileşmede konusunda tüm kurumlarda farkındalık yaratmak ve kültür oluşturmamız gereklidir..
Yenileşimin hayatımızın her yerinde, yenileşim yönetimlerde, yenileşim üretimde, yenileşim pazarlamada, yenileşim turizmde, yenileşim hizmet sektöründe ve hatta siyasette…
Zaman yenileşim, dönüşüm zamanı… Zaman ataletten kurtulma zamanı….

HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

Yorum Yok

Bu yazı yorumlara kapatılmıştır.