BOŞ VAATLERE KARNIMIZ TOK

Bu haber 13 Ocak 2013 - 0:00 'de eklendi ve 680 kez görüntülendi.
İsmail Ataseverismailatasever@hamlegazetesi.com.tr

2 gün öncesi, yani 10 Ocak basın çalışanlarının günüydü.
10 Ocak 1961 yılında çıkarılan 212 sayılı yasa, basın çalışanlarına tahsis edilmişti.
Dolayısıyla aynı yasa, basın çalışanlarının her türlü sosyal haklarını koruyup gözetecekti.
Kısaca aynı yasa çerçevesinde mağduriyet söz konusu olmayacaktı.
Peki, aradan geçen 52 yıllık süreçte, yasa kapsamında yer eden müeyyideler eksiksiz uygulandı mı?
Basın çalışanların her türlü hakları güvence altında mıydı?
Yoksa, söz konusu yasada saklı müeyyideler kağıt üzerinde mi kaldı?
Üzülerek ifade etmek gerekirse, iyimser olamıyoruz.
Aksi olsaydı, yasanın getirdiği haklar uygulamaya konur.
İlişkin olarak şimdi olduğu gibi bir takım şikâyetler söz konusu olmazdı.
Bugün kimler nasıl bir açıklamanın sahibi olsa da basın çalışanlarına yönelik olarak çıkarılan 212 sayılı yasa, o gün bugün basın emekçilerine fazla bir şey kazandırmış değildir.
Eğer genelde bir takım serzenişler varsa, nedeni ilgili yasanın işlerlik kazanamaması yüzündendir.
***
Meselenin en acı tarafı ne biliyor musunuz?
Aynı günde ülke yönetiminde görev üstlenen hükümet başta olmak üzere, muhalif kanatta yer alan siyasi teşekküllerle birlikte bir takım kurum ve kuruluşların, basın camiasını oturtacak yer bulamamaları.
Öylesine yaldızlı laflar ediliyor ki, biran için basın mensupları, biz neymişiz! demekten kendini alamıyor.
İl düzeyinde de öyle.
İlk planda valilik makamı ve belediye başkanlığı olmak üzere, gazeteciler cemiyeti ve de bir kısım kuruluşlar da benzer methiyeler içeren kutlama mesajları yayımlıyor.
Aslında il bazındaki sözlerim yanlış anlaşılsın istemem.
İl genelindeki bu yaklaşımların samimiyetin ifadesi olduğunda şüphem yok.
Onlar, yerel bazda görev üstlenen basın mensuplarının hangi şartlarda görev ifa ettiklerinin bilincindeler.
Dolayısıyla çalışmaların karşılığını manevi bağlamda takdir etmek istiyorlar.
Benim asıl şikâyetim, hükümet ve TBMM çatısı altında bulunan siyasi partiler.
Ülke geneli ve taşrada görev üstlenen basın mensuplarının, ne gibi koşullar altında görev sürdürdüklerini bildikleri halde, basın çalışanlarının özlük haklarını iyileştiren yasanın yürürlüğe girmesi adına kılını kıpırdatmamaları.
Bu karşın ne zaman 10 Ocak günü gelip çattı.
Şimdi olduğu gibi bir takım yaldızlı laflarla sözde basın çalışanlarının ağzına bir parmak bal çalıyorlar.
Sanılmasın ki basın camiası bu sözlere kanıyor.
Dolayısıyla bu sözlerin karşılık bulması, adı geçen yasanın işlerlik kazanmasıyla mümkündür.
***
Buna karşın iğneyi kendimize çuvaldızı başkasına batırıyor değilim.
Elbette, basın kuruluşlarında görevli gazeteciler zaman zaman bir takım hatalar yapıyor.
Ne var ki bir elin parmaklarını geçmeyen bazı olumsuzlukların tüm camiaya mal edilmemesi gerekir.
Aslında, basın çalışanların durumlarının iyileştirilmesi bağlamında tek sorumlu geçmişten bugüne hükümetler ve TBMM değil.
Bugün ulusal bazda yayın yapan kuruluşların bazıları o hale geldiler ki, burnundan kıl aldırmıyorlar.
Onlar adeta birer tröst haline geldiler.
Bünyelerinde çalışan gazetecilerin, basın ahlak ilkeleri doğrultusunda çalışmalarını engellediler, engelliyorlar.
Kısaca, gazetecilerin düşüncesini sağlıklı ve doğru bir şekilde yansıtmasının önüne set koydular.
Kabul etmeyenleri de kapının önüne koymakta hiç tereddüt etmediler.
Bugün baktığımızda, yıllardır bazı basın organlarıyla özdeşlenen birçok yazar ve çizerin, ideallerinden uzaklaşmasının tek sebebi, başkası değildir.
***
Oysa istenen bu değildir.
Demokratik bir hukuk devletinde asıl olan basının hür olmasıdır.
Bu yüzden basın çalışanlarına atfedilen 10 Ocak gününde istenirdi ki ortaya çıkan sorunların hiçbiri olmasın.
Her basın çalışanı gönül rahatlığı içerisinde üstlendiği görevi yerine getirsin.
Zira gazetecilerin boş vaatlere karınları toktur.
Yine de basın emekçilerinin bu gününü gönülden kutluyorum.

HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

Yorum Yok

Bu yazı yorumlara kapatılmıştır.