Bir Türkü Söylemek, Sessizce « Hamle Gazetesi

Bir Türkü Söylemek, Sessizce

Bu haber 24 Ocak 2017 - 0:02 'de eklendi ve 525 kez görüntülendi.
İsmail Zorbaismailzorba@hamlegazetesi.com.tr

İsmail ZORBA

“Parçalanan gemiyi ve yırtılan yelkeni

Katıvermek sessizce söylenen bir türküye

Ve sonra bir köşede öldürmek ölmeyeni

Ve son vermek bitmeyen, bu bitmeyen şarkıya

Bir tren ışığında güneşe çekmek seni….”

Sezai KARAKOÇ

 

Irmaklar tersine akar durur, gökyüzü kıpkırmızıdır utancından. Sevgiler gönüllere sığmaz, taşar durur sevdalılarına. Aşk imiş her cümle derdin nedeni. Söyler misiniz, kim şişirecek rengarenk sevda balonlarını… Yağmur yağıyor bir yandan… Yağmur seslerine eşlik ediyor yanık sevdalar… Dumanı tütmez olmuş ocaklar gibi terk edilmiş sevdalara tanıklık etmek, sessizce türküler söylemekle eştir. Bütün sevdalar bir elmanın yarısında, bir papatyanın yapraklarında, umut kaynaklarından beslenir durur. Bilir mi ki, sevda bahçesinde üçüncü bir çiçeğe yer yoktur. Şairin dediği gibi aşk, iki kişiliktir”.

Evin bütün pencereleri kapanmış sımsıkı. Küçücük elleriyle sımsıkı kapatmış ağzını küçük çocuk… Küçük çocuk sabırlı, umutlu, inançlı bir o

kadar da kadersiz.. En yakınlarını kaybetmiş. Birdenbire hayatın bütün yükünü çekmek ona mı kaldı?.. Bilinmez!.. Peki, neydi hayâlleri?

Bir sofranın sıcaklığını hissetmek, buğusu gönüllere işleyen bir çorbayı aynı tastan kaşıklayarak paylaşmak… Ve o küçük odanın loş ışığında radyodan “Yurttan Sesler”i dinlemek… Özellikle de Nezahat Bayram’dan “Cevizin Yaprağı Dal Arasında..”yı… Yeni demlenmiş çayın kendine has sunduğu sıcaklığı yudum yudum tatmak. Ve ileride ortak bir geçmişi paylaşmak adına yapılan koyu sohbetlerde kaybolmak.. Nasıl geçtiği bilinmeyen zamana inat yaşadığın her anın tadını çıkarabilmek…

Sevmek, sevilmek; riyasız, çıkarsız doğduğun andaki gibi saf ve masum… Kendine ait olanı ararken başka “ben”leri ezip geçmeden ortak bir yaşamı paylaşmak. “Birimiz hepimiz için” denmese de en azından içinde yaşattığın o umudu hiç kaybetmemek. Gözlerinle okumak bütün bir hayatı… Gözlerinle paylaşmak bütün dostlukları… Gözlerinle akıtmak çekilen bunca dertleri, sıkıntıları.

Bir türkü söylemek, sessizce bazen neşeli, bazen kederli… Bir zeybeğin diz vuruşundaki sağlamlıkla basabilmek üzerinde yürüdüğün toprağa. Yirmi dört saatte paylaşılan bir anın sıradanlıklarından kurtulmak.. Hayâl ufkunda hüzün gemilerini yakmak… İçinden geldiğince konuşmak, konuşmak… Bastırılmış bütün istekleri sımsıkı bağladığın bohçadan çıkarmak, kördüğüm olsa bile…

Dışarıda yağan yağmurun rahmetinde aydınlanıp ocakta yanmakta olan odunun sıcaklığında hayaller kurmak. O hayâlleri sessiz bir türküyle kanatlandırmak. Uçurmak, uçurmak semanın en çılgın mavisine…

Ve bir uçurtmanın kuyruğuna takmak bütün çocukluk düşlerini…

Sessizce türkü söylemek heyecanla, aşkla… Ansızın gelirler, elimizden tutarlar. Biz farkına varamadan hayatımızın en büyük hediyesini verirler bizlere. Bu belki de yaşayabileceğimiz en şanslı dakikalarımızdır. Gel gör ki günübirlik yaşama sevdalısı “ben”lerimizle kendi iç dünyalarımıza o kadar dalmışızdır; o kadar derinlerdeyizdir. Oradan kurtulmanın imkanı yoktur. Oysa nefes alıp verdiğimiz bir dakika bile o kadar kıymetlidir ki…

Bugün hava ne güzel! Güneş ne kadar güzel doğuyormuş meğer! Ağaçlar, kuşlar, çiçekler, böcekler tümüyle doğa bu kadar da anlamlı gelmemişti bana! Şu her zaman kırmızı eldivenlerini önlük cebinde taşıyan ufaklık gülümseyerek selam veriyor. Gülüşü, bakışı insanın içini ısıtıyor. Nasıl da fark edemedim daha önce! Hamle’de yazılarımı teslim ettiğim sevgili editör kardeşim, en soğuk havalarda bile insancıl yaklaşımlarıyla insanı ne kadar da mutlu kılabiliyor. Sevdiklerim yanımda, sağlıkları yerinde.. Öğrencilerim, arkadaşlarım, dostlarım sayesinde hayat yaşanılır hale geliyor.

Onca koşuşturmaca içinde bir günü kendimize ayırabiliyorsak ve o bir gün bile umutlarımızı, heyecanlarımızı, mutluluklarımızı yaşayabiliyorsak biz gerçekten özel bir insanız demektir. Böylece hayatın sıradanlığından kurtulup bize sunulan güzelliklerin farkına varabiliriz. Bir kenarda sessizce türkümüzü söylerken bir yandan da hayatın kadrolu seyircisi olmaktan da kurtuluruz.

“bir mutluluk şarkısı duydum kulaklarımda

geçmiş günlere hasretle dolup taşan

gönlüm son bir sevgi sözü duymak isterken

bir ayrılık ezgisi çalındı plağımda

‘söyle sevgili, sevgili söyle’ diye mırıldanırken

deniz kenarında gölgesini kaybetmiş dalgalarla

seni, sade seni, sade seni, yalnız seni, tek seni

kaybolmuşlukların arasından çıkardım

özlemlerimde bile bir sen bir de ben vardım..”

İsmail ZORBA

Gündelik sıradan hayatımızı özlemle yâd ettiğim o huzur dolu günlere bakmak istedim içimden. Yaşadığımız bugüne ait onca şiddet, zulüm, çile, gözyaşı ve kahır sonrası sadece insanı, sadece insanı hatırlama adına.. Haydi hep beraber sessizce bir türkü söyleyelim. İçimizdeki insanı hatırlayalım, içimizdeki insana seslenelim.

HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

Yorum Yok

YASAL UYARI! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen kişiye aittir.