Bir Nefes Sıhhat Gibi!.

Bu haber 26 Mayıs 2015 - 0:55 'de eklendi ve 967 kez görüntülendi.
İsmail Zorbaismailzorba@hamlegazetesi.com.tr

“Yürü bir hastaya arz eyle Hayalî sözini

Sağ olanlar ne bilür çekdügini sayrunun.

(Yakınları hastanın derdini paylaşıp bir şeyler yapma arzusuyla telaşlanır, tedavisiyle ilgilenirken; sevdiklerinin hastalığı onları ziyadesiyle üzer, hatta hastadan daha fazla acı çekerler.)

Hayâlî Bey

 

Bu haftaki sözümüze bir hikâye üzerinden dem vurarak girecektik. Velâkin hayatın seyir defteri bizim irademizde değil!. Hüküm sahibinin elinde. Dünya işlerinin basitliğinde kaybolmuş, yönümüzü bulamazken bir anda tattığımız bir acı darbe bizi kendimize getiriyor, gaflet uykumuzdan uyandırıyor. Neredeyiz; devran üzere nereye seyran eylemekteyiz. Rotayı belli ediyor. Bize düşen kapattığımız, üzerine kırk kilit vurduğumuz akıl sandığımızı açmamıza vesile oluyor.

İnsan hangi zamanlarda acziyet içerisindedir, hangi zamanlarda gücünün farkına varır? Bu aslında bir kimlik teşhisi gibidir. Varlığındaki yaratılma gayesini fark eder. Mayasındaki asil öz ortaya çıkar. Aslında insan, yaşam karşısında kendini en aciz hissettiği zamanlarda ne kadar da güçlü olduğunu fark eder. Derde, kedere, acıya karşı direnemediği zamanlarda yeniden doğuş içerisindedir. Çünkü sabır ve tevekkül içerisinde hem faniliğin hem ebediliğin farkına varır. Şeyh Gâlib’in mısralarındaki bakıştır, gerçek olan: “Hoşça bak zâtına kim zübde-i âlemsin sen” (Kendine güzelce bak ki, âlemin özü sensin.)

Zıtlıklar üzerine kurulan madde âleminde dünyaya bakış açımızda hep bu tamamlanmaya muhtacızdır. Biri olmadan diğerinin anlam kazanması mümkün değildir. Gençlikle ihtiyarlık, zenginlikle fakirlik, meşguliyetle boş vakit, sıhhatle hastalık ve de hayatla ecel arasındaki tamamlanmadır bu. Ama; biz oradan oraya kelebekler misalince kanat çırparken ne ömrümüzün kısalığından ne de yaşam içerisindeki hükmümüzden bîhaberizdir. Ancak iş başa düştüğünde fark ederiz, manaya ulaşırız. Sultanlar sultanı Kanunî’nin dediği gibi:

“Halk içinde muteber bir nesne yok devlet gibi
Olmaya devlet cihanda bir nefes sıhhat gibi”

Okuyamadığımız bir çok ibret levhası gözümüzün önünden akıp giderken zaman zaman bazı yiğitler size hayatın içerisindeki duruşlarıyla gerçeği görmeye sevk ederler. Sizi acziyetiniz içerisinde güçlü kılarlar. Söz bir kere kanatlandı ya, nereye konacağını çoktan bilmekteydi. Onu bu sefer kara gözlü bir yiğit, alp kanatlandıracak. Evet, söze hikâyattan girme isteğim gözümdeki bu efsane yiğidin hayat karşısındaki her şeye rağmen dik duruşudur. Acı üstüne acı dirense de kadere karşı yuh borusunu tüttürüşüdür. Tecelliye karşı duruşundaki sabır ve rıza duruşu, mücadelesinde son ana kadar direnişi de ayrı bir vak’adır. Bu yiğitin yanındaki dostlar da, dost gönüller de ayrı bir hikâyattandır. Modern zaman insanlarının hiçbir zaman göremeyeceği, hiçbir zaman tadamayacağı bir dostça duruştur bu. Her daim dost, birlikte ağlayan birlikte gülen. Vefa ve sadakat ehli dostluk. Sadece bizlerin çocukluklarında şahit oldukları beşikten mezara dostluklar. Bir ömrü yaşayan, bir ömre misal olan dostluklar, komşuluklar, akrabalıklar.

Bahsi geçen yiğit kardeşim de bir Anadolu delikanlısı. Burdur Çavdır’dan yolu Muğla’ya düşmüş. Sağlık memuru olarak geldiği Muğla’da üniversiteyi bitirmiş, öğretmen olmuş. Muğla eğitim dünyasına her kademede hizmet etmiş, hem de layıkıyla. Özünde sözünde sağlamlığı, duruşundaki keskinliği, hizmete vakıf olması onu sevmemdeki birinci adımlardı. Yaşam seyrinde gösterdiği yiğitlik hikâyesi işte bu duruş ibret levhasını okumamda önemli bir duruştu. Onun çevresindeki tüm insanlarda bu duruştan manaya baktılar okudular, ders aldılar, uyandılar. Hayat tecellinin takdirince bir duruştur aslında. Mel’ûn hastalıklar karşısında bütün acziyetimizle ellerimiz, aklımız naçarken bizler kaybettiğimiz sevdiklerimizle kor üstüne korlanan yangınlarda yanarken aklanıyoruz, paklanıyoruz, kendimize geliyoruz.

Tıp ilmin en üst basamaklarında şifa yollarını ararken her şeye rağmen bütün modern zamanlara rağmen, aklın getirdiği şahikalara rağmen derdimizde şifa arayışımızda bu sınavdan geçecek güce ne kadar sahibiz? Ki Rabbimiz derdi de insanın taşıyacağı güç derecesinde, şifa hükmünde vermekte.

İşte hikayemin kahramanı bu yiğit kardeşim  hayatın ona yaşattığı ve yaşatabileceği tüm sıkıntılara ve cefalara rağmen, Allah’ımızın iradesince çok güçlü bünyelerde ölçtüğü sabır ve çile takdirince, dimdik ayakta durdu. Maneviyat tahtında dimdik oturdu. Kadere rıza göstermeyi takdirince yaşadı, yaşattı. Ailedeki tüm yaprak sürgünlerinde yenilendi, timsale emsal oldu. Mel’ûn hastalık onu önce anneden ayırdı, acıda evlat olma kaderini yaşadı. Tevekkül ehlince aydınlandı yolu, anası yoluna can evlat oldu sonuna kadar ödedi ana hakkını. Gözyaşlarında aklandı. Sonra kardeş hükmünce verdi sınavını son ana kadar yine bu yolun çilesini çekti. Şifa hükmünce sabır yolunu derdi. Bir, iki, üç derken aile kanatları kırıldı.

Yârinin, ağyarının, evlatlarının anasının bu sınava tabi tutulduğunu gördü. Yine şifa arayışları, mücadele, mücadele. Bir kez olsun isyan etmedi, bir kez olsun yolundan şaşmadı. Evlattı, eşti, babaydı. Tüm zamanlarda Allah dağına göre yağdırır karını. Dost yüzlüler, dost sözlüler, dost gönüllüler erkan oldular ona, güç verdiler. Hakikat öyledir, ya! En sıkıntılı, en zor zamanlarında dost eli yanıbaşınızdadır. Modern zamanlarda tüketim ehliyiz, koful gibiyiz. Ama, işte her şeyin başında insan bu zamanlarda ortaya çıkıyor.

Gözü kara, karalardan yiğit kardeşim için şimdi babalık zamanıdır, evlatlarına ulu bir çınar olma zamanıdır. Bize düşen ise hayatımızın içindeki küçük birkintilerin boşluğunda kanat çırpmaktan vazgeçelim, sığ sularda boğulmayalım. Okyanuslara göz dikelim, gönül verelim, gözlerimiz insanlık adına ufukların ötesine baksın. Okyanuslarda boğulmaya meyl edelim. Bir günlük sağlığımızın kıymetini bilelim, şükredelim. Görelim Mevlâ’m neyler, neylerse güzel eyler.

 

HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

Yorum Yok

Bu yazı yorumlara kapatılmıştır.