BİR KOLTUK İÇİN YA RAB

Bu haber 10 Ağustos 2010 - 0:00 'de eklendi ve 736 kez görüntülendi.
Hüseyin Nizamoğluhuseyinnizamoglu@hamlegazetesi.com.tr
Nerede Kalmıştık

Gerçekten
de “teamülleri” bu mu bunların?

Üç hafta
sonra görevini bırakacak olan bir Genelkurmay Başkanı’nın, ciddi bir
soruşturmada “şüpheli” durumunda olan bir generali Kara Kuvvetleri Komutanı
yapabilmek için ülkeyi altüst etmesi mi bu “teamül” dedikleri şey?

Sivil
otoriteye, böylesine cansiperane direnmeleri mi?

Nedir bu
korkunç makam merakları?

Baskınlarda
göz göre göre öldürtülen çocukları kurtarmak için parmaklarını bile
kımıldatmayanların, makam paylaşımı için çıldırmaları mı teamül?

İlker
Başbuğ, Hasan Iğsız’ı Kara Kuvvetleri Komutanı yapmak için neden böyle ordunun
bütün atamalarını kilitliyor?

Orgeneral
Iğsız, o makamda en fazla bir yıl kalacak.

Bir yıl
için bu ne kavga böyle?

Başbuğ,
Orgeneral Iğsız’dan başka hiç kimsenin o komutanlığa layık olmadığını mı
düşünüyor?

O “bir
yıllık” görev süresi içinde, sapır sapır dökülen orduyu düzelteceğini mi
düşünüyor?

Iğsız,
komutan olursa artık “şike baskınlar” olmayacak mı?

Hantepe’de
çocuklar ölmeyecek mi?

Dörtyol’daki
facianın içinden “JİTEM “çıkmayacak mı Iğsız gelirse?

Yoksa
hiç de “askeri” olmayan bir sorunu mu var Başbuğ’un?

Kendisine
“yakın” olan generallerden bir “komuta heyeti” mi oluşturmaya uğraşıyor?

Görevden
ayrılan bir general bunu niye yapar?

Yerini
bırakacağı generale hiç söz hakkı tanımadan, böyle bir nezaket göstermeden
ölesiye “çarpışan” bir komutan doğrusu pek rastlanılmış bir örnek değil.

Acaba,
ülkeyi altüst etmeyi göze almasını sağlayacak kadar büyük bir sorunu mu var
Başbuğ’un?

Bir
şeyden mi korkuyor?

Paniğe
mi kapıldı?

Yerine
bırakacağı bir “komutan zinciriyle” kendine bir koruma çemberimi oluşturmaya
uğraşıyor?

Başbuğ’un
döneminde çok suç işlendi, çok suç ortaya çıktı.

O
suçları gereksiz bir biçimde savundu.

“Kağıt
parçası”, dedi, “boru” dedi.

Söyledikleri
doğru çıkmadı ne yazık ki.

Faili
meçhul cinayetlerin sorumlusu olarak yargılanan bir albayı savunmak için
televizyonlara çıktı.

Mahkemelere
müdahale etti.

Kararlara
müdahale etti.

Hantepe’de
çocukların öldüğü o korkunç baskının sorumlusu olan generali “Genelkurmay
Başkanlığı sözcüsü” vasıtasıyla aklamaya uğraştı.

Ergenekon
sanığı Saldıray Berk’i korumasına aldı.

Balyoz
davasında haklarında “yakalama kararları” çıkan subayları “orduevlerinde”
sakladı.

Başbuğ,
şimdi bu yaptıklarından dolayı yargılanmaktan mı korkuyor?

Onu “yargılamaktan”
kurtaracağına inandığı bir komuta heyeti “dizayn” etmeye mi çabalıyor?

Askeri
“teamül” bu mu?

Günlerden
beri yaşadığımız bu saçmalığın bir açıklaması olması gerek.

Bizim
ordu, ordu olmaktan epeydir vazgeçmiş gözüküyor ama disiplinsizliği, itaatsizliği,
“makam” için ölesiye çarpışmayı insanların gözüne böylesine sokması da iyice
tuhaf.

Görüntüyü
bile kurtarmaya uğraşmıyorlar artık.

Bir
panik havası var.

Neyin
paniği bu?

Bu panik
bütün ordu tarafından paylaşılıyor mu yoksa özel bir “grubun” paniği mi?

Bütün bu
yaptıklarıyla, tümüyle disiplinini ve soğukkanlılığını kaybetmiş bir
“başıbozuklar” güruhu gibi gözüktüklerini, kendilerine duyulan azıcık saygıyı
da kaybettiklerini, insanları kızdırdıklarını fark etmiyorlar mı?

Hükümetin
bu garipliklere, çırpınmalara, sonuçsuz babalanmalara pabuç bırakmayacağı
anlaşılıyor.

27
Nisan’da olduğu gibi ağır bir tokat daha yiyecekler gibi gözüküyor.

Sonunda
bu generalleri uyarmak bize düşecek herhalde.

“Orduyu
da bu kadar yıpratmayın artık.”

AHMET
ALTAN      TARAF GAZETESİ      06/08/2010

HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

Yorum Yok

Bu yazı yorumlara kapatılmıştır.