Bir Gül Bahçesine Sahip Olmak!..

Bu haber 31 Ağustos 2015 - 21:04 'de eklendi ve 792 kez görüntülendi.
İsmail Zorbaismailzorba@hamlegazetesi.com.tr

Ömrünce hayal kurdu hayaller geçti

Binlerce masallarla misallerle geçti

Çırpındığı uğrunda visaller geçti

En son tüketip ömrü bu haller geçti

Asâf Halet Çelebi

 

Geçti sevda içinde ömrüm benim… Bilemedim kıymetin… Bir dost bulamadım… Seninle ağdığımız bulutlar gözyaşı oldu aktı… Bilemedim kıymetin… Sevda sınırında kaldı bütün hayallerim!..

Biliyor muyum ki gerçek bütün dehşetiyle karşımda?.. Biliyor muyum ki idealizm iftiraya kurban olmuş!.. Çakallar kurtların sofrasını basmış; karayı kırmızıya boyamaya çalışıyorlar. Biliyorlar mı ki kızıl karaya çalınmaz. Hasreti yürektendir, derindir; içinden bir türlü çıkılmaz.

Bir roman ismiydi “Sana Gül Bahçesi Vadetmedim”!.. Yaşadığımız evrenin hangi sınırları içinde bize gül bahçesi vaat edilmiş ki. Anlaşılması gereken kendi tırnaklarınla kazıyacaksın toprağını. Emek sarf edip alın terinle sulayacaksın diktiğin fidanları. O zaman, içinde yaşattığın gül bahçesine ancak sahip olabilirsin.

“ Yeşil yaprak arasında kırmızı gülün harı var.” Bilinmeyenlerin içinde bilinenler o kadar birbirinden uzak ki… Sahip olmak istediğimiz güzelliklerin bir ateş çemberinin içinde olduğundan o kadar habersiziz ki. Kıymetini bilebilmek için illaki onu kaybetmemiz veya onun için büyük bir mücadele vermemiz gerekiyor. Verilen mücadelenin, dökülen gözyaşı ve alın terinin karşılığı sadece sahip olmak istediklerimize mi kavuşturuyor bizi?

Yanıt; elbette ki “Hayır!”… Verdiğimiz her mücadele, hakikatte kendi içimizde verdiğimiz güç savaşımı. Karar verme ayrı bir mücadele…

Verdiğin kararı uygulama ayrı bir mücadele… Ve bu kadar çaba sonunda elde edilen kişiliğin değişimleri kendi isteği doğrultusunda yaşaması, doğal olarak biraz daha olgunlaşması…

Bir şeyleri yapabileceğinin farkına varmak! Ve bunu sadece kendi isteğin doğrultusunda yapacağını bilebilmek, insan için özgürlüğün sınır tanımayan ufuklarında uçabileceğini görmek demektir bir bakıma.

O zaman bilinen büyük gerçeklerin, daha büyük gerçeklerin habercisi olduğunu anlarız. Artık noktalar sıradanlaşmıştır gözümüzde…

Fuzûlî’nin dizelerindeki gibi artık suçlu da biz değilizdir.

“Değildim ben sana mail sen ettin aklımı zâil

Bana ta’n eyleyen gafil seni görgeç utanmaz mı”

Notlar, notlar.. Ardı arkası kesilmeyen notlar. Düğünler, sünnetler, asker uğurlamaları, ev kutlamaları, doğumlar ve çocuk yaşları, ölümler, taziyeler ve de mevlitler, yemekler. Her biri bir seronominin ardı sıra arka arkaya birbirini takip ediyor. Acılar, hüzünler, sevinçler, ilk heyecanlar. Bir yanda cep telefonumuzun mesaj kısmına yansıyan cenaze haberleri, bir yanda davetiyeler. Her biri bir kenara not alınmış, sevinç ve acıda yaşamı paylaşmak adına.

Notlarımdan yansıyan bir taziye. Gazetemizin değerli yazarı Özcan Özgür Bey’in validesi vefat etmiş. Anne-baba acısı bir tarihin göçüp gitmesi, hatıraların yetim kalması. Acının derinliği bir başka. Allah sabırlar versin, vefat eden annemize Allah’tan rahmet dilemekten başka elimizden bir şey gelmiyor.

Bir evden cenaze çıkarken diğer eve gelin girmekte. Acıda da sevinçte de hayat birbirini tamamlamakta. Gazetemizin sahipleri Nizamoğlu Ailesi’nin mutluluklarını paylaşıyor, değerli öğrencilerim Burak ve Olgu’ya ömür boyu saadet diliyorum. Ne diyelim hayat bu işte!

HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

Yorum Yok

Bu yazı yorumlara kapatılmıştır.