Bizim Diyardan Bir Esinti

Bu haber 02 Nisan 2019 - 1:48 'de eklendi ve 782 kez görüntülendi.
İsmail Zorbaismailzorba@hamlegazetesi.com.tr

İsmail Zorba

 

“Tam bu sırada kocaman, parlak bir yıldız, ışıktan çizgi çizerek akıp gidiverdi. Henüz o tek sözcük söyleyemeden kayıp gitmişti. Sözü ağzında, bakakaldı gökyüzüne..”

Naciye Makal

 

Anadolu’nun esatirinden masalına, türküsüne, ninnisine ve bugünün hikayesine toprağından iklimine insanı yoğuran, şekillendiren kaynak gözlerimizin önünde. Yerel kültür kaynaklarımız hikâyeye, romana aktarıldığında yöremizin bilinmeyenleri tarihe tanıklık ediyor. Romanın ağzından insanlar birer birer canlanıyor gözümüzün önünde. Sokaklar, caddeler, köyler, irimler, kuyular, evler, bahçeler canlanıyor. Tanıdık simalar romanı bize daha bir aşina kılıyor. Muğla bu açıdan çok dar bir çerçeve içerisinde.

Sözlü kültür kaynaklarımızı; türkülerimizi romana aktaran arkadaşım İlker Altınsoy’un çalışmaları ve diğerleri cüzi bir şehir belleğini oluşturuyor. Yerel kültür kaynakları arasında hikâye ve roman geçmişle gelecek arasında önemli bir köprü konumunda. Gençler hikâye ve roman okumaya daha çok meyilli olduklarından yöre belleğimizi gençliğe aktarmada bu eserler önem arz ediyor.

Öğretmenlik mesleğinin duayenlerinden Naciye (Poyraz) Makal’ın “Bindim Tütün Küfesine” adlı bir anı-bellek romanı. Eşi yazar Mahmut Makal’dan Naciye Makal öğretmenimize köyü, köy enstitülerini, idealist-ülkü sahibi tüm öğretmenleri kucaklayan bir hikâye çıkıyor karşımıza. Naciye Makal Cumhuriyet’in ilk yıllarına kanat geren öğretmenlerden. Tanıklık ettiği yaşlar çok büyük önem arz ediyor. Kitap küçük hacimli olmasına rağmen içerik bizim açımızdan çok değerli tanıklıklara imza atıyor.

“Bindim Tütün Küfesi”ne farklı, bize yakın, içimizden bir hikâyeye sahip. “Bizim Köy”ümüz kitabın sayfalarından masallarından, türkülerinden, tarihi seyri içerisinde geçiş döneminin izlerini taşıyor. Naciye Makal’ın romanında Sakine’nin gözünde kendi belleğinden anılar aktarılmakta. Yerkesik’in bir kendi yağında kavrulan ama bir o kadar geçim darlığı çeken üç kız bir oğlan dört çocuklu bir ailenin yaşam mücadelesine tanıklık ediyoruz. Romanın öyküsü Sakine’nin yatılı sınavlarını kazanıp öğretmen okuluna gidişine kadarki olay örgüsünü dokumuş. Köy romanı gerçekliği sona doğru daha da belirginleşiyor.

“Bindim Tütün Küfesine” ülkemizdeki “Reji-Tekel” gerçeğini köylü üzerinde oluşturduğu yaşam standartlarını aynı gerçekler üzerinden bize Yerkesik’ten taşıması. Çocukluğumun çok az bir kısmında bizzat tanıklık ettiğim tütüncülüğün zorlukları, çilesi, ondurmayan karşılıkları daha belirgin karşımıza çıkmakta. Masaldan gerçeğe farklı gelgitler bir çocuğun düşlerinden gerçeğe eş zamanlı karşımıza çıkıyor. Tütün zamanı geceler, sabah vakitleri.. Hep bir şeylere yetmeye, yetişmeye çalışırsın; emeği, zahmeti çoktur. Bir de tütün sana yabancıdır. Bir bostan, bir buğday gibi değildir. Senden alır hep, hep verirsin. Çocukluğumun tütün düşlerinden aklımda bir yaşlı kadının sözleri kalmış : “Gavurun tütünü, gecemi gündüz ettin, gündüzümü gece”. Tütünle hayatımıza giren kelimeler arasında holidol kelimesi da farklı bir yerdedir. “Zehir ve ölüm”.

“Bindim Tütün Küfesine” kitabını okudukça kırklı ellili yıların tütün gerçeğine dönüyorum. Daha bir acımasız, daha çilekeş. Tütün eksperlerinin ağzından çıkacak bir sözcüğe odaklanmış emekler, zahmetler.. Eğer ki tütün değerini bulmuşsa o alın terinin, o günlere, zamana sığmayan zahmetin karşılığını bulmuşsundur. Ama nerede? Tütünün gerçeği, acımasızlığı Sakine’nin babasına balyaları yaktırır. Evlerinden uzaktaki tarlaya eşeğin üzerinde bir küfenin içinde giden çocuğun düşleri gerçekle çatışır. Ama aile sağlamdır, diridir. Birbirine inançları tamdır. Yerkesik köylüleri birbirini tamamlar, her şeye rağmen hayata dik durur. Cumhuriyetin Anadolu’su Yerkesik’te uyanışın adıdır. Her şeye rağmen evlatlarını okumaya gönderecek şuur iş başındadır.

Hem bir Muğlalı hem de bir öğretmen olarak memleketimin insanlarının aydınlanma şuuru Yerkesik ve diğer kazaların, köylerin ortak tavrıdır. Köy şartlarının gerçeğinde her şeye rağmen sadece anaların babaların değil yaşlılara dek tüm yöre insanının aydınlanmasıdır. Sakine’nin ailesinden ilk defa ayrılıp yanında ailesinden kimse olmadan bir öğretmene emanet edilerek Antalya’ya gönderiliş öyküsü gözlerimi yaşarttı. Ailenin yokluğunun yoksulluğunun çaresizliğe dönüşmeden Cumhuriyet’e kanat geren öğretmenlerin meş’alesinde nasıl bir değişim yaşadığının da bir göstergesi.

Kitabı okurken doksanlı ikibinli yıllar arasında okullarımıza öğrenci taşıyan emektar Yerkesik belediye otobüsü gözlerimin önüne geldi. Yıllarca, kaç model olduğunu hatırlamıyorum, o emektar Mercedes O-302 hangi öğrencileri eğitim yolunda taşıdı kim bilir? Naciye Makal’ın çocukluk yıllarındaki Yerkesik’i, anıları, aile yapısını ve de insanı çok sevdim. Günümüzün bakışındaki ilkelliğine rağmen; bence doğal olan, hakiki olan bu yaşam ve insanlar içime dokundu, hayatımda iz bıraktı. Eşeğin sırtında küfenin içinde büyük ızdırablar içerinde tütün emekçiliğine giden Sakine’nin ve sıtmalı hasta kardeşinin hikayesi içime işledi. Baba-oğul Mıstıklar, Sakine’nin annesi, ablası, komşuları yokluk, yoksunluk, çaresizlik ve de imkansızlığın olağanüstü hikayesi çepeçevre kuşattı dünyamı. Bütün zorluklarına, çilelerine rağmen ben o güzel insanları, o şahsiyetli insanları çok sevdim. Hele her bir öğrencisini evladı, geleceğin muradı gibi emaneti en kutsal vazife edinerek sahiplenen, hiç yorulmak bilmez o meş’ale öğretmenleri büyük bir onurla selamladım.

HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

Yorum Yok

Bu yazı yorumlara kapatılmıştır.