Bir Ustaya Takılmak « Hamle Gazetesi

Bir Ustaya Takılmak

Bu haber 03 Aralık 2019 - 0:43 'de eklendi ve 1.101 kez görüntülendi.
İsmail Zorbaismailzorba@hamlegazetesi.com.tr

İsmail Zorba

“Her gezi sonrası en sevdiğim zaman dilimi; Muğla’ya dönüş. Gecenin sükunetinde, kış ayına aykırı dupduru bir hava. Ahmet Tanpınar’ın ifadesiyle bir rüzgar esintisi; bir bebeğin saçının yumuşaklığında. O esinti ve yapılan benzetme alıp götürüyor. İstanbul mekanlarında, İstanbul sokaklarında kayboluyorum. İstanbul’u yaşarken, İstanbul’u yazacakken sosyal ağda sevgili Avni Buğday hocamın cümle demeyelim, mısralarına takılıyorum.”

 

Yorgunum, yorgunluğum Allah’tan zihnimde değil, bedenimde. İstanbul’a giden bir Muğlalının yorgunluğu. Bütün şehir sanki sırtımdan geçmiş gibi. Geçen gezide Muğlalılara has yürüyüşümle metrolar arası fink attığımı zannederken bir çelme yedim, iki dizimin üstünde buldum kendimi. Düşenlere has gururla güya çaktırmadan kalktım ayağa. Üstümü başımı düzelttim yine çaktırmadan. Hiçbir şey olmamış gibi yoluma devam azmindeyim. Şükür bir sıkıntı yok, gezimizi tamamlıyoruz. Ama; dönüşte aradan birkaç hafta geçtikten sonra ayaklarımın üzerinde duramadığımı hissediyorum. Dizlerim oturuşumu, kalkışıma ani frenlerle karşılık veriyor. Kontrole gittik, menisküs olmuşuz. Dikkat edeceğiz artık. Tamam!..

Tamam da bir hafta, on gün demeden İstanbul’a bir daha gitmem gerek. Ne yaparım? BU sefer İstanbul’un hızını bu ayaklar çekmez. Kilo da cabası. Neyse her şey yolunda gitti. Güzellikleri cebimize kattık döndük. Bu hafta sonunda İstanbul’un yaşattığı güzellikleri paylaşalım diye planlarımızı yapıyoruz.

Ve her gezi sonrası en sevdiğim zaman dilimi; Muğla’ya dönüş. Gecenin sükunetinde, kış ayına aykırı dupduru bir hava. Ahmet Tanpınar’ın ifadesiyle bir rüzgar esintisi; bir bebeğin saçının yumuşaklığında. O esinti ve yapılan benzetme alıp götürüyor. İstanbul mekanlarında, İstanbul sokaklarında kayboluyorum. İstanbul’u yaşarken, İstanbul’u yazacakken sosyal ağda sevgili Avni Buğday hocamın cümle demeyelim, mısralarına takılıyorum.

“Nedir bu gecenin gevezeliği.

Akla gelmeyeni fısıldayışı, olmadık işi hatırlatışı.

Saçma düşünceleri ve fantastik rüyalarıyla güya yoldaşlık edişi.

Sorsan sessizlik vakti.

Dinginlik süreci lafta.

Geveze gece.

Bir sus da uyuyalım biraz.

Lütfen!”

Avnoca

Evet!.. Gençlerin deyimiyle Avni Hocama takılıyorum. Avni Hocamı bir kez okudunuz mu tiryakisi oluyorsunuz. Onun sigara tiryakiliğinden de beter bir tiryakilik bu. Onun üslubu, hayata bakış açısı, sözcük seçiminde kültürel yerelliği ve üstüne üstlük Muğla Beyefendiliğine yaraşır kibarlığı alıp götürüyor sizi. Sizi an’a hapseden rutinden çıkıyorsunuz, sıkıntılar, dertler, başağrıları geçiyor. Bir kereliğine şu dünyaya esir olmadan, sürüden çıkıp “yuf borunuzu” öttürüyorsunuz. Fazla söze ne hacet!.

Avni Hocamın mısralarında İstanbul’un güzellikleri cebinizde kaldı ama İstanbul’un bütün yükü, yorgunluğu kayboluyor. Onun rehberliğinde geveze geceye haddini bildirip susup da uyuyalım diyorum ama; Avni Buğday sayfasında takılıp kalıyor gözlerim.

Gah ağlaya gah güle hayatı kuşanıp Avni Hocamın letafetinde, onun gözlerinde yaşadıklarını temaşa ediyorum. Avni Hocam ve Muğla’da kalıyor bütün yazdıklarım. Ve bir ustaya takılıp nefes almak buna denir. Geçenlerde mizah hayatımızdan çıkalı beri dümdüz insanlar halini aldık diye bir tespitte bulunmuştuk. Oysa bir insan olarak yaşadığımız coğrafyaya bile aykırı bir durum her şeyi dümdüz kuşatmak. Ama Avni Hoca’lar bir yerden çıkıp gelip daha bir yaşanası kılıyorlar an’ı,mekanı.

“Var bu işte bir iş.

Bir karışıklık, bir şaibe, ne bileyim, bir şeyler var işte…

Günahını almayalım ama, makinenin bir açığı vardı da, biz verigo oradan bir üçyüz dediğimizde, sıfır ilave etti de…

Veya günahı vebali boynuna, şifre kaç idi ülen benim telaşındayken miktarına bakmadan yeşil düğmesine mi basıverdik cırt makinesinin.

Boş bulunup, onaylıyorum mu dedik, özelleştirilmiş bir kazık tarifeye.

Düşürdük mü, kaptırdık mı saf saf gezinirken?

Bir şey oldu ama ne.

Yoksa niye ilk ayının son gününde iki buçuk aylığı bitmiş olsun üç aylığın. Oturduğumuz yerde.

Sanki zurnalı düğün oldu da savuru savuru mu verdik körolasını. Donat oğlum şu masayı mı dedik bir yerde.

Töbe!..

Gene de günah almayalım da!”

Avnoca

Avni Hocamın üsturupluluğunda biraz dokunup, dokundurup biraz da bıyık altından gülüp yastık altındakilere şöyle bir hatırlayıp neşeyle yolumuza devam ediyoruz. Bir ustaya takılmak derken, özne Avni Hocam olunca “takılmak” kelimesine de yakınlığım arttı, sevmeye de başladım. Her nedense artık “takılmak”  kelimesi; düşmeyi, bir engeli hatırlatmıyor bana.

Avni Hocama takılmaya devam edelim veyahut Avni Hocamın hayatımıza refik olmasından bahse devam edelim. Gayet rahatlıyorum, eminim Avni Hocamızın yazılarını okudukça, ona takıldıkça sizler de ona takıldıkça tiryakiliğiniz artacak. Çünkü Avni Hoca deyince yüzünüzde beliren tebessüm yazılarıyla kahkahalara dönüşecek. Kahkaha sözcüğü, Avni Hocamın lügatine ve kibarlığına uymadı; gülücükler diyelim o zaman. Ve ona takılmaya devam edelim.

‘Asor yüksek basıncından, Basra alçak basıncına esen rüzgarlar, batı ve orta Akdeniz’den aldıkları nemi, güneybatı Anadolu’ya sağnak ve gök gürültülü yağış…’
-Kapat gız! kapat endeki ıradyoyu.
Yağmurmuş! Sırası mı şimdi. Tütün sergisi dolu,
kırmandal dolu…
Yazmasının sarkan ucuyla yanaklarından boynuna doğru akan terini sildi kadın.  Koltuğundaki iğneye bir yumak tütünü hızlıca geçirdi. Acelesinden iğnenin ucuna çinttirdiği parmağını içgüdüsel bir tepkiyle ağzına görürdü.
Tütün akmasının acısı vurdu ağzına. Yüzü buruştu. Tükürdü çardaktan dışarı.
-Ana! dedi,
gelinlik kızı. Radyo aynı bizim öğretmenin okulda söylediği gibi anlatıyor. Niye kapattırdın ki?
-Asor ne kız? Girme deresinin üstüne bak sen. Orası kararınca başlar burada yağmur.
İkisi birden endişeyle çardaktan baş uzatıp o yöne doğru baktılar.
-Daha demin yoktu. Ne zaman inivermiş bulut. Koş kızım. Yaygı kilim çul ne varsa kap gel evden. Hazır bulunsun. Çilenti yerse kararır tütün.
Kız gitti.
Biraz sonra ne varsa topladı geldi.
Anası baktı. Kendisi gelin gelirken getirdiği al yaygıyı kıyamamıştı bir süre ama şimdi onu da örtüyordu serginin üstüne,
amaa! o ne?
-Kız! Diye ünledi.
Kız kendi çeyizliğin Bağyaka kilimini de mi getirdin?
-Ana,
dedi kız. Tütün para etmezse düğünüm olur mu? Düğün olmazsa çeyize gerek olur mu?
Buraların tütünü geline çeyiz akması da sürmedir. Bilmez misin?.”

Avnoca

Ciddi ciddi üzerinde düşünmeye başladım. Bize eşlik eden bu canım güzelliklere kaybolup gitmemeli. Bir kitabın sayfalarında sırlanmalı. Gelecek nesillerde bu güzel üslubun nesline, Avni Hocama takılmalı. Menteşe Belediyemize sesleniyorum Muğla’nın bir değeri olan yazılarını toparlayıp, tabi kendisinin de onayıyla kitaplaştırmaya ve de onu öğretmen, rehber kimliğinde gelecek kuşaklara taşımaya ne dersiniz? Ben üzerime düşen neyse yapmaya hazırım.

Şimdi Avni Hocam Akyol Park’tadır. Yazılarından sonra bize yaşattığı güzellikleri bir de onu dinleyerek tamamlayalım.

HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

3 ADET YORUM YAPILDI

YASAL UYARI! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen kişiye aittir.
Şafak tütüncü 03 Aralık 2019 / 17:01

Kesinlikle saygıdeğer avnocamın hayranlarından birisi olarak tamamen katılıyorum bir insan içindekileri bu ancak bu kadar güzel kaleme alabilirSüperrr süperrr

Nail Ongun 04 Aralık 2019 / 01:09

Kutluyorum sizi İsmail Bey. İnsanların değerini biliyor, üstünüze düşeni de yapıyorsunuz. Avni Buğday’ı gibi değerli bir yazarı daha çok insanın tanımasına vesile oluyorsunuz.

Yusuf Boz 04 Aralık 2019 / 19:16

Tespitlerinize ve önerinize tūm içtenligimle katılıyorum. Bu güzel ifadeler ve kùltürü Avni Hocam’ızdan okumak ve benligimizde hissedip yùzùmùzde gùlùmseme ile herzaman okumak isterim. Allah ona uzun ve sağlıkļı ömùrler versin. Saygılař.