Bir Evin Hikâyesi

Bu haber 31 Ocak 2017 - 0:02 'de eklendi ve 712 kez görüntülendi.
İsmail Zorbaismailzorba@hamlegazetesi.com.tr

İsmail ZORBA

 “Evlerimiz büyüdü, fakat ailelerimiz küçüldü.

Artık daha rahatız ama zamanımız az.

Şimdi artık penceremizde çok şeyin olduğu;

Ama odamızda hiçbir şeyin olmadığı zaman… ”       

Dalai Lama

 

Ne zaman bir rüya görsem hep aynı evdeyim. Çocukluğum, benliğim ve de ruhum hep o eve ait. Merhametim de o evden miras, sevgim de.. Gözyaşları da aktı o evde, kahkahalar da atıldı.. Ne zaman evim aklıma gelse gülümseyen dost yüzler gözümde canlanır. O ev, hayatımda doğan bir güneş gibi bütün sıcaklığıyla selamlar benliğimi.

O evin ruhunu özlüyorum. Rahmetli babaannemin sessizliğiydi o ev, sabrıydı, şükrüydü. Babamın nizamı, adaleti, bilgeliğiydi. Annemin sevgisi, şefkati, edebiydi. Abim evimizin şenliği, ablam evimizin güzelliğiydi. Ve akrabalarımız, aile dostlarımız, komşularımız, sokağımız, mahallemiz kısacası evimiz mütemadiyen bir şehirdi. Kana kana içerdik hayatı. Yaşadığımızı tüm ruhumuzla hissederdik.

O evde şimdiki zamanların makyajıyla kapatılmış, sadece kendisine verilen rolü oynamakla mükellef aktörler yoktu. Hiçbir yaşanmışlık sahte değildi. Her şey özünde, ruhunda olması gerektiği gibiydi. Evimiz bizim için hava gibiydi, su gibiydi.

Evimiz kargir yapılı, iki katlı, önünde büyük bir bahçesi ve de hayatı olan eski zaman Muğla evlerindendi. Kırmızı kiremitli çatısı, klasik bacası ile şehirdeki tanıdık simalardan biri olarak yerini almıştı. Ama fiziki yapısının yanında ruhumuzda bıraktığı izler de hep bir yaşanmışlık göze çarpardı.

Evlerimiz başlı başına bir kimlik, bir şahsiyet arz ediyordu. Öyle merhametli bir yüreği vardı ki, kim başı dara düşüp sığınsa onu kucaklar teselli eder öyle yollardı. Kim demiş; “yerin kulağı var diye?”, ser verir sır vermezdi. Evimizde dargınlar barışır, hastalar, muhtaçlar yoklanır, müşküller çözülür, özne “insan” olsun her kapıyı çalan tanrı misafiridir, kabul edilirdi.

Evimizin gözleri her zaman güzeli görürdü; kötülükleri, çirkinlikleri görmezden gelirdi. Çünkü hayatı içinde saklardı. Tabiat tüm güzellikleriyle içimizdeydi. Kanaryalarımız, güvercinlerimiz, tavuklarımız, kedilerimiz, köpeklerimiz, hatta biraz abartalım, atımız da hayatımıza eşlik ederdi. Evimiz ekolojik dengeyi de kendi içinde kurmuştu. Yer yer ziyaretlerini eksik etmeyen tavan arasında tıkırtılarını duyduğumuz farelerden, fırsatını bulduğu an ziyaretini eksik etmeyen karıncalardan, hamam böceklerinden envai doğa canlılarına ev sahipliğini esirgemezdi evimiz.

Ve bahçemiz. Erik, kayısı, elma, ıhlamur, zeytin bilumum meyve ağaçları. Güller, begonyalar, küpe çiçekleri, aşk merdivenleri adını zikretmesi satırları zenginleştirecek saksı çiçekleri.

Ve evimiz kendine has sesler çıkartırdı. İntizamlı, munis ve sıcacık. Merdivenlerin gıcırtısı, üst katta dolaşırken çıkardığımız tıkırtılar, soğuktan şişmiş pencerelerin çıkardığı inleme sesleri, rüzgarda açık bırakılmış çıkma kapının sesi. Her biri mazide de kalsa yaşanmışlığa dair izler bırakırdı benliğimizde.

Evimiz mis gibi kireç kokardı. İçine iki insanın sığacağı kalınlıkta duvarlarımıza kireçle kirecin aklığında paklığı, temizliği, safiyeti de aktarıyorduk. Her badana sonrası evimiz mis gibi kokardı. Bu temizlik evlerimizde hamam sobasından yayılan sıcağın, buharın önünde temizlenen, paklanan bedenimize, ruhumuza da eşlik ederdi. Temizlik evlerimizin olmazsa olmazlarındandı. Evle birlikte her şey aynı anda paklanırdı.

Evlerimizde insana saygıyı öğrendik. Her ev kendi içinde yaşardı tüm haysiyetini, özelini. Her ev güneşe bakar ama; birbirinin içine girmez. Sırt sırta verir; birlik olur, dirlik içinde yaşardı. Komşuluk en büyük değerdi. Akrabalardan önce komşular gelirdi. Komşunun külü diğer komşuya emanetti. Hatırlarım çocukken sıklıkla hasta olurdum. Komşularımız hep ihtimam gösterirlerdi. Yolda oynarken biraz terlesem gördükleri an ikaz ederlerdi. Evler birbirinin ağabeyi, ablası yeri geldi annesi, babası olurdu. Evlerimiz dostumuz, arkadaşımız, can şenliğimizdi.

Ne zaman bir rüya görsem hep evimdeyim. Hayâllerim bile evimle başlıyor. Evimizden madden kopalı yıllar oldu. Kalbimin bir köşesinde bir yer hala orası için atıyor. Ruhum hala orada kendini bulmakta. Sılay-ı rahim denilen şey bu olsa gerek. Terk ettiğimiz evlerimiz değil aslında çocukluğumuz, şenliğimiz, kahkahalarımız, hayâllerimiz.

“Kâh esecek rüzgâr, kâh dinleyeceğiz yağmuru,
Kâh karlarla bembeyaz kesilecek çimenler.
Hep geçireceğiz içimizden:
Hayat beraber, ölüm beraber…
Şu göklerin altında,
Olacağız o kadar bahtiyar
Ki çıkıp mezarlarından annemiz, babamız da,
Beyaz evimize yerleşecekler,
Uzun kış geceleri onlar da aramızda
Göz göze bakışacak, mangalı eşecekler..

Ziya Osman Saba

 

HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

Yorum Yok

YASAL UYARI! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen kişiye aittir.