Birader, Sen Kimsin? « Hamle Gazetesi

Birader, Sen Kimsin?

Bu haber 27 Kasım 2019 - 8:52 'de eklendi ve 800 kez görüntülendi.
İdris Koçidriskoc@hamlegazetesi.com.tr

İdris KOÇ

Bir 24 Kasım Öğretmenler Günü daha geride kaldı. Bir muhabirin yaptığı hareketin ve bir valinin sarf ettiği sözlerin konuşulduğu, ancak faturanın yine öğretmene kesildiği bir tartışmayla başladı her şey.

Oysa veliler öğretmenine sürpriz yarışındaydı. Hediyeler alınmıştı Pazartesi günü öğretmenlere verilmek üzere. Çocuklara şiir ödevleri verilmişti; sınıflarda, törenlerde okutulmak üzere. Öğretmenler bir araya gelip korolar oluşturmuş, sınıftaki performanslarını sahnede de göstermeye hazırlanıyorlardı.

Yine her zamanki gibi “Öğretmenim, canım benim…” edebiyatı yapılan bir tören daha başlıyordu ki, gündem bir valinin çıkışı ile değişiverdi.

Yapılan tüm hazırlıklar “birader”in uzattığı ayağa takılıp yüz üstü yere kapaklanıverdi. Düşüren utanıp başını öne eğdi. Uzatılan ayağa takılıp düşen ise salondan gelen alkışlardan aldığı destekle ayağa kalkmaya çalıştı.

Salonda bulunanlar da alkışla destek verdi olup biten görgüsüzlüğe ve nezaketsizliğe.

Konya’da yaşananlar tam da görgüyü içselleştiremeyen, nezaketten bi-haber olan toplumun bir fotoğrafıydı. Görgü ve nezakete davet adına görgüsüzlük ve nezaketsizlik yapılıyor, bu da salona onaylatılıyordu.

Bir büyüğün, kadının ya da misafirin karşısında yayılarak, ayaklarını uzatarak, ayak ayak üstüne atarak oturmak görgüsüzlüktü. Hele ki bunun resmi bir törende, bir devlet büyüğünün karşısında yapılmasının hiçbir izahı yoktu.

Ne var ki, makamından ve yetkilerinden güç alarak bir topluluk içinde insanları azarlamak, rencide etmek, aşağılamak da bir görgüsüzlüktü. Böyle bir durumda valiye yakışan nezaketli olmaktı; ama kendisine hakim olamadı, başaramadı.

Vali Bey, bu “birader”i fark ettikten sonra korumasını usulce yanıma çağırıp, ayaklarını uzatıp oturan bu kişinin kim olduğunu çaktırmadan öğrenmesini isteyebilirdi. Böylelikle “Öğretmen değil, bir muhabirmiş.” özrüne sığınmak zorunda kalmaz, kim olduğunu öğrenmeden bir mesleğe yönelik büyük laf etmiş olmazdı.

Törende hem ön sırada oturup hem de ayaklarını uzatıp oturma gafletinde bulunan kişi bir öğretmense, vali konuşmanın bir yerinde “Öğretmen insanca hasletlerin ev sahibi, görgü ve nezaket timsalidir. Tavır ve davranışlarıyla, duygu ve düşünceleriyle toplumun önderi, öğrencilerinin rehberidir. Bütün bu değerlerimizi de yeni nesillere siz değerli öğretmenler aktaracak.” diyerek nezaketi tercih ettiğini gösterebilirdi.

Eğer ayaklarını uzatan kişi bir öğretmen değilse, “Sevgili öğretmenlerim, lütfen öğrencilerinize sevgiyi, saygıyı, görgüyü, nezaketi iyi öğretin. Büyüğe ve mahremiyete saygıyı, kadına ve küçüğe hürmeti iyi öğretin. Nerede nasıl davranılması, kime nasıl hitap edilmesi, kiminle nasıl konuşulması, nerede nasıl giyinilmesi gerektiğini iyi öğretin.” diyerek de muhatabına mesajını vermiş olurdu. Herkes de bu cümleden kendisine düşen mesajı alırdı.

Valimiz böyle yapabilseydi, nezaketi tercih edebilseydi; bugün linç edilmek yerine tebrik edilirdi. Bir meslek grubunun haklı eleştirisini değil, övgüsünü alırdı. İşte o zaman “Haksız mıyım arkadaşlar?” ısrarına gerek kalmadan “nezaketen” yapılan değil, samimi alkışların muhatabı olurdu.

Olmadı; görgüyü içselleştiremediğimiz, nezaketi hiç tanımadığımız bir kez daha ortaya çıktı. Olmadı; yetkililerden öğretmenin çalışma koşulları, özlük hakları ve mesleki yeterlilikleri konusunda yine bir ses çıkmadı. Olmadı; öğretmenlerden mesleğin imajı ve itibarı konusunda yine bir çıkış gelmedi.

Yine havanda su dövdük. Yine “Bana bir harf öğretenin…” diye başlayan, kutsal meslek vurgusu yapılan ve “İyi ki varsınız.” ile biten samimiyetsiz laflar işittik. Yine zoraki gülümsemeler ile hediyeler verildi, fotoğraflar çekildi, sosyal medyada süslü sözler paylaşıldı.

Yine “öğretmen” olduğunu bilmeyen, öğretmenliğin değerini kavrayamayan, Karadeniz’e açılan balıkçı teknesindeki bir işçi gibi giyinen, öğrencilerinin gönlünü kazanamadan zihinlerine bir şeyler sokmaya çalışan, mesleki kazanımın mesleki itibardan geçtiğini fark edemeyen öğretmenler ile öğretmeni, safkan Arap atını son sürat kupaya koşturan bir seyis olarak görenlerin gölgesinde bir 24 Kasım’ı daha geride bıraktık.

Biz öğretmenler de üzülsek mi, sevinsek mi bilemedik.

 

HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

2 ADET YORUM YAPILDI

YASAL UYARI! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen kişiye aittir.
Mehmet Keza KUNDAKÇI 27 Kasım 2019 / 09:27

Trump’ın karşısında oturan gazetecilere bi bakalım,
hepsi ayak ayak üstüne,
utanmazlar,
işte o yüzden Trump bizi kıskanıyor,

İsmail Zorba 27 Kasım 2019 / 17:14

“Biz öğretmenler de üzülsek mi, sevinsek mi bilemedik.” Hiçbir zaman bilemedik, bilemeyeceğiz. Toplum dinamiğinin en önemli temsilcilerinden biri öğretmen olduğu için ögretmenin vasıfları göze batıyor. Hak ettiğı yerde olmaması için özellikle engelleniyor. Ama bilinmelidir ki ögretmenliğin yürekten sevdalıları bunu asla kabullenmeyecektir. Hak ettiği yeri kendisi bulacaktır. Ama alkışçılar olduğu müddetçe bu zalim ikilem devam edecektir.