Bırakalım Artık Şeytan Taşlamayı…

Bu haber 23 Ekim 2019 - 11:17 'de eklendi ve 605 kez görüntülendi.
İdris Koçidriskoc@hamlegazetesi.com.tr

 İdris KOÇ

Bugün biraz “Bize neler oluyor?” geyiği yapalım. “Geyik” diyorum, çünkü bizde her şey basite alınıyor. Ne yazık ki, her önemli konu; basit planların, düşüncelerin, dedikoduların, algı operasyonlarının, tasarrufların ve ayak oyunlarının kurbanı oluyor.

Geçen haftalarda bir sünnet düğününde yaşanan ahlaksızlık bolca gündem oldu. Bir köyde yapılan sünnet düğününde, yarı çıplak bir kadın çocukların gözü önünde ahlaksızca gösteri yaparken çekilen görüntüler karşısında dehşete düştük. Bu ahlaksız gösteriye dans demek de mümkün değil. Bir yığın insanın, çocukları karşısına alıp eteğini kaldırarak gösteri yapan edepsizi izlemeye devam etmesi ve alkışlaması ne ile izah edilebilir?

Mahkemelerin duruşma salonlarında, hastanelerin yoğun bakım ünitelerinde, ameliyathanelerde çekilen ve sosyal medyada paylaşılan lakayt görüntülere ne demeli? Askerin, polisin üniforması üzerindeyken çektiği abuk sabuk videolar; kamu personelinin iş ciddiyeti ile bağdaşmayan paylaşımları neyin nesi?

Edep, haya, hatır, görgü, iz’an ne zaman bize bu kadar yabancı oldu? Ne zaman bu kadar “Allah’tan korkmaz, kuldan utanmaz.” bir toplum olduk.

Seçim öncesi adaylar etrafında dönen planları, yapılan dedikoduları ve operasyonları bir hatırlayalım. Yerel siyasetteki el-ense oyunlarını hatırlayalım.

Bir kamu kurumuna yapılacak yönetici ataması öncesi ve sonrasında yaşananları yeniden hatırlayalım. Çalıştığımız kurumdaki bir pozisyon için yönetici tarafından yapılacak görevlendirme öncesi ve sonrasında yaşananları bir hatırlayalım.

İstanbul yaklaşık bir ay önce ciddi bir deprem korkusu yaşadı. Bir doğal afet olan ve herkes için aynı sonucu kaçınılmaz kılan (Allah korusun.) bir doğa olayı sonrasında yaşananları, yazılanları ve paylaşılanları tekrar hatırlayalım.

Bu örnekler birilerini rahatsız edebilir. O zaman çok daha basit bir örnekle devam edelim: Günün sonunda kimlerle, hangi konuların muhabbetini yaptığımızın, kimler hakkında ne konuştuğumuzun bir listesini çıkaralım. Ya da ana haber bültenlerini izleyelim.

Hep dedikodu, zan, yalan, iftira, ayak oyunu, algı operasyonu, manipülasyon, kayırma, tavassut, reklam, aldatmaca, kandırmaca, çatışma…

Hal böyle iken, bir taraftan da her adımda afili cümleler ile ahlak edebiyatı yapılıyor. Sosyal medyada bol bol ahlaki öğütler paylaşılıyor. Dürüstlük türküleri eşliğinde halaylar çekiliyor. Vatan, millet, Sakarya sloganları ile yürüyüşler yapılıyor. Biz ne zaman böyle bir toplum haline geldik? Biz neden böyleyiz?

Eminim ki, yazımın bu bölümünü okuyan birçok insan çoktan malum yorumları yapmaya başladılar. Çoktan bir taraftar olarak, kendi tribününe geçip slogan atmaya başladılar. Çünkü herkesin, tarafı olduklarının yaptıklarını meşrulaştıracak bir gerekçesi var. Nedense bu gerekçe, hep karşı tarafın olumsuzluğuna dayanıyor. Suçlu hep diğeri… Taşlanacak şeytan(!) hep var.

Oysa tribünlerde slogan atarak ya da her ortamda nutuk çekerek hiçbir yere varmak mümkün değil. Ancak kendimizi kandırıyoruz. Tribünden inip, üzerimizdeki üniformayı çıkarıp aklı selimle düşünmek gerekiyor.

Toplumsal konularda, vatan-millet meselelerinde tribünlerden inip sahada veya sokakta birlikte yürüyebilmek gerekiyor. Toplumun ve ülkemizin geleceği ile ilgili konulara aynı tribünden  bakabilmek gerekiyor. Vakti zamanı geldiğinde, üzerimizdeki üniformaları çıkarıp “milli” olabilmek gerekiyor.

Ne acıdır ki; toplum olarak (her kesimiyle), ahlaki bir  yozlaşma içindeyiz. Değerlerimizden hızla uzaklaşıyoruz. Dürüstlüğümüz, vatanseverliğimiz yalnızca şartlar çıkarımıza uygun olduğu zaman devreye giriyor. Çıkarımıza ters bir durum karşısında kolayca daru-l harb fetvası verebiliyoruz.

Görmek, hatırlamak, konuşmak, yazmak yetmiyor. Şeytan taşlamayı bırakıp, her birimizin bu yozlaşmanın neresinde olduğuna kafa yorması gerekiyor.

HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

1 ADET YORUM YAPILDI

YASAL UYARI! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen kişiye aittir.
Erdal 24 Ekim 2019 / 17:21

Duygularımıza tercüman olduğunuz için yürekten teşekkür ediyorum. Belki çok kişi biliyor yazılarınızdaki mesajı ve anlıyor ama fiiliyata dökme konusunda maalesef sıkıntı büyük. “Sonuçsuz ilimden Allah’a sığınırım” hükmüne rağmen çok bilen, çok okuyan ama az bile denemeyecek kadar bu bildiklerimizi eyleme dönüştüremeyen toplum olduk. Az çok demeden belki bir denizyıldızı misali belki Hac yoluna düşen kaplumbağa misali adım atmak çok önemli. Vesselam: Şimdi eylem, şimdi Hareket zamanı.