BU TÜR BİR KARAR, ANCAK ÜLKEMİZDE OLUR

Bu haber 27 Ocak 2010 - 0:00 'de eklendi ve 661 kez görüntülendi.
İsmail Ataseverismailatasever@hamlegazetesi.com.tr

Demokratik toplumlarda değişmez bir kural vardır.
Toplumun çıkarları, kişisel çıkarların çok önündedir.
Ancak bu demek değildir ki, kişilik hakları ihlal ediliyor.
Asla…
Eğer bir olay kişiden çok toplumun genelini ilgilendiriyorsa, asıl olan çoğunluğun eğilimidir.
Aksi halde, o ülkede demokrasiden bahsedilemez.
Bu ancak olsa olsa totaliter rejimlerde geçerli olur.
***
Bu konuyu durup dururken kaleme almış değilim.
Şu an, Muğla İli Marmaris ilçesiyle ilgili akıl almaz, mantık kabul etmez bir uygulama söz konusu olduğu için okurlarımla paylaşmak istiyorum.
Marmaris ve çevresi, Bakanlar Kurulu Kararı ile 30 Ağustos 1989 tarihinde turizm alanı ilan edilir.
Marmaris’in turizm bağlamında kazandığı ivme, sadece ülkemiz değil dünya geneli için söz konusu olduğuna göre, hiç kimse alınan kararla ilgili itirazda bulunamaz.
En azından bulunmaması gerekir.
Özellikle global ekonomik krizin tüm dünyayı kasıp kavurduğu süreçte Turizm, Türkiye ekonomisinde lokomotif görev üstlendiği için fazla söze gerek yok.
Hal böyle iken, 2 Aralık 2009 tarihli yeni bir bakanlar kurulu kararı ile önceki karar geçersiz kılınıyor.
Buna göre, Marmaris’in 878 kilometrekare olan yüzölçümünün % 48’ne denk düşen 451 kilometrekaresinde, maden arama ruhsatı veriliyor.
Evet, yanlış değil.
Dünyaca ünlü bir turizm bölgesinde, birilerin çıkarları uğruna bu tür bir karar veriliyor.
Üstelik karar vermekle yetinilmiyor.
Aynı metrekaredeki yerler turizm kapsamından çıkarılıyor.
***
Şimdi eğri oturup doğru konuşalım.
Ve de bazı yadsınmaz gerçekleri kabul edelim.
Her kim olursa olsun, toplumun çıkarlarına halel getirecek eylemler içerisinde olmamalı.
Aksi halde kişisel çıkarlar, toplumun menfaatlerinin önünü geçiyorsa, itirazımız vardır.
Marmaris ve çevresi, turizmin ön plana çıkardığı, dolayısıyla bir yıllık süreçte hiçte küçümsenmeyecek miktarda döviz sağlayan bir yerleşim birimi olduğunda kimsenin şüphesi yok.
Dolayısıyla bölge halkı kadar devletin de çıkarları söz konusu.
Hal böyle iken 1989 yılında alınan kararın geçerliliği olmazsa olmaz koşuldu.
Bu tablo karşısında siz, kararı değiştirerek bir kısım vatandaşa maden çıkarma ruhsatı verirseniz, sonrasında olabilecekleri hesaba katmanız gerekir.
Turizmin hareket kazandığı, buna karşın istenilen ulaşımın sağlanamadığı bir süreçte, maden taşıyan kamyonları düşünelim.
Onların yolları kullanılamaz hale getirmesi bir yana, çevreye ne denli zarar vereceği ortadadır.
Yanı sıra, maden çıkarma işlemleri sırasında doğanın nasıl bir tahribata uğrayacağı da kaçınılmazdır.
Kim ne derse desin bu düpedüz bindiğimiz dalı kesmekten başkası değildir.
***
Bu arada birileri çıkıp, kişilik haklarının ihlal edildiği.
Yanı sıra, madenlere de ihtiyaç duyulduğundan dem vurabilir.
Tamam da bir kez daha altını çiziyorum.
Hiç aksaklığa meydan vermeden, dolayısıyla çevreyi tahrip etmeden maden çıkarma işlemleri yapılsa, bir derece kabul edilebilir.
Ne var ki bugüne değin benzer faaliyetler için gözlemlerimiz, istenilen şekilde çalışmalar yapılacak dendiği halde, asla riayet edilmedi.
Onun için diyorum ki, kişisel çıkarlar, asla toplumun çıkarları önüne geçemez.
***
Olayın daha çarpıcı yanı ne biliyor musunuz?
Ülke yönetiminde görev üstelenen bakanlar kurulunun, aynı konu ile ilgili, bir tarihte başka, bir başka gün farklı karar vermesi.
Değişen şartlara göre farklı karar alınabilir dense dahi, söz konusu yerde değişim olmadığına göre, galiba böyle bir kararı ancak Türkiye olarak biz alabiliriz.

HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

Yorum Yok

Bu yazı yorumlara kapatılmıştır.