BİR TEK EVİMİZ VAR

Bu haber 05 Mart 2012 - 0:00 'de eklendi ve 655 kez görüntülendi.
İsmail Ataseverismailatasever@hamlegazetesi.com.tr

O DA “DÜNYA”
 
Yazımın başlığını oluşturan “Bir tek evimiz var. O da dünya” ifadesi, sadece sizi, beni değil hepimizi ilgilendiren çarpıcı bir vurgu.
Dolayısıyla tüm insanlığın temel meselesi olduğunda en küçük şüphe yok.
Olamaz, yaşadığımız koca dünyayı öylesine yaşanmaz hale getirdik ki, bugün oturup adeta karalar bağlıyoruz.
Oysa, dünyanın varoluşundan günümüze, özellikle sanayi devrimi adımlarının atıldığı süreçte geleceği kestirebilseydik, yani dünyanın nasıl kirletildiği gerçeğinin idrakinde olunsaydı, bugün bu denli çaresizlik içerisinde olunmazdı.
Çaresizlik diyorum.
Bugün hangi ülke olursa olsun, ister gelişmişlik düzeyi en üst seviyede olsun, isterse gelişmiş ülkeler, temiz bir dünya adına çırpınıyor.
Ne var ki nafile.
Ne yapılsa da, geçmişi geri getiremezsiniz.
***
Bütün bunlara karşın meselenin daha çarpıcı yanı, dünyayı adeta yaşanmaz hale getiren ABD başta olmak üzere bir kısım Avrupa ülkelerinin, hala bir önemli ayrıntı adına diretiyor olmaları.
Bu konuda bir takım girişimlerde bulunan BM olmak üzere uluslararası düzeydeki kuruluşların önerilerine itibar etmemeleri.
Oysa, Atmosferi kirleten Sera Gazlarının azaltılması için uluslar arası alanda ciddi önlemlerin alınması için ilgili kuruluşlar nezdinde toplantı üstüne toplantılar gerçekleştirilmişti.
Aynı husus ilk olarak 1992 de Rio konferansında ele alınmış.
Ardından 1997 yılında Japonya’nın Kyoto şehrinde bir araya gelen BM ülkeleri, daha somut adımlar atılması girişimlerinde bulunmuşlardı.
İlk somut adımın, sera gazı emisyonlarının % 5’in altına indirilmesi olduğu halde ABD Kyoto Prototolüne imzaya yanaşmadı.
Ardından son yıllarda sanayi bağlamında önemli gelişmeler kaydeden Çin, Hindistan ve Brezilya’da ABD’nin dümen suyuna girdiler.
Her halde bunun nedeni anlaşılmaz değildir.
Aynı ülkeler, sınırları içerisinde konuşlanan çeşitli sanayi tesislerinin atmosferi kirletmeye devam ettiğini bildikleri halde, asla kısıtlamaya yanaşmamaktadır.
Kaldı ki, fosil yakıtların yakılması, ormansızlaşma, arazi kullanımındaki değişiklikler, çimento üretimi ve sanayi süreçleri ile atmosfere salınan sera gazlarının birikimleri, sanayi devriminden beri hızla artmaktadır.
Bu ise, doğal sera etkisini kuvvetlendirerek şehirleşmenin de katkısıyla dünyanın yüzey sıcaklıklarının artmasına neden olmaktadır.
Dolayısıyla küresel ısınma sonucu dünya sıcaklığı 0.6 derece C artmış, 1990 yılı 150 yılın en sıcak yılı olmuş, buzullar erimeye başlamış, deniz seviyesi 0.1-0.2 M. Yükselmiştir.
Hal böyle olunca, iklim değişikliği üzerine atılan adımlar insanlarda çevre bilincinin oluşmasına neden olmuş, çevre kirliliğini önleme girişimleri başlatılmıştır.
İlişkin olarak, sera gazı salınımlarının sınırlandırılması ve azaltılmasını amaçlayan BM (Birleşmiş Milletler) iklim değişikliği Çerçeve Sözleşmesi (İDÇS) ve Kyoto Protokolu konularında güncel bilgiler vermek ve konunun geniş açılı bir değerlendirmesini yapmak hedeflendi.
Ne var ki Kyoto Protokolünün süresi 1012 yılında bitiyor.
İşte bir önemli nokta bundan sonrası.
Dünyayı kirlettikleri açıkça gözlenen ülkeler, sera gazlarını atmosfere salmaya devam edecekler mi?
Yani dünyanın kirletilmesine hala göz mü yumacaklar?
Yoksa, yeniden düzenlenecek Kyoto Protokolü benzeri bir anlaşma hükümlerine riayet edecekler mi?
Bekleyip göreceğiz.
Göreceğiz de ne yazık ki, “Bir tek evimiz var. O da dünya” gerçeğine karşın, dünyanın geldiği nokta budur.

HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

Yorum Yok

Bu yazı yorumlara kapatılmıştır.