Bir Kalbiniz Vardır Onu Tanıyınız

Bu haber 03 Ağustos 2015 - 18:02 'de eklendi ve 1.153 kez görüntülendi.
İsmail Zorbaismailzorba@hamlegazetesi.com.tr

“Bir kalbiniz vardır onu tanıyınız

Bir şehir kadar kalabalıktır bazıları

Konuşurlar

İsterler

Susarlar

Dinlememişseniz nice geçim diyerek

Düşünün şimdi bir de

Şehirlerde kasaba ve köylerde

Başını eğmiş kalbiyle söyleşen bir kişi olduğunu

Cahit Zarifoğlu

 

“Bir kalbiniz vardır onu tanıyınız.” Cahit Zarifoğlu’nun mısralarını internet ekranında gördüğüm anda bir yandan da televizyondan haberleri dinliyorum. Her zamanki gibi Anadolu’nun bir yerlerinde bazı ocaklara ateş düşmüş, yürekler yangın yerine düşmüş. Ramazan’dan beri iletişim araçlarına ellerim titreyerek yaklaşıyorum. Yeter mi yetmez, bitmez. Her tarafımızı kanser gibi saran fitne, fesat, şer, kötülük adım adım sokaklarımızı kolaçan etmekte. Karanlık, zifiri karanlık. İçine düşülen çukurlardan kurtulamayacağınızı düşünüyorsunuz. Ruhunuz boğuluyor. Çıkmaz sokaklardan kurtuluş yok. “Çözüm ve açılım” sözcüklerine karşı umudumuzu çoktan kaybetmişiz. Hayatımıza sokulacak yeni sözcüklerle yeni açılımlar, yeni çözümler hedeflenebilir mi? Nafile!..

Dedik ya sözcüklere bel bağlanmış durumda; temelsiz, hedefsiz, ülküsüz ve de özünden koparılmış sun’î çözümlerden medet umuyoruz. Bugünü geçirelim, yarın ne olursa olsun. Acılar, gözyaşları, çığlıklar, yakarılar her şeye rağmen, evet her şeye rağmen bu “saf ve masum Anadolu çocuğu”nun dik duruşundaki şükürden, edepten, saygıdan, teslimiyetten taviz vermemesi de bazı gözlere, kulaklara, yüreklere seslenemiyor. Kendini gösteremiyor. İşaret ettiği ulvi, uhri mükemmeliyeti göremiyor, görmüyor. Tabiki artık yürek yangınları, gönüllerdeki yangınlar hiçbir zaman küllenmeyecek. Ama; unutmasınlar bu millet “Her dem yeniden doğarız, bizden kim usanası” düsturunca ayağa dimdik kalkılacağı günlere kavuşacaktır. Sabırla, sabırla!.. Olma, pişme, erme kılavuzuna sımsıkı bağlanarak.

Gözleri ve kalpleri kararanlar, mühürlenenler iyi bilsinler ki insan olma deminde, insana, insanlığa olan inancımız sizlerin kendi küfrünüzde, şerrinizde, hıyanetinizde boğulacağınıza olan inancımız sonsuzdur. Belî, biz bu toprakları acıyı bal eyleyerek kendimize vatan edinmişiz. Bu topraklar üzerinde asırlarca çekmediğimiz çile, acı, zulüm kalmamıştır. Zulmette kaldığımız her an diliminden sabırla, tevekkülle, tefekkürle, inançla ayağa kalkmasını bilmişizdir. Düşman adı üzerinde değişmemiştir. Sadece sahnedeki aktörler değişmiştir. Adlar değişir, aktörler değişir, hakezâ sözcükler de değişir ama; netice değişmez. Kötülükler, zulümler baki değildir, dünyalıktır, fanidir. İnsan yaradılışının mayasındaki asalete, kemâle hürmeten hayra, güzelliğe, iyiliğe, merhamete meftundur. Aşk ile yoğrulmuştur çünkü. Aşk üzere yaradılışının hakkını Hakk’a verecektir.

Ve bir yerlerde içimizden, bizden bir parça insanlarımız yüreklerinde yangın, yüreklerinde isyan, dillerinde esma başları dimdik oturmakta. Kimi de başını eğmiş sabretmekte. Kimi de isyanlarda alev alev yanmakta. Her şeye rağmen, her şeye rağmen asla ve asla vakarını kaybetmemekte. Çünkü onların da bir kalbi var, insan olmanın asaletinde atmakta. O, atan kalbi görmeye, duymaya muhtacız. Muhtaç durumdayız. O kalp bizi kendimize getirecek, aslımıza rücû ettirecek. Lime lime edilmiş ruhlarımızdaki “Biz”i görmemize vesile olacak. O kalp bizim kalbimiz, bizim için atmakta. Şehitlerimizin eşleri, çocukları, anne ve babaları hatta yakınları; hatta tüm Anadolu bir yürek olmuş o kalbin etrafında birleşmiş, bize bir ibret yaşatmakta. Görmeye, duymaya, hissetmeye o kadar muhtacız ki.

Bir kalbiniz vardır onu tanıyınız.” Her ne kadar unutturulmak istense de, her ne kadar unutmuş olsak da. Her ne kadar yüreklerimiz, gözlerimiz, kulaklarımız mühürlenmiş olsa da. Bir anın yoksunluğunda, yoksulluğunda kaybolup gitmeyelim. Bizler Yunus Emrelerin, Mevlânâların, Şahidîlerin mayaladığı mana iklimlerinde; bizler Fatihlerin, Yavuzların, Mustafa Kemallerin mayaladığı zafer iklimlerinde; bizler İbni Sinaların, Mimar Sinanların, Oktay Sinanoğullarının mayaladığı akıl iklimlerinde var olduk, var olmaya devam edeceğiz. Geleceğimize, çocuklarımıza sahip çıkalım. Özümüze, kimliğimize sahip çıkalım. Kalbimize, insanlığımıza sahip çıkalım.

Şehit haberleri ile dolarken kulaklarımız, kendimize dönelim, onu tanıyalım. Bugün bizim ocaklarımıza düşmemişse bir kıvılcım, yarın düşmeyeceğini nereden bilelim. Hallimizce hallenelim. Bu kadar sözden sonra neticede ilk başta görülmesi gerekenler fotoğrafın tamamı. Tamamına bakma becerisi kazandığımızda ve onu taşıma gücünü ve cesaretini hissettiğimiz an sorunların çözüm aşamasına geleceğini herkes biliyor. Bundan dolayı el birliği ile parça parça yapbozlarla bu milletin önünü görmesi engellenmek isteniyor. Nereye kadar, nereye kadar! Bu sorunun cevabını çook yakında milletçe haykıracağız. “Korkma!…” diyen bir ses duyduğumuz an, ne olacağını herkes biliyor aslında.

“Bağımsızlık bir milletin karakteri ise, onu muhakkak alır. Bedeli ne olursa olsun alır. Meydan muharebeleri yaşar, işgalleri püskürtür, karnı aç iken gönlünün tokluğuyla enerji bulup çarpışır, Çanakkaleleri yaşar ama kadınıyla erkeğiyle mertçe mücadele eder; ya ebediyete ya da istiklale gider. Cumhurbaşkanlığı Forsu’ndaki yıldızlar bunun için vardır, bu ruhun ürünüdür. Bırakın Cumhurbaşkanlığı Forsu’nu, tek bir bağımsızlık yıldızı dahi olmadan dahili ve harici düşmanların kalleş destekleriyle kalleşçe gerillalık yapanlar, bütün insani değerleri yok sayarak bebek katledenler, eşinin yanında insan vuranlar ebediyen sorun yaşama ve yaşatma taşeronluğundan kurtulamazlar.”

Fethi Çimen

HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

Yorum Yok

Bu yazı yorumlara kapatılmıştır.