Bizler Çanakkale’yiz

Bu haber 27 Nisan 2015 - 23:16 'de eklendi ve 914 kez görüntülendi.
İsmail Zorbaismailzorba@hamlegazetesi.com.tr

“Kendi yollarına düşmüş İsmaillerin hepsi,

İsmail olmak varmış yazgılarında

İnsanlar adına, insanlık adına İsmail’miş onlar

Bende sende onda hepimizde bir İsmail yatmakta”

 

Bizler bir başkası olma yolunda boşa nefes tüketirken, başkaları da senin sığındığın uygarlık rüyalarının ardında senin en kıymetli varlığını yok etme uğraşı içersindeler. Bir Çanakkale vak’asında anlatılır, hatta bir oyun metnine de aynen aktarılmış. Askerlerimiz susuzluktan kıvranırken içlerinden biri mataraları toplar, su aramaya gider. Giderken yolda yaralı bir İngiliz askerini görür yüreği dayanmaz, onu birliğine götürür tedavi etmek üzere. Hasretle su bekleyen askerlerimiz kucağında yaralı düşman askeriyle dönen arkadaşlarına sitem etseler de yaralı askerin tedavisine yardımcı olurlar. Kalan son sularını onunla paylaşırlar. İçlerinden biri delicedir, yüreğine söz geçiremez. Eline silahı alır, düşman askerinin üzerine yürür. Silahına davranır ama vuramaz. Kendi kendine söylenir: ” Yapamam… Göz göre göre yardıma muhtaç birini vuramam. Onlar yapıyor ama… Ben niye yapamıyorum?” Bu sözler yüksek Türk ruhunun göstergesidir. İnsana insan gözüyle bakma asilliği. Bizler, canımıza kastetmiş, evimizi yurdumuzu talan etmiş, yakmış yıkmış, anamızın bacımızın namusuna göz dikmiş hain düşmanların bayrakları ayaklarımızın altına serildiğinde bile o milletin kutsalına saygı göstermiş bir milletiz.

Bizler tarihimize, kimliğimize ne kadar sahip çıkıyoruz? Cetlerimizin ruh kimliğini, hayat duruşunu ne kadar biliyoruz? Onların yürüdükleri yollarda bıraktıkları izleri ne kadar takip ettik? Onların yürüdükleri yollar bize yokuş geldi, nefesimiz tükendi, darlandık. Hatta onların davasının büyüklüğü karşısında ezildik. Bizi biz olmaktan uzaklaştırdılar. Tükettiler, emellerine ulaşmak için hazıra alıştırdılar. Aklın yolundan, vicdan yolundan, iman yolundan uzaklaştırdılar. İnsanın kendine ettiğini aslında kimse yapmazmış. Yokuş aşağı kendini bırakıvermek ne kadar da kolay değil mi? Kopyalamak, yapıştırmak, eklemek, beğenmek ne kadar da kolay. Medeniyet hayalleri kurmak, medeniyet rüyası görmek ne kadar kolay? Peki o hayallerin, rüyaların ne kadarı sana ait!

Sen, o hayallere, rüyalara sahip olmak için ne kadar mücadele verdin. Mücadeleye bir başla o zaman göreceksin senin olmayan bir davanın içinde savaşmanın ne kadar imkansız olduğunu.

Yaşadığımız evren insanların, milletlerin hikayeleriyle dolu. Acılar, göz yaşları ve de zulümler. Bitmeyen hırslar, çıkarlar, benlik mücadeleleri. İnsanlığın hikayesinde kötülüğün sınırı yok. Vahşetler, cinayetler, mezalimler hatta soykırımlar. Bir yanda da iyilikler, hasletler, paylaşımlar, fedakarlıklar. İnsanlık adına kurban olmuş, yitirilmiş hayatlar. Zulme uğramış mazlumlar. İyiliğin de, sevginin de sınırı yok. Necip Fâzıl’ın mısralarında çözülmüş denklemini buluyoruz mananın : “Her şey akar, su, tarih, yıldız, insan ve fikir; / Oluklar çift; birinden nur akar; birinden kir.” Bu insanlık hikayesinde bizim yerimiz ne? Atalarımızın bize bıraktığı mirasta, yürüdükleri yollarda bıraktıkları izlerde bizi gururlandırdığı, güçlendirdiği kadar utandıracak, yüzümüzü eğdirecek şeyler de var mı? Bunu iyice bilmeliyiz ki son asrın bizi kuşatıp saran aşağılık kompleksinden, vurdum duymazlığından hatta, aymazlığından kurtulup bir kendimize gelelim. Başımızı önümüze eğip bu konuda bir düşünelim. Tarihimizi, kültürümüzü, ruh kimliğimizi bir masaya yatırıp gerçeklerle bir araya gelelim. Atatürk’ün de dediği gibi, “Tarih şuuruna sahip olmayan milletler yok olmaya mahkumdur.” Bu şuur bizim kimliğimizin göstergesidir.

Okuduğum yüzlerce kitaba, kaynağa rağmen hala bilmediğim o kadar çok şey var ki. Ama okudukça, dinledikçe şuna kesinlikle kanaat getirdim ki benim atalarımın hataları, yanlışları olmuştur. Oğuz Kağan’dan Bilge Kağan’a, Alparslan’a, Fatih Sultan Mehmet’ten Mustafa Kemal’e liderlerimiz milletimizin onurunu yüceltmiş, tarihe şanlı sayfalar bırakmışlardır. Kimi milletinin huzurunu, refahını kendinden yüce tutmuş, birçok fedakarlıkta bulunmuş; kimi de yaptığı her şeyi milletiyle paylaşmış, milletine hesap vermiştir. Onlar bugün için yaşamamışlar, hep geleceğe bakmışlar, Türk milletinin bekasını düşünmüşlerdir. Ve ben bütün bunlara istinaden söylüyorum ki bu milletin bir ferdi olmaktan gurur duyuyorum, her zaman da gurur duyacağım. Evlatlarıma da tarihimi, kültürümü bu gururla anlatıyorum. Çünkü bütün bu bellek benim şahsiyetimi oluşturuyor. Bundan dolayı atalarımın bir köyde, bir kasabada, bir şehirde bıraktığı bir iz bana emanettir. O emanete sahip çıkmak, onu ifşa etmek benim görevimdir.

Balkanlar, Çanakkale, Sarıkamış, İnönü, Sakarya benim parçamdır. Bana benliğimin kaynağını hatırlatır. Benim şu anki varoluş sebebim oralarda yatmakta olan şühedanın nur dolu izleridir. “Kan” kelimesini özellikle kullanmadım. “Kan” fiziksel, varlık aleminden fani bir kelime ama; “kan”ın hakikatinde yatan teslimiyet ve fedakarlık o, işte “nur”dur, “ziya”dır. Aydınlatır, hatırlatır, kendine getirir. Haçlı ordusu silahlarını kuşanmış 100.yıl davasında üzerimize çullanmakta. Haince, haksızca saldırmakta. Özümdeki adaletten, “Hak” davasından zerrece pay almamış bu saldırı içerisinde ben kendi içimde başka davalar peşine düşemem. Her ne kadar düşmüşsem, yaralıysam o kadar güçlü ayağa kalkmalıyım, haykırmalıyım dünyaya. Benim sesim, ses bayrağım “Bizler Çanakkale’yiz!” demeli. Bunu siyasetten arındırmalı, her şeyin üstünde görmeli, “Biz”de kenetlenmeli, “Bir”de gerçek kuvvetimizi hissettirmeli. “Bizler Çanakkale’yiz!” sloganı bizim haklı davamızın kurtuluş sesidir.

Not: 30 Nisan 2015 Perşembe akşamı 20:30’da evlatlarımızla Gazi Mustafa Kemal Atatürk Kültür Merkezi’nde “Bizler Çanakkale’yiz!” diye haykıracağız. “Muğla’dan Çanakkale’ye Sonsuzluğa Yürüyenler” adlı oyunumuzda sizleri aramızda görmek bizleri onurlandıracaktır.

 

HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

Yorum Yok

Bu yazı yorumlara kapatılmıştır.