Bir Melek Dokundu Omuzlarıma!

Bu haber 04 Nisan 2016 - 22:56 'de eklendi ve 1.517 kez görüntülendi.
İsmail Zorbaismailzorba@hamlegazetesi.com.tr

“Ben acılar denizi olmuşum, yaklaşma

Sularım tuzlu, sularım zehir zemberek

Baksana; herkes içime dökmüş artıklarını

 

Bu karanlık bitse artık, bir ay doğsa

Bir deli rüzgâr çıksa: alıp götürse

Yılların içinde bıraktıklarını..”

Ümit Yaşar Oğuzcan

 

Çarşamba akşamı aldım acı haberini, yakından takip ediyorduk canımız, evladımız Zeynep’imizin sağlık durumunu. Konduramıyorduk ona, daha yeni açmış bir bahar çiçeğiydi o. Baharın ilk muştularını verir ya güneş ve güneşin göz alıcı ışıklarını vurulur ya badem çiçekleri. Tez vakitte açıverirler. Badem çiçekleri aldandı derler bu ilk muştuları. Bence kanmaz bademler, badem çiçekleri bizim için açarlar. Güzelliğin faniliğinde taç olurlar ki başa, insan asıl güzelliğin sırrına varsın. Bu dünyadaki o kısacık zaman diliminde Zeynep de aslında badem çiçekleri gibi açmak için dünyaya misafir olmuştu. Asaletiyle, yaşam mücadelesiyle biz fanilere hayata dair ne güzel ibretlik duruşlar sergiliyordu. Çektiği bütün sıkıntılara, çilelere rağmen aynı asil duruşundaydı. İnsanın özündeki hazineyi yaşamındaki herkesle paylaşıyordu. Bu duruşun sırrı Yunusça “Her dem yeniden doğarız / Bizden kim usanası sırrındaydı.”

İşte o Çarşamba telefonuma gelen mesajda Zeynep’in haberini aldığımda inanamadım. Defalarca okudum, okudum. Konduramıyordum. Maalesef Zeynep’i kaybetmiştik. İnanır mısınız, hastalığının ne olduğunu da bilmiyordum. Arkadaşları tam anlatacakken susturmuştum, onları duymak istemiyordum. Zeynep’imiz işte yanı başımızdaydı. O meleklere has gülüşüyle yanı başımızdaydı. O tebessümüyle omuzlarımıza binmiş dünyaya ait ne kadar ağırlık varsa alıp götürüyordu. Biliyorum ki yolu onunla kesişen herkeste böyle güzel izler kalmıştır. Kaybıyla bile son zamanlarda kaybolduğumuz, yittiğimiz acılar denizinde, şu kahır dolu evrende bize bahar muştusu yaşatmıştı. Bakın o acı dolu gecede gözyaşlarımın eşliğinde ona nasıl seslenmişim:

Zeynep’im ne yazayım, akmıyor kalemimden kelimeler; göz yaşlarımın sel olup aktığı gibi.. Sözün bittiği yerdeyim. Kifayetsizlik içerisindeyim. Bahar gibiydin, gülüşünle, hayata karşı dik duruşunla.. Baharın muştusunda taptaze bir fidandın. Yediğin tüm soğuklara karşı azminle açmış kardelen çiçeklerinden biriydin. Evet, kardelenler gibi tertemiz, saf, duru.. İçimizde yaşattığımız, hasret kaldığımız insandın. Biz içimizde hep seni arıyorduk. Sen aslımızdın bizim. Azminde, mücadelende, hayata tutunmanda verdiğin çok dersler vardı yanında silüet halinde dolanıp duran fanilere. Ya da geldikleri dünyada mânânın hükmünü veremeyenlere

 Nefes aldığın her dakika Paylaştığımız zaman dilimlerine ne kadar müteşekkirim şimdi!. Gözümün önünde hâlâ o meleklere özgü, bu dünyaya ait o asil gülüşün yeni açmış gül tomurcuklarını andırıyordu. Öyle bir gülüş ki sırrı içinde barındırdığı hüzne karşılık asalet dolu, şefkat dolu, merhamet dolu bir gülüş. Bir gülüşün sırrında okudukça daha mânâlar bulurduk kim bilir? Bu gülüş yüreğime nakış nakış işlendi, ömrüm oldukça taşıyacağım yüreğimin bir kenarında.Ve hiç unutmamalıyım ki bana hep cenneti anımsatsın

 Zeynep’im canımdan canlar kopmakta, sana hasretimiz şimdiden dağları aştı. Sana sevgimiz yürekleri katre katre ateşte dağlamaktayken ya anneciğin, ya babacığın, ya arkadaşların..? Onların yangın yeri yürekler dolusu. Allah’ım bu güzel insanların sabırlarını daim eylesin. Biliyorum ki Rabbi’m insanlara kaldıramayacağı ağırlıkta yük vermez; yine biliyorum ki Zeynep’in annesi, babası olmak için de bu güzel insanların kendilerince güzelliklerle donatılmıştır. Çünkü Zeynep’in annesi babası olmak her faniye düşecek bir bağış değildir.

Şimdi ne zaman, ne mekân, ne de insan için hiçbir hüküm anlam ifade etmiyor. Çünkü yokluğun tezahüründe varlık ortaya çıkıyor. Hep de değil; hiç de değil mesele. Varlık yoklukta, heplik hiçlikte, doğum ölümle tamamlanıyor. Bu sözler rehberliğinde Zeynep, sen bizi kendimize getiriyordun, sen bize iyi geliyordun. Seninleyken bendeliğimizi, benliğimizi, insanlığımızı fark ediyorduk. Senin yaşama karşı dik duruşunla kendimizde güç buluyor, bir nefes alıp verişin şükrünü senin nefesinde hissediyorduk. Dedim ya, sözler kifayetsiz kalıyor.

 Bir öğretmen için her öğrencisi bir evladı gibidir, gibisi de fazla evladıdır. Okuduğum bir hikâyede evlat acısıyla sınanmış bir anacık şöyle dua etsinler diyordu: ” Allah, bu dünyada kimseyi evlat acısıyla imtihan etmesin!” Bizim imtihanımızda epey ağır olacak melek kızım! Şu an bir sabrı, bir tesellisi yok görünüyor. Dedim ya, hiç ummadığımız bir anda yakalandık. Bir veda busesi bırakıp hatıralarımıza, kanatlanıp uçuvereceğini hiç hesap etmemiştik. Yaşadığımız her acıda olduğu gibi senin vesilenle sabır duraklarında bekleyeceğiz, rahmetle silkinip kendimize geleceğiz. Zeynep’im her zaman dualarımdaydın. Şifa istiyordu önceki dualarımız, şimdi ise rahmet üzere olacak. Gönlünde duru, yüzünde nuru, gülücüğünde sürûru yaşattın bizlere Allah razı olsun. Hakkını helâl et melek kızım, iyi ki bir melek kanadı değdirdin omuzlarımıza. Bir rüzgâr eşliğinde, bir kuş misali uçup gittin asıl mekânına. Yattığın yer rahmetle dolsun, asıl mekânın cennet olsun. Allah ailene, sevdiklerine sabırlar versin bahar çiçeğim!”

Bu da bizim kendimizce yazıya aktardığımız ağıdımızın kelamlarıydı. Sözün hükmü yoktu evet, her insan bir dünyaydı. Her insanın kaybı bir dünyanın kaybıydı. Son zamanlarda yaşadığımız onca acılar içerisinde, Zeynep’in acısı biz insanlara hayatın içinde nerede duracağımıza, nerede durmamız gerektiğine hata; bu dünyada yaşamamızın bir manası olduğunu hatırlatmıştı. Ve Zeynep sadece ailesine, sevdiklerine değil herkese insan olduğunu, insanca hasletlere, hasretlere gebe olduğumuzu işaret ediyordu. Öğrencilerimden Dorukcan Ereşter “Zeynep” için bestelediği bir şarkıyı paylaştı. Sözlerini evladımızın arkadaşlarından Ecenur Dömentepe yazmış. Gençlerimizin hassasiyeti, ruhlarındaki güzellik beni çok etkiledi. Şarkının sözlerini sizlerle paylaşmak istiyorum. Ve de son sözüm aynı zamanda bir yakarıştır aslında: “Allah’ım bu acılar denizinde bizi insanlığımızda uzaklaştırma, insanlığından uzaklaşanlara da aman verme!”

“Özlemek neden yetmiyor

Elimizden hiçbir şey gelmiyor

Güzel gülüşlüm geri dönmüyor

Belki de gökyüzünden bizi izliyor

 

İşte orada duruyor,

Yine gülüyorsun

Sonra yavaşça el sallıyorsun

Yaklaşıyorum dokunamıyorsun

Yavaşça ortadan kayboluyorsun

 

Zeynep uyu, sen gittin ama; gülüşlerin dursun

Uyu, görmüyoruz ama;tepeden izliyorsun

 

Affet beni mezarındaki papatyalardan aldım

Affet beni, son kez sarılamadım

Tamamen gittiğini tabutuna dokununca anladım

İşte kâbus bitti, tam orada uyandım”

 

HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

2 ADET YORUM YAPILDI
sadettin simser 06 Nisan 2016 / 00:02

Duygularımıza tercüman oldunuz..teşekkür ederim…

Muammer Özdemir 07 Nisan 2016 / 19:19

Allah rahmet eylesin. Mekanı cennet olsun. Başınız sağ olsun. Yazınız çok etkileyici. Bizde çok üzüldük.