Bugünden Haberiniz Var Mı?

Bu haber 23 Şubat 2009 - 18:34 'de eklendi ve 974 kez görüntülendi.
Hafize Nizamoğlu Acarhafize@muglahamle.com.tr

Bugün 18 Mart 2009. Demek oluyor ki yerel seçimlere 11 gün kaldı. Sokaklar bayram yeri adeta. Her yerde partilerin bayrakları dalgalanıyor. Adayların araçları vızır vızır dolaşıyor. Partilere ithaf edilmiş coşturucu, şarkılar vs.
Yine yoğun bir gün gerçekten…
***
Seçimlere on bir gün kalmasının dışında bu günün önemli bir anlamı daha var hanımefendiler beyefendiler.
Çanakkale Zaferinin doksan dördüncü yıl dönümü…
Yani her şeyden önce tarihimize dönmemiz gereken bir gün. Vatanın sağ olması ve bizlerin refah içinde yaşayabilmesi için canını veren ve maalesef çoğu zaman unutulan şehitlerimizi saygıyla ve minnetle anmamız gereken bir gün, bugün.
Biz de öyle yapacağız.
Şehitlerimizi şehitlikte gerçekleşecek üç saatlik resmi bir törenle anacağız. Umarım katılım geçen yıla oranla fazla olur. Umarım törenin bir an önce bitmesi için değil de, şehitlerimizin ruhlarına ulaşması için dualar okunur.
Umarım Muğla tarihine her zamankinden daha çok sahip çıkar bugün. Böylece şehitlerimiz huzura ererler.
***
Ben bugün bu vesilesiyle, Çanakkale’ye gitme çağrısı yapıyorum…
Çanakkale; her Türk’ün ölmeden önce gitmesi gereken bir şehir. Her Türk’ün gidip algılarını açması gereken, zaferin elde edildiği topraklara dokunması, hissetmesi geren bir yer.
Vatanın ne şartlarda kazanıldığının farkına en çok Çanakkale’de vardım ben.
“Bastığın yerleri toprak diyerek geçme tanı! Düşün altındaki binlerce kefensiz yatanı.” Diyen M. Akif Ersoy’un ne demek istediğini en çok Çanakkale’de anladım. Göz yaşlarım gurur oldu aktı Çanakkale’de. Vatan için henüz on sekizinde, henüz yirmisinde en çok yirmi birinde canını veren kardeşlerimeydi göz yaşlarım.
İç çekişlerim zamanın on sekizlerine, yirmilerine ve yirmi birlerineydi. Bilgisayarı, cep telefonunu, bir motoru, arabayı kazanç zanneden gençliğeydi. Onların da buraya gelmesi ve asıl olan kazancın ‘vatan’ olduğunu, en büyük kaybın yine ‘vatan’ olduğunu bilmeleri gerekiyor diye düşünmekten kendimi alamadım.
Aklımdan bunlar geçerken, gözlerim Çanakkale Destanını kanlarıyla yazan şehitlerimizin, cepheden yazdıkları mektuplara ve tuttukları günlere takıldı. Hepsi orada sergileniyor. Mutlaka gidin. O atmosferi yaşayın.
Sizlere o mektuplardan birini, Tokatlı Ali’nin ailesine yazdığı mektubu, aktarmak istiyorum.
***
Üst teğmen Faruk cepheye yeni gelen askerleri kontrol ediyor, bir taraftan da onlarla laflıyordu. Bir ara saçının ortası sararmış bir çocuk gördü. Merakla
‘Adın ne senin evladım’ diye sordu. Çocuk:
‘Ali’ diye cevap verdi.
Nerelisin sen?
– Tokat Zile’denim.
Peki evladım bu kafanın hali ne?
– Anam cepheye gelirken kına yaktı komutanım.
Neden? dedi komutan.
Nedenini Ali de bilmiyordu.
Peki gidebilirsin ‘Kınalı Ali’ dedi komutan. O günden sonra herkes ona Kınalı Ali dedi. Herkes kafasındaki kınayla dalga geçiyordu. Kısa surede cana yakın ve cesur tavırlarıyla tüm arkadaşlarının sevgisini kazandı Ali. Bir gün ailesine mektup yazmak istedi. Ali’nin okuma yazması olmadığından arkadaşlarından yardim istedi ve hep beraber başladılar yazmaya. Ali söyledi, arkadaşları yazdı.
“Sevgili anne-babacım ellerinizden öperim. Ben burada çok iyiyim. Beni merak etmeyin.”
Kız kardeşini kendinden bir küçük erkek kardeşini sordu. Köyündekilerin burnunda tüttüğünü yazdırdı. Kendilerini merak etmemelerini, kendileri var oldukça düşmanın bir adim bile ilerleyemeyeceğini yazdırdı.
Gururla mektubu bitirdi ve neden sonra aklına yazının sonuna anasına NOT düştü: Ali’nin kendisinden hemen sonra askere gelecek bir kardeşi daha vardı. “Anacağım kafama kına yaktın. Burada komutanlarım ve arkadaşlarım benle hep dalga geçtiler. Sakin kardeşim Ahmet’e de yakma. Onla da dalga geçmesinler. Ellerinden öperim.”
***
Aradan zaman geçer.
İngilizler kati netice almak için tüm güçleriyle Gelibolu’ya yüklenirler.
Bu cepheyi savunan erlerimiz teker teker şehit düşmüşlerdir.
Bunlara takviye olarak giden yedek kuvvetlerde yeterli olmamış, onların sayıları da epey azalmıştır. Gelibolu düşmek üzeredir. Kınalı Ali’nin komutanı da olayı görüp yerinde duramaz. Kendisinin bölüğü henüz sıcak temasa hazır değildi. Onlar yeni gelmişti. Komutanların bu düşünceli hali gören ve durumun vahametini bilen Kınalı Ali ve arkadaşları komutanlarına yalvar yakar oraya gitmek istediklerini söylerler. Komutanları onları ölüme gönderdiğini bile bile çaresiz gönderir.
Kınalı Ali’nin bölüğünden kimse sağ kalmaz hepsi şehit olmuştur.
Aradan zaman geçer.
Kınalı Ali’nin ailesine yazdığı mektubun cevabi gelir. Komutanları buruk ve gözleri dolu dolu mektubu açıp okumaya karar verirler.
***
Babası:
“Oğlum Ali nasılsın iyi misin gözlerinden öperim selam ederim. Dedikten sonra öküzü sattık. Paranın yarısını sana yarısını da cepheye gidecek kardeşine veriyoruz. Şimdi öküzün yerine tarlayı ben sürüyorum. Zaten artık zahireye de fazla ihtiyacımız olmadığı için yorulmuyorum. Siz sakin bizi merak etmeyin. Bizi düşünmeyin.” Der. Akrabalarını anlatır ve mektubu bitirir. “Ali; ananın da sana diyeceği bir şey var.” Anasını anlatır: ‘”Oğlum Ali yazmışsın ki kafamdaki kınayla dalga geçtiler. Kardeşime de yakma demişsin. Kardeşine de yaktım. Komutanlarına ve arkadaşlarına söyle senle dalga geçmesinler. Bizde 3 şeye kına yakarlar:
1- Gelinlik kıza; gitsin ailesine, çocuklarına kurban olsun diye.
2- Kurbanlık koça; ALLAH’A kurban olsun diye.
3- Askere giden yiğitlerimize; vatana kurban olsunlar diye.
Gözlerinden öper selam ederim. ALLAHA emanet olun.”
Mektubu okuyan Ali’nin komutanı ve diğerleri hıçkıra hıçkıra ağlamaktadırlar…
Hamle Grubu olarak, şehitlerimizi saygıyla ve minnetle anıyoruz.

HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

Yorum Yok

Bu yazı yorumlara kapatılmıştır.