Bu Yazının Başlığını Siz Atın

Bu haber 25 Eylül 2014 - 0:00 'de eklendi ve 1.648 kez görüntülendi.
Özcan Özgürozgurmugla@hotmail.com
Özgürce

Özcan Özgür

Dönemin Kaymakamı Savaş Tuncer’in hakkımda açtığı tazminat davalarından sonra bir daha Datça’ya gitmemiştim. Neredeyse 10 yıl oldu. Bu sene gittim. Aslında Datça’ya değil, “Eski Datça”ya, Can Yücel’e gittim…

Can Yücel’in bir zamanlar şarabı ile demlendiği “Meydan Kahvesi” yerli yerinde duruyordu…

xx        xx        xx

Ağustos 2004’tü. Can Şenliği’nin 5’ncisi yapılmıştı. Bir daha yapılmadı. O sene şenliğin anfitiyatroda yapılan kapanış konserinde Yeni Türkü topluluğu vardı. Gazeteci Sinan Kara ile ilgili açtığı davalarla tanınan dönemin Datça Kaymakamı Savaş Tuncer, konseri izlemek için gelen Can Yücel’in eşi Güler Yücel’i 5 yıldır oturduğu koltuğuna oturtmamıştı.

O koltukları kendi yakınlarına ayırtan Kaymakam Tuncer, bu duruma itiraz eden şenliğin genel sanat yönetmeni (Cumhuriyet Yazarı) Vecdi Sayar’ı ise yanından kovmuştu.

Yaşanan gerginlik üzerine, dönemin CHP’li Belediye Başkanı Erol Karakullukçu da protokolde kendisine ayrılan yere oturmayıp arka sıraları tercih etmişti. Tiyatroyu dolduran yaklaşık 5 bin kişi Derya Köroğlu ve Yeni Türkü Grubu‘nu beklerken, programda olmadığı halde kaymakamlığın hazırlattığı “Datça Tanıtım CD”sinin gösterime girmesi bardağı taşıran son damla olmuştu. CD’de tek bir “Can Yücel” sözcüğü geçmiyordu…

Kaymakamlığın Datça Tanıtım Gösterisi’nin ardından sahneye gelen Gurup Yeni Türkü’nün solisti Derya Köroğlu, “Bugün Can Yücel’in 78. yaş gününü kutluyoruz. Sizlerin bu ilgisiyle 88. yaş gününü de burada kutlayacağız.” anonsuyla Güler Yücel’i sahneye çağırmış ve Kaymakam Tuncer’de konseri terk etmişti…

xx        xx        xx

Can Yücel’in ölümünün 15’nci yılında bu yaz 88’inci yaşı bir yana, o tatsız olayın ertesi yılı 79’ncu yaşını kutlayamadık… Datça Can Şenlikleri’nin 6’ncısı da yapılamadı.

Güler Yücel’in Kaymakam Tuncer tarafından “Provakosyon olabilir. Çıkacak olaylardan siz sorumlu omursunuz” diye korkutulduğu söylenmişti. Öyle ya da böyle Yücel ailesi ertesi yıl şenliğin 6’ncısının yapılmasına rıza vermedi. İzmir’de küçük bir anma yaptılar…

Ki Yücel ailesi rıza verse de Datça Belediyesi’nin kutlama niyeti yoktu. Dönemin Belediye Başkanı Erol Karakullukçu da anlaşılmaz bir korku içindeydi… (!)

xx        xx        xx

Can Şenliği’nin 6’ncısının yapılmamasına neden olan o 5’nci ve son şenliğin kapanış konserinin ertesi günü “Can Şenliği’ne kaymakam gölgesi” başlığı ile kaleme aldığım haberde Güler Yücel şöyle demişti:

Can Şenliği her yıl artan ilgili ile büyüyor, gelişiyor. Can Şenliği ile Can’ı yaşatmakla kalınmıyor, Datça’nın tanıtımı da yapılıyor. Bu ülke gerçekten özgürleşecek, çağdaşlaşacak ise sanatçılarına sahip çıkmak zorunda, ama Hızırpaşalar dün de vardı, bu gün de varlar. Bugün ceberut devlet anlayışıyla karşı karşıya kaldık. Ama iyi ki Can’ı ve bu ülkeyi seven insanlar da var.

Aynı haberde, konseri izleyenlerden dönemin CHP Muğla Milletvekili Prof. Dr. Gürol Ergin ise “Nezaketten yoksun bir kaymakam tanıdık. Datça gibi bir yerde böyle kaymakamlarda olabiliyormuş. Kendisini kınıyoruz.” ifadesinde bulunmuştu.

Tabi Datça’da ömrü Sinan Kara’nın haberlerine dava açmakla geçen Savaş Turcer benim bu haberim ve haberime dayalı köşe yazımdan ötürü bana ve yazılarımı yayınlayan Hamle, Cumhuriyet ve Birgün Gazetelerine de tazminat davası açmıştı.

xx        xx        xx

Avukatım yoktu. 5 ayrı davanın beşinde de kendimi kendim savundum.

Davanın dayanağı dönemin Basın Konseyi’nin Kaymakam Tuncer’in başvurusu üzerine hakkımda verdiği “kınama kararı” idi. O haksız ve mesnetsiz kararı veren Konsey Başkanı Oktay Ekşi bu gün CHP İstanbul Milletvekili(!)

Oktay Ekşi’nin kararında Muğla Gazeteciler Cemiyeti Başkanı Ünal Türkeş’in hakkımda yaptığı yorum etkili olmuştu… Sayın Türkeş benimle ilgili “yalan haberci” suçlamasında bulunmuştu. O’na göre ben gazetecilik bile yapmamalıydım…

Kendisine “duayen” deme salaklığında bulunduğum, artık adını bile anmak istemediğim bir yerel gazete sahibi tırnak içinde “gazeteci” de manşetinden beni “yalan habercilikle” suçladığı gibi Cumhuriyet Muhabiri olmam nedeniyle Birgün Gazetesi’ndeki habere kızımın imzasını attığım için “kızımı kullanmakla” suçlamıştı…

Savaş Tuncer’de bütün bunları açtığı davalarda “delil” olarak göstermişti.

İlginçtir, bu güne kadar başıma hangi olumsuzluk geldi ise (Kenan Evren hariç) soldan değil, sağdan gelmiştir!

xx        xx        xx

Davaların sürecinde CHP’li Belediye Başkanı Erol Karakullukçu’yu tanık göstermek istedim. Kabul etmedi. Ama Datça Belediyesi’nin Zabıta Amiri karşımda Kaymakam Tuncer’in tanıklığını yapıyordu.

Yücel ailesinden Can Yücel’in eşi Güler Yücel ile kızlarından (şimdi tam anımsamıyorum) Su veya Güzel Yücel’i tanık göstermiştim.  Bir de o zaman Cumhuriyet’in Sanat Yönetmeni olan Vecdi Sayar’ı…

Yücel ailesinden kimse duruşmalara gelmedi. Vecdi Sayar İstanbul’da alınıp Muğla’ya gönderilen ifadesinde neredeyse Kaymakam Tuncer’i haklı çıkarır bir ifadede bulunmuştu!

Yaşamımda kendimi hiç o duruşmalarda yalnız hissettiğim kadar yalnız hissetmemiştim…

Başta rahmetli Duygu Asena olmak üzere medyamızın önde gelen isimleri Datça Kaymakamı zedesi Sinan Kara’nın duruşmalarına, tutukluluğunda hapishane ziyaretine otobüslerle gelirlerken, ben salt 2. Cumhuriyetçi ve Kürtlerin Özerkliği terminolojisine sahip olmadığım için duruşmalarıma aslanlar gibi kendim girip çıktım.

xx        xx        xx

O günlerde bana bir tek şey acı gelmişti. Muğla’daki meslektaşlarımın yanımda olmamaları!

Hep merak etmişimdir, onlarda mı 2’nci Cumhuriyetçi diye… (!)

Tabi düşmez, kalkmaz bir Allah… Çok düştüm, ama hep kalktım…

Avukatımda olmadığı halde davaların hepsini kazandım. O günlerde bu durumu bilen rahmetli Av. Sabahat Aykın, adliye koridorlarında karşılaştığımızda “Sana artık bir avukat cübbesi giydirebiliriz, ama hukuk mezunu olmadığın için kolsuz…” diye espri yapmıştı.

Dün benimle ilgili “müfterilik” yapanlar, bugün mahkeme kararı ile tescilli ‘yalancı’ durumuna geldiler… Allah’ın sopası yok dedikleri bu olmalı…

O günlerde tırnak içinde “meslektaşlarım” yanımda olmasalar da, kimi “dost” bildiklerim tırsıp kenara çekilmiş ve kimi de karşıya geçip ihbarcılık yapmış, çamur atmış olsa da 5 davadan üçünün açıldığı Hamle’nin patronları rahmetli Halilibrahim Nizamoğlu ile Hayati Nizamoğlu (kaybetmemiz halinde çok yüklü tazminat ödemek dorumunda olacakları halde) yanımda idiler…

xx        xx        xx

Aslında ben bugün, 10 yıldır Can Şenliği olmasa da her yanı Can Yücel olmuş Datça’yı anlatacaktım. Yaralar zor mühür bağlıyor… Yazıma Can Yücel diye başlayınca bizim tatlı su solcularının “güvercin ürkekliği” ve “keklik ihanetleri” yeniden aklıma, yüreğime düşüverdi.

Ama ben mutluyum… 10 yıl sonra geçen ay Eski Datça’da Can Yücel’in evinin bulunduğu “Can Yücel Sokak”ta adımladıktan sonra O’nun uğrak yeri Meydan Kahvesi’nde demli çayımı yudumlar ve O’nu solurken çok mutluydum.

Yarın devam ederiz…

HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

1 ADET YORUM YAPILDI
reşat öztepe 25 Eylül 2014 / 09:10

Gocaman;Düşmez kalkmaz bir ALLA sözünüzden hareketle. “İnsanoğlu Hilekardır,Kimse Bilmez Fendini.Kime Eyilik ettiysen ondan sakın kendini.” Rahmetli Salih GAZEZOĞLU ustamdan ilk duyduğum günkü gibi tazedir bu sözcükler. Ustam,Bu kadar eyilik yapacağıma biraz da kendime neden çalışmadım sorusu aklına geliyor mu. Benim geliyor amma,geçti gitti. Hürmet ve selam.