Bilmeceyi Okuma Denklemi

Bu haber 28 Mart 2016 - 23:22 'de eklendi ve 772 kez görüntülendi.
İsmail Zorbaismailzorba@hamlegazetesi.com.tr

 

“Açık

Anlamlı

Şu bildiğimiz gibi

Ve dünyada

Yere basarak

Oku’maya başladık.”

Cahit Zarifoğlu

 

Bilmeceyi Okuma Denklemi

 

Bütün ömrümüzü bilinen, bilinmeyen denklemler üzerine kurmaya başladık. Etrafımızdakilere, yanıtlarını kendimizin bile veremeyeceği sorular sorduk farkına varmadan. Aslında yaşanan her şey, düz bir çizgide seyreden yaşamımıza biraz renk katabilmekti. Heyecan duygusunun ortaya konacağı hayalî güzelliklerin keşfine gidecektik. Ama bir hayli zor ve aşılması engellerle dolu bir yolculuktu bu. Bir kılavuzumuz bile yoktu.

Seslerin eşliğinde yeni imgeler oluşmaya başladı gözümüzün önünde. Sayfalar üzerindeki gölgeler arasında beliren, oynamaya hiç doymayan bir çocuğun istekleri ortaya çıkıyordu. Dizginlenemez bir okuma hızına girişmişti bütün bilinen, bilinmeyen denklemler… İşte  o anda neyi, neden, niçin, nasıl, ne zaman soracağımızı öğrenmeye başladık. Artık radyodan yayılan cızırtılar berraklaşmaya başlamıştı. Dünyanın benden öte bize yaklaşan basit yaklaşımlarını algılayabiliyorduk.

Öğrenmek, bilmek ve yaşamak denkleminin çözümü “okumak”ta saklıydı. Okudukça gördüğümüz en uzak nokta daha yakından görülür olmuştu. Bedava seyahat edercesine gündelik kaygılardan uzak, kendimize ait olanı dile getirebiliyorduk. Muğla’dan gördüğümüz dünya bizlere daha manalı, daha yaşanılabilir geliyordu. Denizdeki damlanın keyfini kaçırmadan benci söyleyişlere girebiliyorduk. Peki neydi o zaman çözümsüz olan?…

Devamlılık, istek, bir şeye ait olmanın zevki, tat duyma, yeni yeni heyecanlara kapılarını açma ve ….. başkalarına ihtiyaç duymadan, başkalarının değil kendi isteklerinin üzerinde yaşamanın merkezinde olma. Görülen, hiç uyanılmak istenilmeyen bir rüya da değildi artık.

“Ne yapsam okumuyor!… Tek o, okusun diye alıyorum, ev kitap dolu!… Bu çocuk adam olmaz, kitap okumuyor işte… Okumuyor, yorum gücü zayıf!… Her sınavda başarısız çünkü kitap okumuyor!.. Okulda çocuklara kitap okuma sevgisi aşılanamıyor, hep o yüzden… Hocam bir de siz ilgilenin, ödev olarak verin, kitap okusun!..” İlginç, son derece isabetli(?) teşhisler… Okuma sevgisinin reçetesi bitip tükenecek gibi değil. Ama iş çözüme gelince… Eldeki veriler hiç de iç açıcı değil…

İlk sorulması gereken çocuğumuz ne kadar yaşamın içinde? Yaşamaktan ne kadar zevk alıyor? İsteklerini dile getirebiliyor mu, dile getirdiği isteklerini uygulamaya dönüştürebiliyor mu? Hata yaptıktan sonra bundan sonuç çıkartacak kadar pişmanlık duyabiliyor mu? Ya da en güzeli elde ettiği başarıların tadını alabiliyor mu? Peki, biz evladımızın neler yaşadığını bilecek kadar onu yakından tanıyabiliyor muyuz?

Bu soruların cevaplarını değerlendirme altına almak istediğimizde çoğu zaman olumlu dönütler elde edemiyoruz. Öğrencilerimizin başarısının sırf notla, sırf sınavda elde ettiği puanlarla ölçüldüğü bir ortamda yaşamımızın sayısal bir hal aldığını görüyoruz. Ben olma adına, öğrencilerimizin kendini tanıma aşamasında yolun yarısında kaldıklarını görüyoruz. İstekleri yanardönerli, gelip geçici… Hedefleri belirsiz… Kararlarının hangi temel doğrulara dayandığını bilemiyorlar… Yaşamlarını tamamen belirsiz istekler ve davranışlar üzerine kuruyorlar… Düşünün, bizzat gözlemlediğimiz gençlerin bazıları –en asgari- yedi, sekiz saat internet kafelerde oturduğu sandalyeden dahi kalkmıyor. Gözlerini o ekrandan saatlerce ayırmıyor. Bu gençten biz duyarlılık noktasında yaşadığı hayatın içinde olmasını nasıl bekleyebiliriz?

Çocuklarımıza kulak verelim. Onlara zamanımızın önemli bir bölümünü ayıralım. Yaşamı onlarla birlikte, bütün iniş çıkışlarıyla paylaşalım.

Her şeyi bir plan dahilinde yapalım. Kitaplar okuyalım. Hayatımıza yeni pencerelerden bakalım. O zaman kendi gelişimimiz oranında çocuklarımızın da geliştiğini göreceğiz. Belki biz de olgunlaşacağız. Hatta onların bizden daha çok aşama göstermesi daha farklı pencerelerden bakma isteğimizi kamçılayacaktır. Yaşayamadıklarımızı yapamadıklarımızı çocuklarımızdan değil bizzat kendimiz yapma cesareti bulacağız o zaman kim bilir?.. Unutmayalım ki, ”Gözler yaşarmadıkça gönülde gökkuşağı oluşmaz.”

 

HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

Yorum Yok

Bu yazı yorumlara kapatılmıştır.